Testi kırılmadan önce uyarılmalıydı
Camia”dan yükselen ses”e Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın -Tayyip Bey’in nasıl baktığı da merak edilmiştir.
Hani ilk defa böyle yüksek sesle bir “rica” da değil “ikaz” gelmiştir. İnsan ve Medeniyet Hareketi’nden, ardından Hüdayi Vakfı’ndan, paralel biçimde iktidara yakın kimi köşe yazarlarından… MÜSİAD’dan…
Tayyip Bey nasıl bakmıştır bu seslere?
Öfkelenmiş midir, “Siz de mi?” mi demiştir, Brütüs sendromu mu devreye girmiştir?
Çarşamba günkü grup konuşmasında Tayyip Bey’in yaklaşımını ifade eden cümleler yer aldı.
Basbayağı memnun olduğu izlenimi veren ifadeler bunlar. Hatta bu ikazları partinin sıhhatine işaret sayan cümleler. Şunları söyledi meselâ:
“Konunun kendi tabanımız özellikle bize yıllardır destek veren camiamız tarafından yakından takip edildiğini gayet iyi biliyoruz. İnancımızın bir gereği olarak emri bil maruf nehyi anil münker çizgisini hatırlatan, her türlü teklif ve tenkidi elbette önemsiyoruz.AK Parti sadece kadrolarıyla değil, aynı zamanda hakikati söyleyen çelik çekirdeğiyle de nevi şahsına münhasır bir harekettir.Ne mutlu bize ki; soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var. Ne mutlu bize ki; yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var.Bizi bugünlere getiren önce Yüce Allah’ın yardımı, sonra aziz milletimizin desteği, daha sonra irşat ve ikaz görevlerini layıkıyla yapan gönül dostlarımızın varlığıdır.”
“Emri bil maruf nehy anil münker” ilkesinden yola çıkarak “Hakikati söyleyen, yanlışa yanlış doğruya doğru diyen çelik çekirdek….. irşat ve ikaz görevlerini layıkıyla yapan gönül dostları… “
Ne anlıyoruz bu cümlelerden?
Meğer Tayyip Bey, benim, ya da pek çok Karar yazarının yıllardır “Neden olan bitene ses çıkarmıyorsunuz?” diye seslendiğimiz “Hocalar, cemaat – tarikat büyükleri”nden gelecek sorgulamaları, ikazları, ses yükseltmelerini, yanlışa yanlış doğruya doğru demelerini siyasi hareketi için şayan-ı şükran saymaktaymış…
Tayyip Bey’in bu tür uyarılara kızacağını düşünmek yanlışmış.
Acaba gerçekten böyle midir, Tayyip Bey, eleştirilere tahammüllü müdür, bunları hareketin sıhhati için şükran vesilesi olarak mı görmektedir, yoksa bunlar “çelik çekirdek”ten gelen itirazları paranteze almak için geliştirilmiş bir söylem midir, tartışılabilir.
Tayyip Bey’in bu tarz ikaz yapanlara mesafe koyduğuna dair pek çok hatıra dinledim. Ama gene de bu sözleri önemsemek gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta bir tarikat yapısı, üstelik Tayyip Erdoğan’la aralarından su sızmadığına inanılan, bıçak kemiğe dayanmasa ses yükseltmeyecekleri bilinen bir yapı “Bu bir ikazdır” diye çıkış yapmıştır.
O yapı meselâ, Karar’da sergilediği “eleştirel” tavır kendisine mal edilir düşüncesiyle 33 yıldır Altınoluk’u yöneten, aynı zamanda gazete yazıları yazan Ahmet Taşgetiren’in önüne “Ya Karar ya Altınoluk” gibi bir ikilem koyma gereği duymuştur. Yıl 2018.
Bu araya, ya da daha öncelerine, pek çok sorunlu icraat sığmıştır. Şimdi Hüdayi bildirisinde geçiyor ya: “Toplumlar bir günde yıkılmaz. Önce utanma ölür, sonra kötülüğün adı değişir, en sonunda kötülük alkışlanır. Biz bugün bu üç basamağın üçünü de aynı anda yaşıyoruz.”
Evet, uyarıları zamanında yapmak lâzım. Bildiride geçtiği gibi “kayırmacılık” varsa, “denetimsizlik” varsa, “göz yumma” varsa, bunlar bir günün işi değildir. “Utanma ölür”ken neredeydik, diye sormak lâzım kendi kendimize.
Şu ifadeler ne kadar güzeldir: “Güçlünün yanlışına susup sadece zayıfın hatasını dile getiren bir ahlâk söylemi, inandırıcılığını kaybetmeye mahkûmdur. Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan, ahlâktan bahsetme hakkını da kaybeder.”
Peki kimi kapsıyor bu ifadeler?
Karar gazetesi, pek çok Karar yazarı, iktidarın gözünün üstünde kaşı bulunduğunu söylemenin zorluğunu bilerek yol yürüdü bugüne kadar. Karar’daki pek çok isim, taa Yeni Şafak’tan bugüne, dâvâyı, misyonu bilen insanlardı. “İktidar deneyimi”nin zorlu bir sınav olduğunu bilen insanlardı. Onun için bu tecrübeyi doğru, yüz akı ile yapmak gerektiğini ifade ettiler hep. Yanlışlıklar, sadece bir siyasi kadroyu değil, kadim bir yürüyüşü sarsardı.
Peki Karar nasıl karşılandı Camiada? Karar’daki uyarılar şayan-ı şükran olarak mı görüldü yukarılarda?
Bir savunma refleksi içinde bakıldı uyarılara? Hep iktidarın başına bir şey gelir kaygısı ile hareket edildi. “Devletin dini adalet” söylemi seslendirildi ama kendimize, cemaatimize yapılmadığı takdirde zulme varan adaletsizliklere, servet transferlerine, bir yanda fakir fukaranın öte yanda mülti - milyarderlerin çoğalmasına ses çıkarılmadı. Sonunda “Çürüme” geldi. “Çürüme” bu “çürüme.” Sevgili “Camia” iş “çürüme”ye gelmeden önce ses çıkarmalı değil miydik? Çürümeye sadece siyasi muhalifler mi itiraz etmeliydi? Adaleti sadece onlar mı savunmalıydı? Dengesiz, denetimsiz “Tek Adam yönetimi”ne onlar mı itiraz etmeliydi.
Ahmet Davutoğlu, 8 Ağustos 2022’de, yani dört yıl önce, 700 islâmi stk’ya Türkiye röntgeni çeken yani “çürüme ikazı” yapan bir rapor göndermiş. Mektup şöyle bitiyor:
“Bu mektup kalemden göze, dilden kulağa değil, yürekten yüreğe yazılmıştır. Öyle okumanızı rica ederim. Allah yürreklerimizdeki derin vicdandan bizi koparmasın.”
Peki ne olmuş dersiniz?
700 stk’nın bir tekinden cevap gelmemiş. Niye? Davutoğlu “Reis” tarafından dışlanmış görünen bir isim ya… Bilmem kaç üyeli Milli İrade Platformu’nun bildiri formatına uymamış olmalı. Ne diyelim. İşte testi kırılmadan önce uyarılmadığında sonunda “Çürüme” bildirisi yayınlamak zorunda kalınıyor. Oysa Tayyip Bey de bu tür bildirileri çoook çok önceden bekliyormuş!
