Her şey yalan algoritma gerçek
Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul katliamı nedeniyle oluşan olağanüstü gündemi hatırlayalım. Bir öğrenci babasının silahlarını alarak kendisinin de gittiği okula saldırı düzenlemiş bir öğretmen ve on öğrenciyi katletmişti. Saldırgan çocuk da katliam esnasınnda hayatını kaybetmişti.
Bu katliam ertesinde Türkiye’de oluşan olağanüstü gündemi hepimizin hatırındadır. Toplumsal bir infial yaşadık. Böylesi bir katliamın neden vuku bulduğuna dair yüzlerce teori havalarda uçuştu. Oluşan toplumsal infial dolayısıyla şiddeti teşvik ettikleri düşünülen Yeraltı, Taşacak Bu Deniz, Eşref Rüya ve Kuruluş Osman adlı diziler geçici süreyle yayından kaldırıldı. Bu dizilere reklam veren bazı büyük şirketler de reklamlarını gerçi çekti.
Bu katliamı hatırlatmamın nedeni şu: Türkiye’de bir konu ne kadar önemli olursa olsun, ne kadar acil olursa olsun konuşulan şey aslında konunun kendisi değil, konu hakkında en çok ilgiyi çekecek beyanı, açıklamayı yapanların oluşturduğu hamaset tezviratı.
Yukarıda sözünü ettiğim diziler, piyasa ömrünü tamamladığı için yayından kaldırılanlar hariç hâlâ katliam öncesi üslup ve içerikle yayına devam ediyor. Hatta Yeraltı ve Taşacak Bu Deniz izleyicileri her hafta artan şiddet ve şiddet meşru kılan hikayeleri heyecanla bekliyor. Zaten söz konusu projelerin temel motivasyonu da bu.
Dünyanın belki de en bencil kamuoyu Türkiye’de. İster siyaset, ister medya ve sosyal medya olsun, kanaat önderlerinin çoğunluğunun önceliği ortak bir hissiyat oluşması değil, en çok beğenilen olma hırsı.
Sosyal medyada takipçi sayısı 10 binin üzerinde olan 170 bin influencer var. Takipçi sayısı 100 binin üzerinde olan influencer sayısı ise yaklaşık 15 bin olarak tahmin ediliyor. Takipçi sayısı 1 milyonun üzerinde olan influencerlar hakkında ise, kesin bir rakam yok ancak binlerce ifadesi abartılı bir rakam değil.
Bu influencerların hepsi siyasi ve sosyal konularda paylaşım yapmıyor elbette. Spor, sağlık, sanat, seyahat, makyaj vs. gibi sayısız alanda yayın yapıyorlar. Ancak kitle iletişiminde kendilerini konvensiyonel iletişim platformlarının uymakla zorunlu olduğu kurallara bağlı hissetmeyen on binlerce insan, her gün Türkiye gündemi hakkında istedikleri kanaati yayınlıyor. Bunların içindeki azınlık sayıdaki istisnalar hariç temel motivasyon daha fazla takipçi ve beğeni.
Sosyal medyada kendini kanaat önderi olarak atamışların engellenemez sığlık ve hamaseti, gündemin genel hatlarını belirliyor. İnfluencerlar kendilerini konvensiyonel medyaya değil, konvensiyonel medya kendisini influencerlara hizalandırıyor.
Burada konu influencerlarin sunduğu içeriklerin nesnel olarak doğru olup olmamasından daha ziyade, sosyal medya anonimliği koruması altında, klasik uzmanlık hiyerarşisi içinde olgunlaşmamış şahsiyetlerin hiçbir yaptırıma (burada kastedilen hukuki yaptırımlar değil. Sosyal, mesleki ve ahlaki yaptırımlar) uğramadan, toplumsal kanaat oluşturma imkanına sahip olmaları.
Türkiye’de internet kullanıcıları sosyal medya ve kısa video içeriklerinde günde ortalama 3 saat 45 dakika (haftada 26 saat 18 dakika) geçirmekte. Bu elbette her tüketilen içeriğin makul olmadığı anlamına gelmez. Ama Türkiye’de artık kamusal hissiyat öncelikli olarak sosyal medya üzerinden oluşuyor ve bu hissiyat sosyolojik, siyasi, tarihi, hukuki, kültürel, demokratik ilkelerden daha çok influencerların beğeni rekabeti ile oluşuyor.
Bu yönüyle Türkiye doğal toplumsal dinamiği, sosyal medya ile tahribatına uğramı tehlikesi altında olan ülkeler arasında üst sıralarda yer alıyor.
Türkiye’de gündem, sosyal medyanın beğeni algoritmalarının dikkatini çekme yarışının malzemesi olmaya doğru evriliyor. Son yıllarda “Bu kadar da olmaz!” dediğimiz her şey bir hafta sonra yerine yenilerine bırakmak üzere sahneyi terk ediyor. “Bu kadar olmaz” diyerek yaşadığımız şaşkınlık, kızgınlık, öfke ve çaresizlik, sosyal medya algoritmalarının en çok sevdiği hissiyat. İnfluecerler ise her şey yalan algoritma gerçek “hikmetini” hepimizden iyi kavradı.
