Testi kırılmadan
Galatasaray yıllardır kadrosunu Avrupa devleriyle rekabet edebilecek seviyeye taşımak amacıyla Şampiyonlar Ligi hedefleri doğrultusunda yapılandırıyor. Adım adım, titizlikle gerçekleştirilen takviye transferler bu stratejinin birer parçası: Osimhen, Sané, İlkay ve Singo gibi dünya çapındaki isimlerin takıma katılması tesadüf değil. Amaç son derece net. Şampiyonlar Ligi’nde ekonomik ve kadro derinliği açısından zirvedeki 7-8 dev kulübün arayı iyice açtığı bir gerçek; ancak sarı-kırmızılıların devler liginde son 16 aşamasına kalma iddiası ve potansiyeli her zaman mevcut. Yine de temsilcimizin sergilediği futbolda ciddi soru işaretleri barındırdığını kabul etmek gerekiyor. Üstelik bu gerçekleri tam da Fransa deplasmanından zaferle dönülmüş bir gecenin ardından, testi kırılmadan yazmakta büyük yarar var.
Galatasaray’ın kadro ve sistem bazındaki kronik eksikleri dünkü mücadelede bir kez daha net bir şekilde gün yüzüne çıktı. İlk yarı sona erdiğinde skor tabelası 2-2’yi gösteriyordu ancak kalede Uğurcan’ın devleşerek kurtardığı bir dizi net gol pozisyonu unutulmamalı. Takım hücuma çıktığında, savunmanın arkasına atılan hemen her uzun top kalede büyük bir tehlike yarattı. Davinson Sánchez ve Abdülkerim Bardakcı’nın geniş alanda yavaş kalarak geriye dönmekte zorlanmalarına, bu kez Roland Sallai’nin savunma hattındaki kritik hataları da eklendi. Macar futbolcu Süper Lig seviyesinde sağ bek pozisyonunu bir şekilde idare etse de Devler Ligi arenasında orjinal bir sağ bek olmadığı gerçeği maalesef belirgin biçimde gözler önüne serildi. Lille ilk yarı boyunca Galatasaray’ın sağ kanadını adeta bir madene çevirdi. Yunus Akgün, bu bölgedeki açığı kapatabilmek için sürekli savunmasına yardıma gelmek zorunda kaldı. Fakat futbolun garip bir cilvesidir ki, savunmada aksayan o Sallai nefis bir hücum başlatarak Batrakov’a takımın ikinci golünü attıran isim oldu.
Öte yandan Galatasaray’ın genel oyun temposu Şampiyonlar Ligi standartlarına kıyasla yavaş kalıyor. Kanatlarda Barış Alper ve Yunus gibi patlayıcı isimlerin bulunmasına rağmen ritim maç içinde sürekli dalgalanıyor, bir türlü istenen kararlılık yakalanamıyor. Osimhen istediği topları her an alamıyor; hatta ilk yarıda takım arkadaşlarının hücuma yeterince hızlı destek vermemesine son derece haklı olarak tepki gösterdi. Durum böyle olunca Nijeryalı yıldızın gücünden maksimum seviyede yararlanılamıyor. Nitekim Batrakov ile gelişen atakta Barış’ın Osimhen’i görmesi, golcü oyuncu için yeterli bir fırsattı. Ceza sahası dışından attığı bu son derece şık golden sonra, yetiştiği kulüp olan Lille’e saygısından dolayı sevinmemesi ise oyuncunun duruşunu ve karakterini sergileyen klas bir hareketti.
Osimhen’in topla buluşmakta zorlandığı evrede ilk gol kanat oyuncusu Yunus’tan geldi; ancak diğer gollerde yine forvet dışı isimlerin doğrudan katkısı vardı. İkinci gol Sallai’nin harika ortasında Batrakov’un bitiriciliğiyle gelirken, üçüncü gol Torreira’nın sert şutunda kaleci Berke’nin kendi kalesine tokatladığı pozisyonda doğdu.
Gençlerbirliği maçında İrfan Can’ın, dün akşam ise Berke’nin kendi kalesine attığı goller şüphesiz sarı-kırmızılılar adına şans anlarıydı. Ancak şans faktörü her zaman bir takımın yüzüne gülmez. Galatasaray’ın işi şansa bırakmadan bitirmesi gerekir. Lille maçı deplasmanda olmasına karşın Galatasaray’ın kadro kalitesiyle favori olduğu bir karşılaşmaydı ve beklenen galibiyet geldi. Fakat Okan Buruk ve öğrencilerinin Avrupa kulvarında ilerlemek istiyorlarsa çok daha güçlü bir oyun planına, daha yüksek bir tempoya ve kolektif hıza ihtiyaçları var. Aksi takdirde Avrupa’nın en iyi 16 takımı arasına adı yazdırmak geçen sezondan daha da zorlu bir sürece dönüşebilir.
