Erkeklerde testosteron seviyesine ilişkin tartışmalar son yıllarda sosyal medyadaki “erkeklik”, kas gelişimi ve performans söylemleriyle giderek daha görünür hale geldi. Ancak uzmanlara göre konunun popüler kültürdeki “daha fazla testosteron daha iyi” yaklaşımından çok farklı bir tıbbi boyutu bulunuyor.
Alman Der Spiegel, 27 Ağustos’ta yayımladığı “Testosteron eksikliği risk gruplarında yeterince teşhis edilmiyor” başlıklı haberinde, düşük testosterona kas miktarından cinsel isteğe kadar çok sayıda sorunun bağlandığına dikkat çekti. Haberde görüşlerine başvurulan androloji uzmanı ise asıl üzerinde durulması gereken grubun, gerçek testosteron eksikliği açısından risk taşıyan erkekler olduğunu vurguladı.
HER DÜŞÜK TESTOSTERON DEĞERİ HASTALIK ANLAMINA GELMİYOR
Erkeklerde testosteron düzeyi yaş ilerledikçe bir miktar azalabiliyor. Ancak Alman Endokrinoloji Derneği (DGE), yaşa bağlı bu azalmanın tek başına bir hastalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor.
DGE’ye göre fizyolojik yaşlanmaya bağlı düşüş ile gerçek ve klinik olarak anlamlı testosteron eksikliğinin birbirinden ayrılması gerekiyor. Testosteron eksikliği açık biçimde ortaya konulmadığında hormon tedavisinin sağlık açısından kanıtlanmış bir yararı bulunmuyor.
KİMLER RİSK GRUBUNDA?
Avrupa Üroloji Derneği’nin (EAU) erkek hipogonadizmine ilişkin kılavuzunda, testosteron eksikliğinin bazı gruplarda daha sık görüldüğüne dikkat çekiliyor.
Özellikle obezite, tip 2 diyabet, metabolik sendrom, kalp-damar hastalıkları, kronik böbrek hastalıkları ve bazı kronik hastalıkları bulunan erkeklerde düşük testosteron görülme olasılığı daha yüksek.
Kılavuzda, yaşın tek başına düşünüldüğünde etkisinin sanıldığından daha sınırlı olduğu; obezite, eşlik eden hastalıklar ve genel sağlık durumunun testosteron seviyeleri üzerinde önemli rol oynadığı belirtiliyor.
BU BELİRTİLER DİKKATE ALINMALI
Testosteron eksikliğinde ortaya çıkan belirtiler tek başına bu hastalığa özgü olmayabiliyor. Bu nedenle teşhisin yalnızca şikâyetlere bakılarak konulması mümkün değil.
EAU'nun sıraladığı belirtiler arasında, cinsel istekte azalma, enerji ve fiziksel güç kaybı, yorgunluk, motivasyon azalması, duygu durumunda düşüş, konsantrasyon sorunları, uyku bozuklukları gibi sorunlar yer alıyor.
Cinsel belirtilerin testosteron eksikliği açısından diğer şikâyetlere göre daha özgül olduğu belirtiliyor.
TEK BİR KAN TESTİ YETERLİ DEĞİL
Uzmanların üzerinde durduğu en önemli noktalardan biri de teşhis yöntemi.
Avrupa Üroloji Derneği, testosteron eksikliği tanısının hem uyumlu klinik belirtilerin bulunmasına hem de kandaki testosteron seviyesinin sürekli düşük olduğunun gösterilmesine dayanması gerektiğini belirtiyor.
Testosteronun gün içerisinde değişiklik göstermesi nedeniyle kan ölçümünün sabah saatlerinde yapılması öneriliyor. EAU kılavuzuna göre testin sabah 07.00-10.00 arasında ve açken yapılması, düşük sonuç alınması durumunda ise tedaviye başlanmadan önce başka bir günde ölçümün tekrarlanması gerekiyor.
FAZLA KİLO TESTOSTERONU ETKİLEYEBİLİYOR
Özellikle obezite ile düşük testosteron arasında yakın bir ilişki bulunuyor.
EAU, obezite ve metabolik bozukluklara bağlı gelişen bazı testosteron düşüklüklerinin “fonksiyonel” olabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle fazla kilolu veya obez erkeklerde ilk yaklaşımın kilo verme ve yaşam tarzı değişiklikleri olması öneriliyor.
Kilo kaybının bazı erkeklerde testosteron düzeyinin yeniden yükselmesine katkı sağlayabileceği belirtiliyor.
UZMANLARDAN ‘KONTROLSÜZ TESTOSTERON’ UYARISI
Testosteron takviyeleri son yıllarda kas geliştirme, gençleşme ve performans artırma iddialarıyla da gündeme geliyor. Ancak uzmanlar, tıbbi olarak doğrulanmış bir eksiklik bulunmadan hormon kullanılmasına karşı uyarıyor.
Alman Endokrinoloji Derneği, gerçek testosteron eksikliği bulunan hastalarda jel veya enjeksiyon biçimindeki tedavilerin yararlı olabileceğini belirtirken, açık bir eksiklik bulunmayan kişilerde tedavinin sağlık açısından faydasının gösterilmediğini vurguluyor.
DGE ayrıca gereksiz testosteron kullanımının kırmızı kan hücrelerinde aşırı artış ve buna bağlı pıhtılaşma riskleri gibi istenmeyen sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekerek hormon tedavisinin mutlaka hekim kontrolünde yürütülmesi gerektiğini belirtiyor.
ASIL MESELE ‘TESTOSTERONU YÜKSELTMEK’ DEĞİL, GERÇEK EKSİKLİĞİ BULMAK
Der Spiegel’in gündeme taşıdığı tartışmada da öne çıkan nokta, testosteronun bir “erkeklik” veya performans göstergesi olarak ele alınmasından ziyade gerçek hormon eksikliğinin doğru kişilerde tespit edilmesi.
Özellikle obezite, diyabet ve metabolik hastalıkları bulunan erkeklerde yorgunluk, cinsel isteksizlik veya fiziksel performans kaybı gibi belirtilerin yalnızca yaşlanmaya bağlanmaması; gerekli durumlarda hormon düzeylerinin hekim tarafından değerlendirilmesi önem taşıyor.
