Kemal Kamil Aktaş'ın unutulan tefrikası gün yüzüne çıktı: İstanbul’un kayıp ruhu: Tulûat

Kemal Kamil Aktaş'ın unutulan tefrikası gün yüzüne çıktı: İstanbul’un kayıp ruhu: Tulûat

Kemal Kâmil Aktaş’ın unutulan ‘Tulûat Tarihimizden’ tefrikası Oğuzhan Murat Öztürk’ün notlandırması ve yayıma hazırlamasıyla Ötüken Neşriyât’tan çıktı. Yılın en önemli ve en değerli kitaplarından biri olacağı muhakkaktır. Kitabın fotoğraflarına ayrıca değinmek gerekiyor. Bazılarını ilk defa gördüğüm çok sayıda ve tertemiz fotoğraflar enfes, bana da son yıllardaki en değerli kültür tarihçilerimizden biri olan Oğuzhan’a ‘Allah sa’y ü amelini meşkûr eylesin!’ demek düşüyor.

Kültür tarihçiliği meşakkatli bir hizmettir. Yazılanları tekrârlamayacaksın, yalanı yanlışı ayıklayacaksın, toplumsal hayatımızından nelerin kaybolduğunu bileceksin, en önemlisi de seni farklılaştıracak şık bir üslûbun olacak. Tulûata ve kantoculuğa benim kuşağım yetişemedi, ama seyirlik son yağlı güreşleri Ümraniye çayırında ve Yakacık meydanında seyrettim. Bugün ise hiçbiri yok, yahu biz son kırk altı yıl içindeki şehr-i Ramazanlarda rahmetli Nur Subaşı ağabeyimizin sesinden televizyondaki iftarları özleyen bir kuşak olup çıkmadık mı? İstanbul medeniyetindeki Ramazan zarafetini Arap zevksizliğiyle ve bozkır cehâletiyle değiştirenlere ne demeli, bilmiyorum.

22kr02-metici.jpg
Oğuzhan Murat Öztürk

Sevgili kardeşim Oğuzhan Murat Öztürk, son yılların en değerli ve en önemli kültür tarihçilerimizden biri, kaybolan ahşap İstanbul medeniyetinin cümle güzelliklerinin peşinde. Yağlı güreşleri mi okumak istiyorsunuz, Sami Karayel’in ‘En Meşhur Türk Pehlivanları’nı ve ‘Aliço’nun Son Güreşleri’ni notlandırıp yayıma hazırladı. Direklerarası’nı mı öğrenmek istiyorsunuz, onun ‘Deniz Kızı Eftelya’ kitabı bir efsânedir. Tulûatı orta oyunundan ve klasik tiyatrodan ayıran çizgileri mi merâk ediyorsunuz, Kemal Kâmil Aktaş’ın unutulan ‘Tulûat Tarihimizden’ tefrikası Oğuzhan Murat Öztürk’ün notlandırması ve yayıma hazırlamasıyla Ötüken Neşriyât’ın emsâlsiz Hayatıhakikiye Tefrikaları dizisinden çıktı.

22kr02ana.jpg

KAFAMDAKİ SORU İŞARETLERİ GİTTİ

Kemal Kâmil Aktaş’ın ‘Pişekâr Küçük İsmail Efendi’ esâslı tefrikası çok önemli de, Oğuzhan’ın kitabın başına aldığı otuz sekiz sayfalık ‘Küçük İsmail Efendi ve Geleneksel Türk Tiyatrosuna Bakış’ ve yirmi iki sayfalık ‘Pişekâr Küçük İsmail Efendi Kimdir’ başıklı yazıları bence tefrikadan çok daha değerli metinlerdir. Tulûata ilişkin kafamda bazı soru işâretleri vardı, bazılarının yazdığı gibi sahneye çıkanların aklına geleni söylediği bir tiyatro türü olmadığından kesinliklikle emîndim de, orta oyunundan nasıl ayrıldığı ve klasik tiyatroya ne kadar yaklaştığı husûslarında bazı tereddütlerim vardı. Oğuzhan’dan okuyunca her şey yerli yerine oturdu.

Yıllar önce bana Türk Sineması’ndan en sevdiğim filmleri sormuşlardı, onlara Yeşilçam komedilerine ve romantik komedilerine bayıldığımı söylediğimi anımsıyorum, çünkü Türk Sineması’nın altın yıllarını Ertem Eğilmez ekolünden sonra bitirenlerdenim. Belki de sadece ben öyle bitiriyorum. Siz Yeşilçam komedilerinin köklerinde orta oyunu ve tulûat yok mu sanıyorsunuz, isterseniz bir düşünün, Münir Özkul’un ve Kemal Sunal’ın tulûatçılardan ne farkı vardı?

MUASSIR MEDENİYETLER SEVİYESİNE ÇIKMANIN ÖNÜNE DİKİLEN BİR ‘KABAHAT’Tİ

Bence tulûat millî ve an’anevî kültürümüzü en şeffaf biçimde ifâde ediyor, ceketinden çıktığımız Ahmed Rasim ile yolumun ayrıldığı yegâne nokta tulûattır, bu husûsta maalesef Peyami Safa gibi büyük bir dehâ da beni çok şaşırtmıştır, bırakın siz Ahmed Fehim Efendi’yi ve Şehir Tiyatrosu ekolünü, tulûat komiği asıl rûhumuzdur. Ne var ki, tarihi kazananlar yazıyor, tulûat Şehir Tiyatrosu’na ve Tepebaşı’na yenildi, tulûat komiğinin üvey evlâd muamelesi görmesi bir yana, muassır medeniyetler seviyesine çıkmanın önüne dikilen bir ‘kabahat’, hatta bir ‘suç’ unsuru sayılmasınaysa hayret derim. Oysa, tulât, düpedüz halk tiyatrosuydu.

Oğuzhan Murat Öztürk’ün notlandırarak yayıma hazırladığı ‘Tulûat Tarihimizden’in yılın en önemli ve en değerli kitaplarından biri olacağı muhakkaktır. Mustafa B. Bozkurt’un takdim yazısını okurken ise çok eğlendim, bir de kitabın fotoğraflarına ayrıca değinmek gerekiyor. Bazılarını ilk defa gördüğüm çok sayıda ve tertemiz fotoğraflar enfes, bana da Oğuzhan kardeşime ‘Allah sa’y ü amelini meşkûr eylesin!’ demek düşüyor. Okur kardeşim, artık sıra sende, en yakındaki kitapçıya dalıp, bir ‘Tulât Tarihimizden’ isteyeceksiniz sadece. Mecânîn-i kütüb ve çizgi roman koleksiyoneri avukatlarımızdan Alpaslan Özkan’ın ‘bayram şekeri’ niyetine misâfirlerine dağıtmak üzere yirmi adet ‘Tulûat Tarihimizden’ aldığını duydum, bunu da derkenâren buraya not düşeyim.

EDEBİYATIN MUTFAĞI YİNE DOLU DOLU

Sözcükler dergisinin son sayısını Şiraze ve Söğüt ile birlikte yazmak istiyordum ama Söğüt’ün matbaada gecikmesi üzerine Şiraze’yi de sonraki haftaya erteliyorum. Bu hafta sadece Sözcükler’in 120’nci sayısına değineceğim. Önce Cevat Çapan’ın ‘Yağmurdan Sonra’ ve ‘Bir Kıyı Kasabasında’ isimli şiirlerini okudum. ‘Yağmurdan Sonra’daki “Yıllar sonra yeniden aynı soru /neydi aradığı ruhlarımızın” dizeleri hayatlarımızın özeti, ruhlarımız hep arayış içinde de, maalesef bulamadan ömür bitiyor. ‘Bir Kıyı Kasabasında’daki isimsiz şâir Edip Cansever olabilir mi? Oğuz Demiralp’te Ercüment Ekrem, Nahid Sırrı ve Sadun Boro olmasına rağmen nedense okumayı sonraya bıraktım. Tahir Abacı’nın ‘Edebiyatçılar ve Ajanlar’ yazısında çok eğlendim, solun çok eski hastalığıdır herkesi ‘polis’ ve ‘ajan’ olarak itham etmek. Onlar gibi düşünmüyorsan, yandın! Sanırım en baba isimlerden ‘polis’ veya ‘ajan’ olmayan kalmadı. Ama bu hastalık yüzünden örgütlere sızmış hakiki polisleri ve ajanları da kimse bulamamıştı. Hakan Savlı şiirini ‘yeniledi’, merâkla takip ediyorum. Onur Caymaz’ın şiiriyse tek kelimeyle nefis. Canan Domurcaklı’nın ‘Unutamamanın Estetiği, Hiroşima Sevgilim’ yazısı hayli ilginç, sevdiğim filmdir, ancak filmi ben Canan Domurcaklı’dan farklı okuyorum. Eray Canberk’in ‘Okuma Günlüğü’ndeki bölünme ise benim de canımı acıttı, düşünsenize, bir münevverin kitaplığı ikiye bölünürse ne yapar?

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN