İçim acıyor

Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım - Elemim bir yüreğin kârı değil paylaşalım.” Mehmet Akif’in bu feryadını, on yıllar boyunca Anadolu’daki pek çok konferansında dinleyicilerle paylaştım.

Akif bu şiiri 1913’lü yıllarda, Balkan Savaşlarında Müslüman ahalinin, yakın bir zamanda Gazze’de olduğu gibi, vahşice doğrandığı yıllarda yazdı. Şiirin ilerleyen mısralarında “Tükürün” diye başlayan bir bölüm var, orada “Medeniyet denilen maskara mahlûku görün - Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!” mısraları da var, “Tükürün cebhe-i lâkaydına Şark’ın, tükürün!” mısraı da…

Akif budur, içindeki isyandan “Medeni dünya” da nasibini alır, “Müslüman Şark” da…

2013’ten bu yana “Milli Mücadele”yi çıkarın, geride, İslâm dünyası adına, her biri diğerinden daha facia dolu mazlûmiyetler kalır.

Şu yakın üç – beş on yıla bakın; Bosna, Çeçenistan, Filistin, Doğu Türkistan, Kıbrıs, Batı Trakya, Kırım, Azerbaycan, Türk Cumhuriyetleri… Halepçe… Suriye… Irak…

Gözlerde yaş kalmadı. “Elemim bir yüreğin kârı değil” dostlar, içim acıyor, yüreğim yanıyor.

Çeçen mücahid Dudayev’in katledilmesi… Filistin’li liderlerin suikastlarla katledilmesi… Hizbullah liderliğinin katledilmesi… Ve son…. İran dini lideri Ayetullah Hameney’den başlamak üzere öne çıkan her ismin hunharca katledilmesi… Kaç kişi oldu sayamıyorum.

Çocukların üzerine bomba yağdırılması ayrı facia, ama bu liderliklerin katledilmesi ölümden öte apayrı bir mesaj taşıyor.

Katil İsrail.

Daha önce işgal altındaki Irak’ta, bütün ilim camiasını suikastlarla yok etti. Irak’ta uzun süre ot bitmesin mantığıyla.

Şimdi liderlere yönelik suikastlarla, dediğim gibi, ölümlerden öte, psikolojik savaşın en sarsıcı yönünü devreye sokuyor. Bu suikastların İran halkında rejime daha çok sarılma gibi tersine bir etkisi olur yorumları da var, ama peş peşe liderlerin doğuracağı sarsıntı, savaşta bin şu kadar insanın can vermesinden daha az sarsıcı olmaz.

İran şii, evet. İran’da Fars damarı da var, evet. Hamas, silâhlı mücadele veren bir yapıydı, evet. 7 Ekim tartışılabilir bulunabilir, evet. İhvan-ı Müslimin radikal bir İslâm yapılanmasıydı, evet… Çeçenler, Rusya gibi dev bir yapıya karşı silahlı mücadele veriyorlardı, evet.

Ama tüm bu yapılar, İslâm dünyası dediğimiz coğrafyanın, zaman zaman “Gönül coğrafyamız” denilen dünyanın, kendine özgü şartlar içinde doğmuş paylaşsanız da paylaşmasanız da, sizden bir parça olan yapılardır.

Tayyip Erdoğan “İran’ın elindeki nükleer gücü tartışıyoruz da İsrail’in elindekini neden tartışmıyoruz?” sorusunu sorarken son derece haklıdır. İran, bir İslâm ülkesi olduğu için ve Filistin’i yok etmekte olan İsrail’in varlığına karşı olduğu için hedef seçildi, bu o kadar açık ki…

Dün merhum Erbakan Hoca “ant-i semit – Yahudi karşıtı” diye suçlanmış, hedefe konmuştu. Bir kere bile ABD’ye davet edilmedi, itibar kazandırmamak için…

Bugün Tayyip Erdoğan, Amerikan Senatosu’nda “ant-i semit olmak”la suçlanıyor ve hedefe konuyor. “Ona neden silah verelim ki…” soruları uçuşuyor havada.

Ekonominizi mahvedrerim, aptal olma” heyheylenmesi dün bizim liderliğimize yönelmişti.

Ben şunu bilirim, şu söylerim:

İhvan-ı Müslimin’in terör örgütü olarak ilan edilip kök kazma operasyonuna maruz bırakılması doğrudan Türkiye’nin gücünden yontmadır. Hamas’ın tasfiyesi, Türkiye için güç budamasıdır. Türki Cumhuriyetlerin yaşayacağı her zaaf bizim bünyemizdeki aşınmadır. Irak’ın çökertilmesi bir uzvumuzun kesilmesidir. Körfez ülkelerinin, Suudların Amerikan etkisi altına girmesi, İslâm dünyasına yönelik ayrıştırma operasyonunun uzantısıdır. Ve İran… İran’ın tasfiyesi düşman oklarının Türkiye’ye daha yakın yere mevzilenmesi anlamına gelir.

Düşman kimini cepheye koyar, kimini tarafsızlaştırır, kimini başka biçimde oyalar… “İslâm dünyası” diye bir olgunun potansiyel olarak var olduğu ama işlevini yerine getiremediği gibi bir genel kanaat var. Akif de yakınmış “Şark” diye nitelediği İslâm dünyasının bu halinden…

Ama o dünyanın “potansiyel” varlığı bile önemli. O varlık bile boy hedefidir pek çok mahfilde. Bu “potansiylel” yapı “Kinetik” bir niteliğe bürünmesin, istenir. Onun için mezhep, etnisite farklılaşmasından rekabet, hatta düşmanlık üretilmeye çalışılır. “İran’dan bize ne? Filistin’den bize ne? Gazze’den, Doğu Türkistan’dan bize ne?” yaklaşımları dilimize, söylemlerimize monte edilir. Şöyle düşünsek: Bu coğrafyalarda birileri de “Türkiye’den bize ne?” söylemini seslendirmeye başlarsa… Al sana gönül coğrafyası bir bigânelik coğrafyası haline gelsin…

Bu bayram sabahında İran halkına “Sizin acınızı paylaşıyorum” demeyi bir insanlık borcu, bir Müslümanlık borcu olarak gördüm. Orada çocuklar Amerikan – İsrail bombaları altında can veren yüzlerce öğrenci – çocuk Bayramlık giyemedi bugün. İçim acıyor. Hiç olmazsa İspanya Başbakanı Pedro Sanchez kadar insanlık emaresi sergileyelim. Trump’a nefret, Netanyahu’ya lanet!

YORUMLAR (17)
17 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.