Sanatın yapıcı sığınakları

Günün bütün o karmaşası, uğultusu ve zihnimizin pürüzleri kapının dışında kaldığında, insanın sığındığı o köşe bir düşünceye değil, net bir ana denk düşer. Bazen soğumaya yüz tutmuş bir çay bardağının buğusu, bazen masanın kenarından halıya düşen bir ikindi ışığı, bazen de kapağı aşınmış bir kitabın tanıdık kokusu… Gündelik hayatın bu küçük detayları bize bir şey öğretmez, sadece dağılan dikkatimizi, hırpalanan gövdemizi sessizce toparlar. Çünkü toparlanmak, büyük kararlarla değil, eşyanın ve zamanın bu gösterişsiz ritmine eşlik etmekle başlar.

Sanatın bize açtığı alan da tam olarak bu. Fırtınanın ortasında durabileceğimiz, duvarları taştan değil ama sarsılmaz bir odadır. Hermann Hesse, Bozkırkurdu’nda ruhu parçalanmış Harry Haller’ı anlatırken nokta atışı bir kurtuluş vaat etmez. Haller’ın zihnindeki o yırtıcı gürültü, ancak bir masanın üzerindeki küçük bir detayı fark etmesiyle, edebiyatın insanı hizalayan o sakin ağırlığına teslim olmasıyla sakinleşir.

Rainer Maria Rilke de Genç Bir Şaire Mektuplar’ında benzer bir cesareti arar. Kederleri ya da içimizdeki o tek başınalığı birer düşman gibi kapının dışında tutmak yerine, onlarla aynı odada oturabilmek. Bir kitabın ortasında, tam da anlatamadığımız bir kırgınlıkla karşılaştığımız o an, yalnız olmadığımızı anladığımız o ilk kırılma anımızdır.

Resim sanatı da bize işte bu gri, gürültüsüz odayı kurar. Danimarkalı ressam Vilhelm Hammershoi’nin tablolarına baktığınızda, sizi karşılayan şey süslü bir hikâye değildir, pencerelerden süzülen o solgun, gri-beyaz ışık ve mekânın kendi içine çekilmiş hâlidir. O tuvallerdeki figürler konuşmaz, bir şey kanıtlamaya çalışmaz. Sadece bir pencere kenarında durur, ya da masanın başındaki ahşap sandalye gibi mekânın bir parçası olurlar. Hammershoi, dışarının koşturmacasına karşı bize bir şey anlatmaz, sadece zihnimizi dinlendireceğimiz, hiçbir şeyin yetişmek zorunda olmadığı nadasa bırakılmış bir köşe bırakır.

Müzik ise bu nadası doğrudan nefese dönüştürür. Erik Satie’nin Gymnopedies’ini dinlerken zamanın ritmi değişmez, sadece aradaki boşluklar genişler. Satie, nota kalabalığını ve gösterişli geçişleri ayıklayarak müziği yalın bir akışa indirger. Notaların arasındaki o geniş es’ler, insanın kendi nefesini duymasına, zihninde biriken uğultunun yavaşça dipte bir tortu gibi çökmesine izin verir. Burada müzik bir gösteri değil, ruhun kaybettiği her şeyi panik yapmadan yeniden bulduğu bir duraklamadır.

Uzakta, büyük mucizelerde aradığımız o şifa, aslında hayatın içine serpiştirilmiş bu küçük temas noktalarındadır. Bir resimdeki solgun ışık, Satie’nin bir piyano tuşuna bastıktan sonra bıraktığı o uzun sessizlik ya da masanın üzerinde duran bir kitabın bize vaat ettiği o gürültüsüz evren… İyileşmek, kusursuz bir huzura ermek değil, yaşamın pürüzleriyle birlikte durabilme esnekliğidir. Sığınılan o güvenli liman, dönüp dolaşıp kendimizle göz göze geldiğimiz ve durmaya izin verdiğimiz o mütevazı anlarda gizlidir.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.