Korkunun prangaları

Bir toplumu istismar etmenin en kolay yollarından biri, onu dört bir yanının düşmanlarla çevrili olduğuna inandırmaktır.

Yönettiğiniz insanların haklı taleplerini bastırmak, onları yoksulluğa razı etmek, hatta özgürlüklerini bile ellerinden almak mı istiyorsunuz? Kalplerine her an yok edilebilecekleri korkusunu pompalayın. Kalenin kapısını kendi elleriyle kilitleyip, anahtarı -onları koruduğunuz zannıyla- size teslim edeceklerdir. Üstelik esir alındıklarına sevinecek, size minnet duyacak, bileklerine geçirdiğiniz prangaların kendilerini güvende tuttuğunu sanacaklardır. Ve yaşadıkları zorlukları bir yana bırakıp, hangi korkunç düşmanlardan korunduklarını konuşacaklardır.

Emir Kusturica’nın 1995 yapımı kült filmi Underground (Yeraltı), bu türden bir esaretin hikâyesini anlatır:

İkinci Dünya Savaşı sırasında Marko, arkadaşı Blacky’yi ve diğer insanları Alman işgalinden korumak bahanesiyle bir yeraltı sığınağına yerleştirir. Savaş biter, dünya değişir. Fakat Marko, sığınaktakilere savaşın hâlâ sürdüğünü söyler. İnsanlar dışarıda Nazilerin hüküm sürdüğüne inanarak yeraltında yaşamaya ve silah üretmeye devam ederler. Onların korkusu Marko’nun iktidarını güçlendirir, emekleri servetini artırır, sadakatleri ise yalanının sürmesini sağlar.

Demir parmaklıklar insanın bedenini, düşman korkusu ise muhakemesini tutsak eder. Korku insanları yönetilebilir kılar; bilgi üzerindeki tekel ise bu korkunun sürmesini sağlar.

Underground’ın hikâyesi, Yugoslavya’nın trajikomik tarihine özgü değildir; başka ülkelerde, başka biçimlerde tekrar tekrar sahnelenir.

Nazi tehdidinin yerine, ülkesine göre ABD, İngiltere, Çin, Rusya, Japonya ya da İran tehdidi konulur.

En çok işe yarayan “öcülerden” biri emperyalist dış güçlerdir.

Topluma kuşatılmış bir kalede yaşadığı söylenir.

Kaleyi yönetenlerin başarısızlıklarını konuşmak, kapıdaki düşmana yardım etmek sayılır.

İtiraz eden hain, hesap soran işbirlikçi ilan edilir.

Hak talep edenler ise ülkenin içinden geçtiği büyük imtihanı anlamamakla itham edilir.

Emperyalizm elbette bir masal değildir. Güçlü devletlerin zayıflar üzerindeki baskıları, ekonomik sömürü ve dış müdahaleler inkâr edilemez gerçeklerdir.

Ancak bu gerçekler, türlü beceriksizliklerin mazereti de olamaz.

Ekonomide ters giden her şeyi dış güçlerin komplolarına, içerideki yolsuzlukları düşmanların oyunlarına bağlamak, sorumluluktan kaçmanın kolay bir yoludur.

Dış kuşatma gerçek olsa bile içerideki adaletsizliği meşrulaştırmaz.

İktidarlar başarısızlıklarının değil, düşmanın “planlarının” konuşulmasını isterler.

Böylece dış güçlerin tahakkümüne karşı olma iddiasındaki söylem, içerideki tahakkümün kalkanına dönüştürülür.

Buradaki işleyiş açıktır: Ülkeyi dış güçlerden koruduğunu söyleyen iktidarlar, bunu ister inanarak ister bilerek yapsınlar, içeriyi nasıl yönettiklerinin hesabını vermekten kurtulurlar.

Oysa dış müdahaleye karşı olmak, içerideki keyfiliğe razı olmayı gerektirmez.

Bir ülkenin bağımsızlığı, yönetenlerin vatandaşlarına hesap vermekten bağımsızlaşması anlamına gelmez.

Millî egemenlik, iktidarın özel mülkü değil, halkın ortak hakkıdır.

Matematiğin, fiziğin yerli ve millîsi olmadığı gibi, temel insan haklarının da yerli ve millîsi olmaz.

Bir denklem, Ankara’da başka, Londra’da başka sonuç vermez.

İşkence uluslararası hukukta yasaklanmıştır; hiçbir ülkede güvenlik bahanesiyle meşrulaştırılamaz.

Düşüncesini açıkladığı için hapsedilen bir insanın özgürlüğü, hapishanenin hangi bayrağın altında bulunduğuna göre değer kazanıp kaybetmez.

Elbette her toplumun tarihi, kültürü ve siyasi tecrübesi farklıdır.

Ama farklılıklar, insan onurunu gözeten evrensel ölçüleri hükümsüz kılmaz.

Milliyetçilik, adaletsizliğe “yerli bir ruhsat” üretmek için kullanılıyorsa artık ülkeyi değil, iktidarı koruyordur.

Bir ülkenin bağımsızlığı, halkının kendi yöneticilerinden hesap sorabildiği yerde anlam kazanır.

Underground filminde sığınağın kapısını Marko’nun yalanı kilitlemişti.

Düşman korkusunu sorgulanamaz bir hakikate çeviren her yalan, toplumun üzerine böyle bir kapı kapatır.

İşin en acı yanı, insanların zamanla korkudan örülmüş prangalarını sevmeye başlamasıdır.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.