Alçakların dilinde ne işin var güzel gönül?
Bir adam tanıyorum, bir sivil toplum kurumunun başında. Benzinine kadar kurum ödüyor. Resmî devlet memuru olmadığı için resmî maaş hesâbı yok. Bir yerden maaş geliyor. Bütün masrafları kurum tarafından karşılandığından bu maaşa dokunmaya gerek kalmıyor. Bunlar az gelmiş olacak ki iş yaptığı kurumları da dolandırıyor. Yanında çalışanların yurt dışı harcırahlarına el koyuyor. Sonra da “ödeme yapıldı” diye imzâ attırıyor. Karısı da kurumda görevli ve yıllardır devletteki memûriyetine gitmeden maaş alıyor. Yetmezmiş gibi evinde oturan akrabalarını da kurumdan kalkındırıyor.
Karı-koca o kadar usta oyuncular ki içyüzlerini bilmeyenler, evliyâ zannediyorlar. Hacca da gittiler. Bu ikilinin en çok kullandığı cümle şu:
“Bu işi gönüllü yapıyoruz.”
Güleyim bâri! Böyle bir iş, gönülsüz yapılır mı?
Kimse demiyor ki, “O zaman nasıl geçiniyorsunuz?” Bunu sormak şöyle dursun, nasıl yaşadıklarını görenler, “Ben de gönüllüyüm” diye sıraya giriyorlar.
.....
Vaktiyle Kızılay Başkanı Kerem Kınık, yüksek maaş aldığı iddiâsıyla istifâya dâvet edildi. Kınık, "Görevimizi, gönüllü olarak hiçbir ücret ya da maaş almaksızın, meccânen yerine getiriyoruz." dedi.
O zaman neyle geçiniyor? İnsan, bir geçim kaynağı olmadan yaşayabilir mi? Faturalarını nasıl öder? Evini nasıl geçindirir? Diyelim ki başka bir maaşlı işi var -ki bu gâyet normal- Kızılay’da çalışırken o işine gitmiyorsa ve maaşını alıyorsa gönüllü sayılmaz. Maaşlı sayılır. Nitekim Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ndeki öğretim üyeliğinden maaş aldığı ortaya çıktı.
Yapılan bir hizmetten maaş almak, ayıp veya günah değildir. Ama, “gönüllü yapıyorum” diye bizimle dalga geçmek, ayıp ve günahtır.
…….
Böyle gönüllü işlere, bir yenisi daha eklendi. Fon vurgunu yapanlar, şimdi haksız kazançlarını “gönüllü” iâde ediyorlar.
Yapmayın, etmeyin! Bizimle gönül eğlendirmeyin! Gönlümüzü kırmayın! Bu rezilliklere gönülü karıştırmayın!
Çünkü gönül güzeldir.
……
Başka dilde karşılığı olmayan gönül kelimesinin en güzel târifini, Nihad Sâmi Banarlı, “Türkçenin Sırları”nda yapıyor.
Çağlar ve diller boyunca dâima “güzel”i arayan ve daha güzeli bulunca eskisini terk eden Türkçenin, “gönül”den vazgeçmediğini ifâde eden Banarlı, aksine onu bütün gönlüyle sevip hayâtının her asrında, belki de her ânında kullandığını ifâde ediyor. “Çünkü gönül güzeldir.” diyor.
Gönül, o kadar güzel bir kelime ki yanına aldığı alçak kelimesinin üzerinden bir tılsım gibi geçerek fazilet kazandırıyor. Bir işi süistimal etmek için alçak olmak; gönüllü yapmak içinse alçak gönüllü olmak gerekiyor.
Karşımızdaki suistimalcilerin gönül kelimesiyle bir alâkaları yok ki gönüllü iâde etsinler.
Ah gönül, vah gönül, eyvah gönül!
Alçakların dilinde ne işin var güzel gönül?
