Oralara nasıl doluştular?
Kendileri Cumhur İttifakı içindedirler. Grup kürsüsünden şöyle seslendiler: “Organize bir şekilde harama el uzatıldığı anlaşılmaktadır.” Yani ortada bir fon krizi değil örgütlü bur soygun, bir “haram organizasyonu” bulunduğunu ifade ettiler.
Soru şu: Peki bu organizasyon oluşup bunca haram işlerken kendileri neredeydiler?
Cevabı bilmiyor değilim ama bu kirli organizasyon söz konusu olduğunda herkes elini yıkıyor. Bari sorumluluğu üstlenen birisi olsun diye soruyorum.
Tabii ki, bunca insanın oralara nasıl doluşabildiğini de sormak gerekiyor. Yani paraların üzerinde imzası bulunan üç tane Merkez Bankası Başkan Yardımcısı oraya nasıl geldi de şimdi fon vurgununda şüpheli duruma düştüler? SPK Başkanları, Türkiye Sigorta Başkanı, BDDK’lılar, Ak Parti Başkan Yardımcıları, Başkan Yardımcılarının mahdumları, şu bu… Heepsi “Bizim çocuklar” olduğu için mi?
Hele Hazine ve Maliye Bakanı’nın “manipülasyon var” dediğinin hemen ertesinde “Her şey pirü pak, öyle kuşku uyandırmaya gerek yok” yüksek basiretini sergileyen kişi nasıl Cumhurbaşkanı Yardımcısı olabildi?
Diyanet Vakfı’nın eli kirlenmiş, Gazze’ye yardım paraları ile oynanmış, daha ötesi var mı?
…..
Ben Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tesis edilirken, denge ve denetim olmaksızın bu kadar yetkinin bir kişide toplanmasının doğru olmadığını yazdım. Bazılarımız “Bu yetkiler meleği bile azdırır” dedi.
Ben, “Bizim camia” radyolarda yetkiler Tayyip Erdoğan’a verileceği için “Tabi ki Evet” tempoları tutarken, “Ya yarın bu yetkileri Kemal Kılıçdaroğlu kullanacak olursa…” diye uyardım. Olur ya nihayetinde seçim var ve halkın kimi seçeceği belli olmaz. Bu yetkileri Kılıçdaroğlu da kullansın mı?
“Kılıçdaroğlu hiç gelemez ki…” gibi bir kanaat devreye girdi ve Tayyip Bey’in de bu yetkileri kullanmasında bir sakınca bulunmadığına hükmedildi.
Ben o zaman “Bu yetkilerin partili bir cumhurbaşkanında bulunması ayrıca problemlidir” diye yazdım. “Devletin başka organlarını da siyasileştirir, devleti parti devleti haline getirir” gibi bir endişe ile… Bizim camia, “Varsın olsun, hep onlar devlet oldu biraz da bizimkiler olursa ne mahzuru var?” diye yaklaştı.
İtirazlar, kayda geçti ama sonunda boşa çıktı. Sistem geldi oturdu. Muhalefet gibi “Her şey kötü oldu” demeyeceğim, Tayyip Erdoğan, bu sistem içinde olmasa da iyi yapacağı şeyleri iyi yaptı. Ama bazı şeylerde de işte şu anda fon vurgununda olan gibi oldu. Hele ekonomide? “Bu yetkilerle “Ben ekonomistim” demeye başladığınızda ve “Lâf dinlemiyor” diye Merkez Bankası Başkanı değiştirme yetkisini kendinizde gördüğünüzde bazı şeyler iyi olmuyor.
Değiştir, değiştir, değiştir…. işte geldik bugünkü “organizasyonlar”a…
Tabii ki Tayyip Bey bunları böyle yapsınlar diye oralara getirmedi. Ama kurulan ”sistem”de şöyle bir durdum var:
Sürekli birtakım atamalara imza atılıyor Cumhurbaşkanı olarak. Binlerce imza…. Bakandan, Bakan yardımcısından, genel müdüre, büyükelçiye, valiye, emniyet müdürüne, kaymakama, ilçe ziraat müdürüne kadar…
Bu arada parti içi görevlendirmeler… Genel Başkan Yardımcısından, il başkanına…. Belediye Başkan adaylarına…. Bunlar da ihmale gelmez, altta parti sağlam olmalı…
Bunların liyakatli olup olmadığını tek başına denetlemek insanın kapasitesini aşan bir şey. İlla ki bir yerlerden tavsiye geliyordur, bazı kurumlara araştırma yaptırılıyordur.
Peki şu “organize haram” işini yapanlar oralara nasıl doluştular? Hapsini Cumhurbaşkanı tanıyor muydu, bu vahamet çizgisine gelinceye kadar nasıl görülmediler, devletin herhangi bir kurumu facia bünyeyi depreme sokacak hale gelinceye kadar neden alarm vermedi?
Denetim… diye bir şey var normal hukuk devletlerinde… Meclis denetimi, yargı denetimi vs… Başkanlık, yarı başkanlık, ya da parlamenter sistemle yönetilen hukuk devletlerinde kimseye kaşı – gözü için güvenilmez, herkes hukukla bağlıdır. Herkese muhtemel hata yapabilir gözü ile bakılır. İnsandır, çiğ süt emmiştir, denilir. Herkes hesabını vereceği inancıyla görev alır.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle gelen şey, bir kere Cumhurbaşkanı’nın yaptığı iş ve eylemlerden sorumlu tutulmamasıdır. Sorumluluk ancak seçimde miiletin verdiği oy ile hükme bağlanır. O zamana kadar da kurbağanın gözü pürtlesin, dereye su gelmez.
Hele “Hukuk devleti” yerine “Yargı devleti” tanımlamasına gitmişseniz, Yargı da Cumhurbaşkanı’nın parti lideri olmasıyla paralel olarak “siyasi” mahiyet kazandığı izlenimi vermeye başlamışsa…
Medya, ayağa – bileğe kelepçe tehdidi altında ise… Yani herkes yutkunuyor, kendi kendini sansüre tabi tutuyorsa…
Bütün bunlar, bunca yetki ile donatılmış bulunan Cumhurbaşkanı’nın hayrına değildir.
“Ömer’den isteniyor beklenen Muhammed’den...Ömer! Ömer! Nasıl aldın bu bârı sırtına sen?
Muhammed’den istenir, beklenir, çünkü o Peygamberdir. Ömer ise sade bir insandır. O zaman sade insanlar, taşıyabileceklerini üstlenmelidirler.
Değilse, “her kalbin inkisârında” Ömer yer alır. Bilmiyorum sayın Cumhurbaşkanı şu sıralar kime, neye, niçin bakıyordur? Kendi imzalarıyla atadıkları bu adamlar baştan da çürük müydüler, yoksa sistem içinde akarken mi bu kadar kire bulandılar? Gelinen durumun, sistemin bizatihi yapısıyla bağlantısı var mıdır?
Ülke Cumhurbaşkanlığı seçimine doğru gidiyor. Çok kalmadı. Tayyip Bey belli ki yeniden aday olmak istiyor. Yaşanan krizin – vurgunun – organize haramın onun yönetimini sarstığı açık. İşte sonunda “Milletin hesap kesme” takvimine geliniyor. Acaba millet kime nasıl hesap keser?
