Umarım, “Pandora’nın kutusu” açılmaz
Türkiye’de yaşananları gözlemeye çalışırken gözüme çarpanlar yalnızca Fenerbahçe’nin ligde başına geleni anlamama yaramakla kalmıyor [Bakınız: “Futbolumuz ne ise siyasetimiz de öyle…’ yazım], üstelik bir de tarihimizin sonucu itibariyle en belirleyici döneminin ilk bakışta göze çarpmayan özelliklerini kavramama da yarıyor…
Vaktiyle Fenerbahçe’de top koşturmuş futbol yorumcuları bile yıldız kadronun sahadaki perişan halini anlamakta zorlanıyor.
Teknik direktörlüğünü de yapmış eski kaptanının, yönetime yönelttiği, “Şampiyonlar Ligi serüveninde gol kralı olan, leblebi gibi gol atan adamın neden gönderildiğini” sorgulayan mesajına cevap sözü geçen oyuncudan -Talisca’dan- geldi: Sebep, kendisini takıma getiren eski yöneticiye yeni yönetimin duyduğu husumet imiş…
Siyaset hayatında da benzer görüntüler yok mu günümüzde?
Uzun yılların iktidarı kendisine güç veren kadrosundan en verimli olanları göndere göndere geldi bugünlere, öyle değil mi? Sadece siyasileri trenden indirmekle kalınmadı, onlarla bir biçimde irtibatlı görülen -veya sanılan- bürokratik kadrolar da tasfiye edildi; edilmedi mi?
Geriye bugünkü siyasiler ile bürokratlar kaldı.
‘Fon skandalı’ hiçbir iktidarın hoşlanmayacağı türden sorunları kapıya dayadı. Acaba, kamuoyunun merakla beklediği türden skandalın üzerine gidilmesinin “Pandora’nın kutusu” açılmış gibi bir etkisi olacağı için mi top çevriliyor?
“Biz buna benzer ne badireler atlattık” diye düşünülüyor olmalı.
Ancak bu skandalın önceki badirelerle benzer bir tarafı yok.
Herhalde adı ‘fon krizi’ konulduğu ve ‘kriz’ sözcüğü kısa süreli sıkıntı anlamı taşıdığı için olacak…
Oysa, fon skandalı bir ‘kriz’ değil, etkileri kalıcılık kazanacak çok daha ciddi bir olay.
Mitolojiden “Pandora’nın kutusu” deyimini ödünç almamın sebebi de bu özellik…
[Pandora’ya Zeus tarafından düğün hediyesi olarak verilmiş bir kavanoz, asla açılmaması belirtildiği halde kulağa fısıldanan kışkırtıcı sözler üzerine açıldığında, içinde bulunan kaosa sürükleyecek her türlü kötülük dünyaya yayılır… Küpte kalan tek şey ise umuttur…]
Hafta sonu, kişiliğinde tarihimizin Cumhuriyet öncesi döneminin özelliklerini taşıyan yaşlı bir şahsiyetle tanışıp sohbet etme fırsatı buldum ve ondan bizzat tanıdığı, birçoğunu aile efradından duyduğu dönemin önemli insanlarının taraf olduğu olayları dinledim.
Tarih, özellikle de bizim için, durmadan kendini tekrarlıyor…
Görüşmemiz sonrası eve döndüğümde ondan edindiğim bilgileri bir de tarihî tanıklarından öğrenmek için kendimi kitaplara verdim. İlk önüme çıkan kitap ‘Rumeli Harp Orduları Umum Kumandanı’ olarak tanıtılan Süleyman Paşa’nın oğlu Sami Bey tarafından ilk kez 1326/1910 yılında -Sultan İkinci Abdülhamid’in halinden sonra- yayımlanmış babasının yazdığı Hiss-i İnkılab adlı kitabı oldu.
Süleyman Paşa, bir saray darbesi ile devrilen Sultan Abdülaziz’e karşı girişimin yakın tanığı. Darbe içerisinde yer alan askerlerden biri. Gününde not aldığı notlara dayanarak yazdığı kitapta, o dönemi, neden böyle bir şeye kalkıştıklarını, kalkışanları isim isim açıklayarak, ayrıntılarıyla anlatıyor.
Kitabı ‘Bir Darbenin Serencamı’ adıyla 2010 yılında yayımlayanlar, daha geniş kitlelerce anlaşılmasını sağlayabilmek için aslını bozmadan günümüz Türkçesiyle aktarmışlar .
Anlatılanların günümüzle ilgisini kurabilmek için kitabın ilk birkaç paragrafını burada aynen paylaşmak isterdim; ancak içinde bulunduğumuz şartlar yanlış anlamalara yol açabileceği için vazgeçtim.
[Alıntı konusunda çekingenliğimin bir sebebi, yazılı ve sosyal medyada dünkü gezintilerim sırasında karşıma çıkan, 1960 sonrasında yaşanan Talat Aydemir girişimini hatırlatan bir yazı oldu. Neme lazım diye düşündüm ve Süleyman Paşa’nın risale hacmindeki kitabını bulup okumayı meraklılara bıraktım.]
İnsanlar her gün hayatları akıp giderken, yaşanan olayları gözlemlerken yarının tarihine tanıklık ettiklerini pek düşünmüyorlar. Çünkü tarih bilinci o kadar güçlü değil.
Tanıklıklarını kitaplaştıranlar, masal anlatır gibi kahramanlıkları yansıtan ‘tarih’ iddialı kitaplar yazanların yanında geçmişi belgelere dayanarak sunan biyografiler var olsa da okuyanımız pek az…
Tarih biraz da bu yüzden tekerrür ediyor…
İlla her olayın tıpatıp benzeri olması şart değil, ancak ülkenin dengelerini sarsan olaylar her dönemde yaşanmıştır; Osmanlı’yı sarsan bir olay günümüzde ‘fon skandalı’ olarak karşımıza çıkabiliyor…
Fenerbahçe’nin durumu…
Kişiliğinde o dönemin özelliklerini barındıran yeni tanıştığım bir şahsiyet vesilesiyle elime aldığım kitap ve Cumhuriyet öncesinin hoş olmayan sayfaları…
Günümüzde karşılaşılan ‘fon skandalı’ olayının bana mitolojideki “Pandora’nın kutusu” konusunu hatırlatması…
Nereden nereye geldim, değil mi?
Ülkemiz ve Fenerbahçe bugünlerde yaşananları inanın hak etmiyor…
