“Makul kazanç” 10 milyon lira mıdır? İktidarın siyasi açmazı

Dikkatli okuyucuları gözünden kaçmamıştır. Bundan 12 gün önce de yazımın başlığı aynı konudaydı ama o zaman soru “Makul kazanç 100 milyon lira mıdır?” şeklindeydi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fonlarda bir hesap yapmış, fonların batmasından kısa süre önceden itibaren fon paylarını satıp çıkan, satarken de 100 milyon liranın üzerinde kazanç elde eden 141 gerçek kişi ile 73 tüzel kişilik saptamıştı. Bu saptamada kazanılan para 187 milyar liraydı ve savcılık bu parayı geri istiyordu.

Fon soygununda rakamlar hep böyle. Milyarlar, yüz milyonlar havada uçuşuyor.

Ben kişisel olarak 100 milyon lirayı bir arada hiç görmedim, cebimde veya yatırım hesabımda böyle bir para hiçbir zaman olmadı. Herhalde bu ülke nüfusunun yüzde 90’ı da böyle bir parayı bir arada görmemiştir.

Ama şimdi bu para sanki normalmiş, makulmüş gibi konuşuluyor ve bu konuşmalar da ister istemez yadırganıyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek salı sabahı Habertürk ve Bloomberg’in ortak yayınına çıktı; o savcılığa göre farklı bir ölçüt kullandı. “Makul kazanç”ı 100 milyondan 10 milyon liraya küçülttü.

Söylediğine göre; 16 Eylül’de fonlar tasfiye edilene kadar, son dönemde fonlardan para çıkaran ve kazancı 10 milyon liranın üzerinde olanların listesi hazırlanmıştı. Bu listedeki gerçek kişi ve tüzel kişiliklere yazı yazılıyordu ve kazançlarını TMSF nezdindeki hesaplara iade etmeleri isteniyordu. Eğer gönüllü olarak iade etmezlerse haklarında adli işlem başlayacaktı. Bakan bu tehdidi de dile getiriyordu.

Kusura bakmayın ama 10 milyon lira da bu ülkede yaşayan insanların yüzde 90’dan fazlasının gündelik hayatlarında kullandıkları bir rakam değil. Aramızda pek az kişinin yatırım şirketlerinde duran 10 milyon lirası var.

Bakın bazı rakamlar vereyim: Türkiye’de bankada veya yatırım şirketinde 10 milyon liranın üzerinde portföyü olan sadece 95 bin kişi var. Nüfusumuz 86 milyonsa on bin kişiden 11 tanesi yani.

Aslında 1 milyon lira bile büyük bir baraj. Türkiye’de bankada veya yatırım şirketindeki parası 10 milyon liradan az ama 1 milyon liradan fazla olan kişi sayısı da 2,7 milyon. Yani 100 kişiden 3’ü.

Ben, fon soygununu araştıran kurumların bir yerden bir çizgi çizmek istemesini anlamıyorum aslında. Ellerindeki veri seti, her bir yatırımcı için ana paralarına karşılık hangi sürede yüzde kaç getiri elde edildiğini hesaplamaya yeterli. Bana soracak olursanız, aynı süre içinde gösterge hazine tahvilinin sağladığı getiriyi “makul” kabul edip bunun üstündeki getiriyi kârlı yatırımcılardan isteyebilmeliler.

Ama bugünkü yazımın konusu bu teknik-adli mesele değil; işin siyasi yönü.

O çizgi nereden çiziliyor olursa olsun, iktidar bu paraları geniş halk kitlelerine izah etmekte zorluk yaşayacak. Çünkü dediğim gibi her şart altında bir minicik azınlığın kazandığı veya çaldığı paralardan söz ediyoruz. Ne 1 milyon lira, ne 10 milyon lira ne de 100 milyon lira bu ülkede yaşayan ezici çoğunluk için “makul” rakamlar. Milyarları hiç saymıyorum.

Fon soygununun Ak Parti tabanında bu denli büyük etki göstermesinin sebebi de zaten bu hiçbirimizin gündelik hayatında geçmeyen, geçmesini hayal bile edemediğimiz rakamların hırsızlıkla çalınmış olması.

Bir şeyi yanlış isimlendiriyoruz. Tasfiye halindeki fonlarda parası kalan 456 bin kişi ile borsanın değer kaybından ötürü yatırımlarının değeri çok düşen 7 milyon kişiyi “mağdur” olarak tanımlıyoruz.

Doğru, bu insanlar teknik olarak mağdurlar elbette ama sokaktaki insan bu parasını fona kaptıranlara, borsada yatırımları eriyenlere hiç de öyle acıyan gözle bakmıyor. Onlar depremzedeler gibi mağdur değil sokaktaki insanın gözünde.

Sokaktaki insan tam tersine, bu soygunun ortaya çıkmasıyla kendisini mağdur ve kandırılmış görüyor. Bugünün “mağdurlarını” ve fonlardan son iki haftada parasını çeken, 10 milyon liranın üzerinde kazanç elde edenleri doğrudan haksız kazanç elde eden ayrıcalıklı grup olarak görüyor. “Oh olmuş” diyene bile rastladım.

Hele hele bu grubun içinde iktidar partisine doğrudan bağlı olan veya iktidar partisinin yakın çevresinden gelen insanların varlığını gördükçe mesele “Bal tutan parmağını yalar” anlayışının bile ötesine geçiyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yönetmesi ve kendi aleyhine dönmekten vazgeçirmesi gereken duygu bu işte. Ve işi hiç kolay değil.

Tam da bu sebeple herkes ağız birliği etmişcesine bu soygunun Tayyip Erdoğan’ın bütün siyasi hayatında yaşadığı en büyük meydan okuma olduğunu söylüyor.

Kaldı ki zaten Cumhuriyet tarihinin en büyük finansal dolandırıcılığından söz ediyoruz.

O dolandırıcılık, Tayyip Erdoğan ülkeyi yönetirken, o dahil hepimizin gözlerinin önünde yaşandı.

Bunun affedilmesi çok zor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.