Bir Türkiye manzarası ki…

Türk-İş’e göre dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcamasını ifade eden ve “açlık sınırı” diye tanımlanan rakam 38.024,03 TL.

Halen asgari ücret 28 bin 075 TL.

Yani açlık sınırının 10 bin lira altında. Bu sınıra ne demeli?

Soru: Acaba bu sene 10 bin liralık bir asgari ücret artışı gerçekleşir mi? Yani asgari ücretle çalışanlar açlık sınırını yakalayabilir mi? 2027 yılında?

Türk–İş, bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyetini de araştırmış, 49.124,30 TL. olarak bulunmuş. Bu duruma göre asgari ücretle çalışan bekâr birisi de, açlık sınırını yakalayabilmek için 20 bin liraya ihtiyaç duyuyor. Acaba o 20 bini bulabilecek mi?

Türk-İş’e göre, gıda ve diğer tüm temel harcamalar için haneye girmesi gereken toplam geliri ifade eden ve “Yoksulluk sınırı” diye nitelenen rakam 123.856,80 TL.

Şu anda devlet üniversitelerinde görev yapan bir profesörün net maaşı 142 bin ile 165 bin arasında yoksulluk sınırının biraz üzerinde, ama emekliliğe geçildiğinde bu rakamlar 79 ilâ 91 bin lira seviyesine iniyor ki, yoksulluk sınırının 30 - 40 bin lira altına düşüyor.

Soru: Acaba emekli profesörlerimiz bu yılki düzenlemelerle yoksulluk sınırına çıkabilecekler mi?

***

(Bu arada farklı maaşlar da var tabii. Milletvekili maaşı 310 bin 202 lira meselâ, emekli milletvekili maaşı 201 bin 677 lira, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, emekli milletvekili aylığı olarak aldığı 201 bin 658 TL ile birlikte toplam aylık geliri 556 bin 155 TL. Yadırganmamalı bu maaşlar elbet, ama asgari ücret ya da diğer düşük emekli maaşları yadırganmalı.) )

***

DİSK-AR’ın araştırmasına göre Türkiye’de çalışanların yüzde 53,2’si asgari ücret veya buna çok yakın bir seviyede ücret alıyor.

Türkiye, bu oranlarla Avrupa genelinde asgari ücretle çalışan oranının en yüksek olduğu ülke. Örneğin Türkiye’de yaklaşık 11,2 milyon kişi asgari ücretle çalışırken, bu sayı 21 Avrupa Birliği ülkesinin toplamındaki asgari ücretli çalışan sayısına (12,8 milyon) oldukça yakın.

Bunlar, çalışan nüfusa dair rakamlar.

Bir de çalışmayan nüfus var. İşsizler… Ne eğitimde ne işte ev gençleri var. Geniş tanımlı işsiz sayısının 8.5 milyon, “Ev genci” diye tanımlananların sayısının 6 milyon civarında olduğu ifade ediliyor. Bunlar nasıl geçinir, nasıl yaşar apayrı bir muamma.

Bir de emekli dünyamız var bizim. Aslında bütün dünyanın emeklileri var da, bizimkisi çok özel.

Özelliği mahkûm olduğu yaşama şartlarıyla ilgili. Bir kere en düşük emekli aylığı diye bir gerçekliğimiz var. 23 bin 552 Lira o. Hani biraz da deyim yerindeyse ittire ittire getirilen rakam. Açlık sınırı, yani 49 bin lira, bunun iki katından fazla.

Tabii ki emeklilerin tümü “En düşük” noktasında değil. Ama daha çok memur emeklilerinde, emekli milletvekilli şu bu dahil yükselen rakamlar söz konusu olduğunda da “ortalama” emekli maaşı ancak 43.200 Lirayı bulabiliyor. Açlığı, yoksulluğu, hatta derin yoksulluğu konuşan ülkeyiz.

Bütçe görüşmeleri olacak Meclis’te… Bütçe, ülkenin gelecek hayali demek.

Hâlâ enflasyonla boğuşan, yani çalışanın - sabit gelirlinin kazandığı kuruşların kemirildiği bir ülke konumundan çıkılamadı.

Hâlâ, çalıştıranın -iş verenin işçi ücreti ve maliyet denkleştirmek için kıvrandığı ülke olmaktan çıkamadık. Sapır sapır dökülen dev firmaların haberleri yansıyor medyaya.

Ama bunun yanında bir de “Fon vurgunumuz” var. Sorumlu herkesin uyuduğu bir zamanda, milyar milyar götürülen bir yapı.

Bu arada birilerinin memleketi alıp götürmediğine şükretmek lâzım.

Bir yanda açlık – derin yoksulluk girdabında kıvrananlar, diğer yanda vurgun rüzgârında yatlarına binip milyarları alıp götürenler…

Nasıl bir toplumsal iklim oluşturur bu?

Kim ne konuşur bir araya geldiğinde?

Bu memleket hakikaten yönetiliyor mu yoksa sürükleniyor mu?

Belli ki vurguncular, yukarda bir yerlerde çevrim oluşturmuşlar… Ne diyor iktidar milletvekili: “Bu çapta büyük bir yolsuzluk kamu görevlilerinin suça iştiraki olmaksızın işlenemez” Al gülüm – Ver gülüm. En basiti manipülasyon… Daha ötesi örgütlü yapı - çeteleşme… Bazan “Biz” kelimesi de geçiyor. “Bizim oğlanlar” vs. Kimi ifade ediyor bu “Biz” sözcüğü? “Benim oğlumu alacaklar anasından doğmadı daha…”

“Kim yaptı bu ihaneti?” Bu soruyu da soruyor kimilerimiz. “Yukarısı” yaralanır kaygısı ile… “Açıklansın listeler” diyor bazılarımız. İktidar cenahından bazılarımız. Ama bir yandan da baltayı taşa vurmaktan endişe içindeler… Ya söylenenler – yazılanlar zülf-i yâre dokunursa…

“Cumhurbaşkanını koruma” ekseni üzerinden gidilirse, bir şey olmaz, diye düşünüyor olmalı kimileri… Hem vurguna karşı çıkmak, çünkü oradaki kirlenme ayan beyan ortada, hem de bu işten Cumhurbaşkanı’nın yara almaması… “Kötülük doğrudan Cumhurbaşkanı’na yönelik” söylemi… “15 Temmuz’dan daha kötü bu” söylemi…

“Cumhurbaşkanı cerrah titizliği ile çözecek bu meseleyi…”

Çözsün inşallah…

Emeklilerin derdini de çözsün, asgari ücretlilerin derdini de, açlık sınırında yaşayanları da görsün, yoksulluğa talim edenleri de…

Fon – zâdeler (fon çocukları) ile fon – zedeler (vurgun yiyenler), milyarları götürenler ile derin yoksullukta kıvranan milyonlar aynı yönetimin altında oluşuyor.

Son soru: “Türkiye Yüzyılı” adına kıvanç duymalı mıyız?

YORUMLAR (8)
8 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.