Siyasette mertlik-ahlâkîlik
Siyasette “Mertlik” ve “ahlâkîlik” sorgulaması yapılır mı?
Yapılır kuşkusuz, bir, siyaset yapılan toplum alanında bunların karşılığı var ise, iki, siyasetçide bunun karşılığı var ise…
Türkiye’de bu iki alanın toplumsal karşılığı bulunduğuna, siyasetçi olarak diyelim Tayyip Erdoğan’ın bunları önemsediğine inanılır.
“İnanılırdı” mı demek daha doğru, o da sorulabilir.
Diyelim Ekrem İmamoğlu, epeyce bir süre Tayyip Bey’e “Gel mertçe yarışalım” çağrısında bulundu. Belli ki Tayyip Bey’in hem “Kasımpaşalı” olmasından, hem de “muhafazakâr – dindar” kimliği ile ahlâkî hassasiyetleri önemseyeceğinden yola çıktı.
İmamoğlu, 19 Mart’tan bu yana kendisine yönelik operasyonların Erdoğan kaynaklı olduğu gerekçesiyle “mertliği” ve “ahlâkiliği” sorgulama amaçlı kullanıyor. Bunu muhtemelen toplumda karşılığı bulunduğunu düşünerek yapıyor. Bu da normal, eğer bu toplumda siyaset yapmaya kararlı iseniz, toplumunuza güvenmek durumundasınız.
Tayyip Erdoğan, hani deyim yerinde ise toplumda karşılık üretmiş “organik bir siyasetçi” olarak tanımlanabilir. Doğrusu toplum da onda, “mertlik – cesaret – ahlâkî duruş” görmüş ve yola çıktığından bu yana önemli bir destek vermiştir. Belediye Başkanlığı, ardından Ak Parti kuruluşu, hemen ardından iktidara geliş ve çeyrek asra yakın iktidarda kalış…
Erdoğan, daha ötesini de istiyor olabilir. Dördüncü kez Cumhurbaşkanlığı gibi… “Emr-i Hak vaki oluncaya kadar…”
Birkaç olay var:
Gezi olayları… Osman Kavala…
“Seni başkan yaptırmayacağız” Selahattin Demirtaş…
2019 – 2024 seçimlerinde İstanbul’un kaybı. Ekrem İmamoğlu.
Gezi meselesinde başka isimler de var: Can Atalay, Tayfun Kahraman, en son Ayşe Barım.
Bu olaylar, bu isimler Tayyip Erdoğan tarafından kendi siyasetinde “ön kesici!” olarak okundu ve orada kendisinin normalleştirdiği ama “mertliği ve ahlâkiliği sorgulanan” bir siyaset tarzı ortaya çıktı.
Sorgulandığını kendisi de biliyor olmalı ama bu sorgulamaya katılmadığı da açık, çünkü on yılları bulacak ölçüde devam ediyor.
Tayyip Erdoğan Gezi’yi, Demirtaş’ın çıkışını, İmamoğlu’nun İstanbul kazanımını, normal bir siyasi mücadele olarak görseydi herhalde, ona karşı siyaseten mücadele etmeyi tercih ederdi. Normali buydu. Siyasette yenersiniz, yenilirsiniz, düşersiniz kalkarsınız. Demirel, 6 kere gitti, 7 kere geldi… hem de içinde askeri müdahale ve muhtıraları da barındıran engellemelere rağmen…
Tayyip Erdoğan’ın kitlelerle iletişim kurduğu başarılı bir siyaset dili var kuşkusuz. Onunla başarılı sonuçlar da aldı.
Ama Gezi’den, Kavala – Atalay’dan başlayıp Demirtaş’a ve İmamoğlu’na uzanan çizgide, eskilerin “siyaseten tasfiye” diye nitelediği bir yöntem devreye giriyor.
Denecek ki “Yargı” kararları var. Evet, yargı kararları var.
Ama söz konusu kişilere ilişkin yargı kararlarının bile çok özel süreçlerin içinde seyrettiği ve çok özel nitelik kazandığı ancak malumun ilamı diye nitelenebilecek bir hadise…
AİHM kararlarının uygulanmaması mesela. Türkiye’nin anayasal çerçevede ifadesini bulan normal yargı sürecine aykırı değil mi?
Şimdilerde “süreç komisyonu”nun aldığı karar çerçevesinde AYM ve AİHM kararlarının uygulanması talebi var.
Neden?
Çünkü Abdullah Öcalan’a umut hakkı üretilmesi lâzım. Öcalan ismi siyaseten neden kritik? Çünkü 2019 seçimlerinde iktidar projesi ekseninde Demirtaş’tan farklı kulvarda devreye sokulmuş.
Acaba Öcalan’ın yararlanacağı AİHM kararlarından Kavala ve Demirtaş da yararlansın mı, yararlanmasın mı? Öcalan yararlandığında siyaseten ne işe yarar, Kavala ve Demirtaş yararlandığında ne?
İktidara yakın GENAR’ın yaptığı araştırmaya göre Ak Parti’nin oyu, yüzde 34’e düşmüş. CHP’nin bir tık üstünde. Başka araştırma şirketleri CHP’nin altında ve daha düşük gösteriyor.
Ak Parti’nin oyu 2015 - 7 Haziran’ında yüzde 40’a düştüğünde büyük panik yaşanmıştı. Şimdilerde yüzde 34. Tayyip Bey’in oyu daha yüksek çıkıyor çünkü Cumhur İttifakı oyları var.
Acaba Tayyip Bey, Abdullah Gül – Bülent Arınç gibi yol arkadaşlarının yaptığı gibi önce Gezi, sonra 2015 uyarısını değerlendirseydi, “Yargı’nın zorlama kullanıldığı” değerlendirmelerine yol açan bir mecranın içine girilir miydi?
Özgür Özel’in meydanlara topladığı kitleleri Erdoğan karşıtlığı motive ediyor, bu açıkça gözleniyor. Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’a yönelik, belki en çok rahatsız olacağı “mertlik – ahlâkîlik sorgulaması”nda bulunuyor. En problemlisi, bu süreçlerde etkin bir manivelaya dönüştürülen Yargı’ya “siyasileşme” suçlaması yöneltiliyor. Halkta yargıya güven aşağılara sürükleniyor.
Hoşnutluk. Peki hoşnutluk var mıdır bu işlerde? Yoksa siyaset biraz da Makyavel demek midir ihtilaç duyulduğunda?
