Deneme yazıları bana göre izlenimci ressamların yapıtlarına benzer. Edebiyatımızda bu türün kitap sayfaları arasında sıkışıp kalması “hoş olsa da Oğuz Demiralp’in Vapur Yayınları’ndan çıkan ‘Okursan Ne Yazar, Yazsan Kim Okur’ kitabı bu birikimi yeniden hatırlatıyor. İnceleme ile eleştiriyi harmanlayan Demiralp, “Bir hülyadır edebiyat; dünyayı, hayatı anlayarak, anlatarak güzelliklere doğru aşmaya çalışmanın bir yoludur” diyerek okumanın ve yazmanın o hakiki değerini bize bir kez daha gösteriyor.
16. yüzyılda Fransız yazar Montaigne’in ‘Denemeler’ adlı yapıtıyla ‘denemenin’ edebiyatta yeni bir tür olduğu kabul edilir. Montaigne denemelerinde insan doğasıyla, kendi iç dünyasını samimi bir dille ele almıştır. Francis Bacon da bilimsel ya da felsefi konularda yazdığı nesnel denemeleriyle tanınan, Montaigne’den sonra en önde gelen deneme yazarlarındandır. Deneme yazarları arasında George Orwell, Virginia Woolf, Albert Camus, Jean-Paul Sartre gibi dünyaca önemli romancılar da var. Deneme edebiyatı genel olarak yazarların bir konu hakkındaki izlenimlerini, duygularını, kanıtlama zorunluluğu olmadan, kendine özgü üslubuyla aktardığı, genellikle çok uzun olmayan metinlerdir.
Nurullah Ataç, Sabahattin Eyuboğlu, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Haşim, Cemil Meriç edebiyatımızda da bu türün ilk önemli temsilcileri. Memet Fuat’ı da, Salâh Birsel’i de, Melih Cevdet Anday’ı da, Vedat Günyol’u da, Enis Batur’u da, Selahattin Hilav’ı da bu listeye ekleyebiliriz. Tabii ki Taner Ay’ı unutmadım.

İMLERDEN İZLENİMCİ RESME
Vapur Yayınları’ndan Temmuz 2026’da yayımlanan ‘Okursan Ne Yazar, Yazsan Kim Okur’ deneme kitabıyla Oğuz Demiralp de önemli deneme yazarlarımızdan. ‘Okursan Ne Yazar, Yazsan Kim Okur’daki yazıların tümü edebiyatla ilgili. İncelemenin daha nesnel, denemenin ise öznel olduğu söylenir. Bana göre deneme yazıları izlenimci ressamların yapıtlarına benzer.
Oğuz Demiralp denemeleri ise inceleme, eleştiri gibi birçok edebi türün harmanlandığı kendine özgü üslubu olan metinler. Bu bakımdan onun anlatımı tabiidir, samimidir. Alıntılarla ya da başka başka yazarlardan örneklemelerle zenginleştirdiği bu metinler bir tür karşılaştırmalı edebiyat çalışmasını anımsatıyor. Demiralp’in dili romana, şiire ya da hikâyeye bakış açısını değiştiren, yeni şeyleri fark ettiren bir dil. Oğuz Demiralp ‘Bartleby’i Okumak’ başlıklı denemesinde kendini profesyonel bir edebiyatçı olarak görmediğini söylüyor. Haklı, yazdıkları piyasacı değil, hakiki edebiyat. Yine aynı yazıda, edebiyatta deneme ile eleştiri türü hakkında “(...) Deneme bir metin üzerinden yazmaktır. Eleştiri bir metin üzerine yazmaktır. Ayrım dedim ama sınırlar o kadar keskin değil. Ben kalemi elime alınca sık sık sınır ihlali yapıyorum. Yazdıklarıma o yüzden eleştirisel deneme ya da eleştirili deneme demeyi yeğliyorum.” diyor.
Oğuz Demiralp yıllardır iki ayda bir yayımlanan ‘Sözcükler’ dergisinde yazıyor. Hatta yeni çıkan ‘Sözcükler’in 123. sayısında genç yaşta ölen şair Didem Madak’la ilgili yazısı var. Onun yazılarında bir zamanlar Melih Cevdet Anday’ın Cumhuriyet’te her cuma yayımlanan denemelerini hatırlatan bir yan var. Olumlu yanları olsa da, deneme ya da eleştirinin kitap sayfaları arasında sıkışıp kalması hoş değil. Dergiler bir ölçüde bu sınırlamayı ortadan kaldırsa bile, gerçekte bu türlerin yeri günlük basın. Az sayıda bunu sürdüren mecralar var ama yeterli değil.
GİZLİ SÖZLÜKLER VE DÜNYALAR
‘Okursan Ne Yazar, Yazsan Kim Okur’da 24 deneme var. Ülkü Tamer’den Orhan Veli’ye, Tevfik Fikret’ten Edip Cansever’e, Yusuf Atılgan’a, Memet Fuat’a, Melih Cevdet Anday’a, Ömer Seyfettin’e yani edebiyatımızda iz bırakmış yazarların yanı sıra dünya edebiyatından da Romain Gary’ye, Hermann Melville’e, Walter Benjamin’e, anarşist yazar B. Traven’e, Effi Briest’e, Furuğ Ferruhzad’a, Wolfgang Borchert’e de değiniyor.
Demiralp ‘tansık’, ‘değilleme’, ‘anamalcı’, ‘kösnül’, ‘biçem’ gibi dilimizde pek kullanılmayan ya da az kullanılan sözcükleri seviyor. Ama ‘üslup’ sözcüğünü de kullanmakta bir sakınca görmüyor. Kısa giriş yazısında ‘Okursan Ne Yazar, Yazsan Kim Okur’ kitabının başlığından da çıkarsama yaparsak okumanın da, yazmanın da bir bakıma boşa giden bir döngü olduğunu hatırlatırken, yine de edebiyat için “Bir hülyadır edebiyat; dünyayı, hayatı anlayarak, anlatarak güzelliklere doğru aşmaya çalışmanın bir yoludur” diye yazıyor.
TÜRK EDEBİYATI MI? TÜRKÇE EDEBİYAT MI?
Oğuz Demiralp büyükelçilikten emekli bir diplomat. Ankara’da yaşıyor ancak çocukluğundan ilk gençlik yıllarına kadar Sultanahmet semtinde yaşamış has bir İstanbullu. Çeşitli yayınevlerinden çıkmış kitaplarına ‘Okursan Ne Yazar, Yazsan Kim Okur’ kitabı da eklendi. Onun yazılarını yıllar önce Turgay Fişekçi yönetimindeki ‘Cumhuriyet Kitap Eki’nden okurdum. Orada yazdığı ‘Türkçe Edebiyat’ tanımlamasıyla ilgili yazı bir takım ulusalcının tepkilerine neden olmuş, çeşitli polemiklerle bu tanımlama başka yerlere çekilmişti. Oysa Demiralp bir söyleşide, edebiyatımıza ‘Türk edebiyatı mı Türkçe edebiyat mı demek gerekir’ tartışmasında esnek bir tutum içerisinde olmak gerektiğini, yazarın veya eserin dili vurgulanmak isteniyorsa ‘Türkçe edebiyat’, içinde bulunduğu milletle ilişkisi önemliyse ‘Türk edebiyatı’, coğrafya bağlamında bir konu tartışılıyorsa ‘Türkiye edebiyatı’ denilebileceğini ifade ediyor. Gayet anlaşılabilir bu açıklama bile hâlâ bu tartışmayı bitiremedi.
