Gönüllü iade gönüllü aklanma mı?
Türkiye’de “hesap vermeden, veriyormuş gibi yapmanın” yeni yolları keşfediliyor. Suç işleyip ceza görmemenin yeni yolları bunlar.
Bu yeni yola bir de isim bulmuşlar: “gönüllülük.”
21 milyar doların buharlaşmasına birinci derecede katılanlar, yargılanmadan gidip TMSF’nin duydurduğu hesaba “gönüllü iade”de bulunacak.
Dalgaya alınan haliyle söylersek “tövbe eden kurtulacak.”
Fon dolandırıcılığına karışıp ceza görmeden “gönüllülük” üzerinden suç mahalinden uzaklaşacaklar.
Hukuk değil sirk gösterisi.
Ama biz hukukun ciddiyet kantarı ile durumu tartalım.
Soru 1- Neden bu iadeyi yapıyorlar?
Soru 2- İade miktarı neye göre belirleniyor?
Soru 3- Makbuza ne yazılıyor?
Öyle ya idari bir işlem yapılıyor.
“Gönüllü iade bedeli” yazılı bir makbuz mu var?
Biz eşi benzeri görülmemiş “gönüllü iadeyi” konuşurken, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bu hafta yaptığı açıklama da bu trajikomediye yeni bir boyut kattı.
Bakan Şimşek, fonlardan 10 milyon lira ve üzerinde reel kazanç sağlayan kişilere ve şirketlere gönüllü iade çağrısı yapılacağını açıkladı.
Çağrı da nasıl bir çağrı?
“Gönüllü gelmezseniz bak başınıza neler gelir” çağrısı mı bu?
Bakın ne diyor Bakan Şimşek:
“Bunlar davet edilecek, bunların manipülasyona iştirak durumu söz konusu olabilir. Gönüllü iade ederlerse sorun yok, etmezlerse hukuki süreç işletilecek.”
Biz kendimize mukayyet olup hukuksal ciddiyetle devam edelim, bu sefer de Şimşek’e soralım:
Soru 1- İade etmeyenler hakkında adli süreç işletilecek. İyi de iade edenlere ne olacak?
Parayı verince suç buharlaşıyor mu?
Soru 2- Ortada birtakım suçlara iştirak şüphesi varsa, bunun araştırılması kişinin parayı geri verip vermemesine mi bağlı?
Beyler…
Ceza soruşturması bakımından para iade etmenin usulü Ceza Kanunu’nda yazılı.
Gönüllü iade ile etkin pişmanlık aynı değildir.
Böyle bir “gönüllü iade” hâkimin hüküm aşamasında sanık lehine takdiri, indirim nedeni olarak değerlendirilebilir sadece.
Ötesinde, Türkiye’de “İade et, helalleşelim” diye bir ceza hukuku düzenlemesi yok.
Sermaye Piyasası Kanunu’nda belirli suçlar bakımından etkin pişmanlık hükümleri var ama bunların koşulları da kanunda yazılı.
TMSF adına açılmış bir hesaba gönüllü para yatırmak, kendiliğinden etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak anlamına gelmiyor.
Üstelik bu gönüllü iade uygulamasının kendisi de açıklanmaya muhtaç.
Biliyorsunuz SPK, 1 Ekim’de Birleşik Fon Bankası nezdinde TMSF adına isteğe bağlı iade hesapları açıldığını duyurdu. Bu açıklamada bir yer var:
”Tasfiye kapsamına alınan yatırım fonlarında, tasfiye kararından önceki dönemde gerçekleştirdiği katılma payı satışları sonucunda fahiş kazanç elde edenlerden, kendi isteği ile bu kazancı ilgili fona iade etmek isteyenler…”
Fahiş kazanç ne?
Bakan Şimşek’in açıklamasına göre fahiş kazanç 10 milyon ve üzeri.
Bakan Şimşek’in açıkladığı 10 milyon liralık eşiğe neden, nasıl gelindi?
Bu eşiği kim, nasıl belirledi?
İade tutarlarını kim, hangi yöntemle hesaplıyor?
Bilen yok.
Peki bu hesaplara kimler, ne kadar para yatırmış?
Bilen yok.
Bu soruların cevapları da yok.
Ne oluyor, kim ne oyun oynuyor?
Hesap açmak başka, “gönüllü iade” gereği para tahsil edilenlerin cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmak başka.
Bu dönemde “Gönüllü iade”, “gönüllü aklanma” demek anlaşılan.
Bakan Şimşek, bu “gönüllü iade çağrısı” açıklamasını yaparken tesadüf işte aynı gün, Devlet Bahçeli de fon soruşturmasında organize biçimde harama el uzatıldığını söylüyor ve en ağır hukuki yaptırımları işaret ediyordu.
Belli ki Cumhur İttifakı’nın içinde de bu konuda bir çatlak var. Sadece Bahçeli değil birçok AKP’li de durumdan rahatsız.
Bu kadar açık dolandırıcılığa ve dolandırıcılığın üstünü kapatma girişimlerine artık onlar bile tahammül edemiyor.
Yatırımcıların zararının karşılanması kuşkusuz çok önemli.
Ama ortada yasalara aykırı eylemler var, organize bir suç iddiası var.
Bu suç, yalnızca parayı geri alma mekanizması kurularak sonuçlandırılamaz. Bu “asrın yolsuzluğuna” karışanların cezalandırılması da gerekir.
Hani “ucu nereye giderse gitsin” deniyordu?
Ya parayı iade eden, soruşturmanın ulaşması gereken o ucun ta kendisiyse?
Paranın iadesiyle yetinmek, suçun izini sürmek yerine o izi kaybettirmek anlamına gelir.
Belki de bütün bu tuhaflıkların nedeni de o izi kaybettirmek amacıdır.
