Almanya başkentinden ilk izlenimlerim
BERLİN
İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerinin insanlar üzerinde hâlâ fark edildiği 1970 yılında, genç bir öğrenci olarak Berlin’e de uğramıştım.
İki farklı ideolojinin ülkenin iki yarısında hüküm sürdüğü bölünmüş Almanya’nın eski başkenti Berlin’e…
Aradan yarım asırdan fazla zaman geçti. O yıllarda Avrupa’da en çok yolumun düştüğü, ortak sorunları aydınlarıyla tartışma imkanı bulduğum ülke oldu Almanya.
Bu arada, ‘hiçbir zaman gerçekleşmeyeceği’ sanılan bir hülya da gerçekleşti: İki Almanya birleşti. Berlin artık yeniden ülkenin başkenti.
Almanya güçlü ekonomisi ile Avrupa’nın en önemli ülkesi sayılıyor. Ancak ülkeyi yönetenler sorunlarla baş etmekte zorlanıyor ve bu da Almanya’da beklenmeyen gelişmelere yol açıyor.
Sosyal Demokratlar ile Hıristiyan Demokratların halk desteğinin dibe vurduğu siyaset ortamında, birkaç yıl öncesine kadar ‘marjinal’ gözüyle bakılan ‘aşırı sağ’ AfD -Alternative für Deutschland -Türkçesi Almanya için Alternatif- yükseliyor.
En son - Ekim 2026 - kamuoyu araştırmasında, Hıristiyan Demokrat değişik fraksiyonların ittifakı olan CDU/CSU %20 ve Sosyal Demokrat SPD %13 düzeyinde görünürken, AfD %27 alabilecek duruma geldi.
Ülkedeki eşitsizliklerden besleniyor AfD; göçmen karşıtlığından da... Ülkenin tartışma gündemini de çoktandır AfD belirliyor.
AfD’nin Generation Deutschland adlı gençlik örgütü, milyonlarca göçmenin Almanya’dan gönderilmesini savunan sert bir kampanya yürütüyor. Örgütün başkanı Jean-Pascal Hohn, Almanya’nın Almanların ülkesi olarak kalması gerektiğini söyleyerek kitlesel dönüş çağrısında bulundu.
Berlin’de kendimi bu tartışmanın ortasında buldum.
Başbakan Friedrich Merz Suriyelilerin zaten ülkelerine dönmeye başladığını duyururken, 1960’larda Almanya’ya işçi olarak gelen Türkler’in kalkınmalarına katkıda bulunduklarını, ekonomik faaliyetlerinin de kendileri için önemli olduğunu vurgulayıp duruyor.
Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier de tartışmaya Almanya’nın iş gücü ihtiyacına dikkat çekerek katıldı. Hastaneler, bakım evleri ve özel sektörün göçmen diye anılanlar sayesinde ayakta durduğunu söyleyerek...
Türkler yarım asrı aşan varlıklarıyla Almanya’da pek çok alanda ön planda. Kovid salgını sırasında ürettikleri aşıyla gündeme gelen Uğur Şahin - Özlem Türeci çifti bunun bir örneği.
Son örnek ise Berlin’den.
1980 sonrası Almanya’ya göç etmiş bir ailenin çocuğu olan Elif Eralp, belediye başkanı adayı olarak katıldığı seçimde, solun oylarını ikiye katlayarak, rakip partileri geride bırakmayı başardı.
Kentin kronikleşmiş sorunlarını çözmeyi vadederek.
Bir Türk’ün Berlin’de belediye başkanı olma ihtimali ve özellikle de New York’ta yaygın kitlelerin desteğini alarak belediye başkanı seçilmiş Zohran Mamdani ile arasında benzerlik kurulması bazılarını rahatsız etti.
Elif Eralp’in koalisyon oluşturmak istediği partileri etkilemeyi hedefleyen bir kampanya ile rahatsızlıklarını dışa vurdular.
İşin içine Gazze konusu da partisine yönelik ‘anti-Semitizm’ iddiaları ile girdi.
Bu ay sonunda yeniden başlaması beklenen ittifak çalışmaları sonuca ulaşırsa, tarihinde ilk kez, göçmen çocuğu bir kadın Berlin’e belediye başkanı olacak.
İşçi olarak Almanya’ya gelmiş Türkler ile onların çocukları ve torunları, hiç değilse büyük bölümü, bugün ülke ekonomisinin en önemli parçası durumundalar.
Türkler tarafından kurulmuş 100.000’i aşkın işletmede yarım milyondan fazla insan çalışıyor. Yalnızca geleneksel olarak yemek sektöründe ağırlıklı değil bugün Almanya’daki Türkler, sanayinin ve bilişim teknolojisinin de tam ortasındalar.
Siyasette Elif Eralp ilk değil. Daha önce Alman Parlamentosu’nda milletvekili ve hükümette bakan olarak (2021-2025) görev yapmış Cem Özdemir, bu yılın mayıs ayından bu yana Baden-Württemberg eyaletinin başbakanı.
Göçmenlere ‘‘Git’’ demesi kolay ancak Türkler büyük nüfuslarıyla Almanya’da kalıcı.
İyi yetişmiş Türkler kendilerini çoktandır ‘göçmen’ olarak görmüyor zaten.
Almanya bir süredir AfD’nin başlattığı çoğu anlamsız tartışmalarla meşgul; oysa dünyanın değişen ve artan sorunları Almanya’yı uluslararası yarışta ikinci-üçüncü plana itiyor.
Merz’in ve hükümetinin yaldızlarının dökülmesinin en önemli sebebi de bu zaten: Geleneksel partiler, bildik söylemleriyle ülkeye umut aşılayamıyor.
Bir yandan aşırı sağ, diğer yandan da sol, politika alanına hakim hale geliyor.
Geleneksel politikacılar siyasi yarışta başarısız.
Onların kişisel ve parti olarak başarısızlıkları ise, ülkelerinin uluslararası düzeyde önemsizleşmesine yol açıyor.
Bugün Almanya’nın içine düştüğü durum bu.
Yıllar önce geldiğimde insanlarda gördüğüm savaş-sonrası yılgınlığı, ‘Alman mucizesi’ adı verilecek ekonomik başarılarla giderilmiş, kısa sürede Avrupa’nın lideri konumuna gelmişti Almanya.
Birleşerek daha da güçlü olmuştu.
Kısa süreli izlenimim: Bugünkü Almanya o Almanya değil.
