Fon soygunu ve hilafet

Dindar insanların yolsuzluk yapmayacağı şeklindeki toplumsal güven bu iktidar zamanında yıkıldı. Son fon soygunundan yıllar önce, “ahlaksız dindarlık, dinin ahlaki içeriğinin boşalması” gibi kavramlar ortaya çıkmadı mı?

Bu konularda Mustafa Çağrıcı hocamızın makale ve kitapları son derece ufuk açıcıdır.

Ali Bardakoğlu hocamızın “fıkıh kuralları arasında ahlakın buharlaşması” kavramı hem fıkıh tarihinin hem günümüzdeki siyaset-din ilişkilerinin tahlilinde anahtar değerindedir.

Kınamakla, cezalandırılmalarını istemekle kalmayıp, neden böyle oldu diye düşünmek, önleyici düzenlemeler konusunda kafa yormak gerekmiyor mu?

Fakat “bizden” diyerek, “evdeki bulgur” hesabıyla veya itaat refleksiyle eleştirmemek, itiraz etmemek işte, yanlışların devamına ve büyümesine yol açtı.

HİLAFET OLSAYDI

Sistem deyince, hilafet olsaydı bu yolsuzluklar olmaz mıydı?

Bu da nereden çıktı demeyin. Akit TV’de Nurettin Yıldız Hoca, yolsuzlukları ve son piyasa dolandırıcılığını kararlı ve sert ifadelerle eleştirdi. Bunların sürpriz olmadığını söyledi.

Bana göre de sürpriz değil.

Hoca şöyle diyor:

“Ortada bir zulüm, adaletsizlik, yolsuzluk varsa bundan Müslümanlar da her insan da rahatsız olur. Fakat büyük bir hayal kırıklığı yaşamıyorum. Bu düzende daha iyisinin olmayacağını kırk defa biliyordum… Hilafeti kaldırmış, sistemi kökten değiştirmiş, ecdadıyla savaşmış bir yapıdan ben niye umut besleyeyim ki?"

Oysa bana göre, bu boyutlardaki yolsuzlukların sürpriz olmamasının sebebi, sistemde denetim ve dengenin, şeffaflığın, bürokraside liyakatin uzun süredir dumura uğramış olmasıdır. Yolsuzluk Algı İndeksi’nde son 12 yıldır puan kaybede kaybede 124. sıraya düştük.

TARİHİN DERSLERİ

Bir kimsenin hilafeti savunması özgürlük alanına girer. Doğrusu, karşıt fikirleri hakaret etmeden eleştirmektir.

Ben de Nurettin Hoca’nın çok iyi bildiği konulara dikkat çekerek hilafetin çözüm olmadığını, çözümü modern hukuk devleti fikrinde aramak gerektiğini anlatmaya çalışacağım.

Bugün hiçbir dindar, manen HZ. Osman mertebesinde olamaz. Ama hemen bütün Sünni tarihçiler onun 12 yıllık hilafet dönemini ikiye ayırırlar: İlk altı yıl “sünnete, Ebu Bekir ve Ömer geleneğine” uygundur. İkinci altı yılda ise akrabalarına, diyelim sadık yandaşlarına, sadece yüksek mevkileri değil, “beyt’ül mal”den büyük miktarlarda “ihsan”da bulunduğunu yazarlar.

Hz. Ali’nin uyarısına da uymamıştı.

Klasik İslam tarihçileri bu gibi vahim olayları üzüntüyle zikredip geçmişlerdi. Ama artık olaylara modern tarihçilik metotlarıyla bakanlar, kaynaklardaki bilgilerin tümünü araştırarak, bugünkü Müslüman hafızasında bulunmayan bilgileri gün ışığına çıkarıyorlar. Mesela, ilahiyatçı Murat Akarsu’nun, “Kabile Bürokrasisi ve Hz. Osman” adlı kitabı. (Ankara Okulu Yayınları 2015)

Orada okudum. Hz. Osman, sahabeden bazı kimselere şu kadar bin dirhem “ihsan” verilmesini emretmiş, fakat beytülmal görevlisi Abdullah bin Erkam, “ben Müslümanların beytülmalinin gözeticisiyim, senin sülalenin hazine bekçisi değilim” diyerek reddetmişler. Osman, onu azletmiş, yerine laf dinleyen birini tayin etmişti. (s. 199)

Vaaz ve hutbelerde asıl anlatılması gereken, böyle örnekler değil mi?

HUKUK DEVLET

Değerli tarihçi Ahmet Yaşar Ocak’ın “Farklı bir İslam Tarihi” adlı tarihçilikte çığır açan eserinde böyle ve daha vahim birçok örnekler var.

Tabii ki sadece Müslümanlar değil, bütün insanlık tarihi pek çok yolsuzluk, soygun ve zulümlerle doludur. Ekonomik ve sosyal bakımdan daha gelişmiş olan Avrupa’da 17. Yüzyıldan itibaren “niye böyle oldu, ne yapmalı?” soruları etrafında büyük felsefi ve siyasi tartışmalar yaşandı.

Sorunda kamu hukuku, kuvvetler ayrılığı, denetim denge, şeffaflık, tüzel kişilik, hesap verirlik gibi kavramlar ve kurumlar gelişti. Devlet başkanı kimseye “ihsan”da bulunamaz çünkü “bütçe kanunu” vardır. Keyfi ihale bile veremez çünkü kanunu ve bağımsız kurumu vardır hukuk devletinde.

Ya Osmanlı hilafeti? 17. Yüzyılda Koçi Bey şöyle yazıyordu:

“Şimdi âlem harab, reaya perişan, hazine noksan üzere.” (Zuhuri Danışman neşri, s. 50)

Hilafette de o çağların krallıklarında da denetim ve denge fikri bile yoktur. Sadece ahlaki nasihatler vardır, tutarsa…

Özetle derim ki, öyle hilafet, devrim falan gibi hamasi kavramlar yerine, iktisadi sorunları ekonomi bilimi, devlet idaresi sorunlarını anayasa hukuku ve idare hukuku açısından düşünelim.

YORUMLAR (23)
23 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.