Trump çılgınlığı-Kürt silâhlanması
Geçmişte bir siyasetçi bir yazara “Senin eline kalem vermek çocuğun eline silâh vermeye benzer” gibi bir tarizde bulunmuştu. Şimdilerde bu sözü “Trump’ın eline silâh vermeye benzer” şeklinde değiştirmek gerekiyor sanki.
Dünyanın karşısında psikolojisi bozulmuş bir süper güç lideri var. İran’ı üç günde çökerteceğine inandırılan ama bir ayı aşkın süredir istediği sonucu alamamak bir yana, İran’ın farklı hamlelerle kendisini dünya sahnesinde madara ettiğini düşünüp çılgına dönen bir Trump’tan söz ediyoruz.
Okulları vurdu, çocukları öldürdü, köprüleri havaya uçurdu, nerede ise Netanylahu ile işbirliği içinde tüm İran yönetim kadrosunu imha etti, ama İran diz çökmedi. Üstelik Hürmüz – Babü’l Mendep boğazlarındaki operasyonla, bölgedeki yandaş Arap ülkelerine yönelik saldırılarla savaşı bütün dünyaya pahalıya mal olacak bir noktaya sürükledi.
Gelinen noktada, Trump’ın galiz küfürlerle içiçe geçmiş söylemlerine paralel İran’a diz çöktürmek için nükleer silahları devreye sokmak gibi bir çılgınlığa yönelebileceği konuşulmaya başlandı. Sanki dünya, bizzat ABD’nin içinde Trump’ın çılgınlık sürecini takip edenler, böyle bir çılgın ihtimali imkânsız görmüyorlar.
Amerika, atom bombasını kullanmayan bir ülke değil. Nagazaki – Hiroşima bir Amerikan çılgınlığının acı hatıraları ile dolu.
Öte yanda İsrail var. Elinde nükleer başlıklı füzeler bulunduğu biliniyor ve Uluslararası Atom Enerjisi denetimine tabi bir ülke değil. Orada da en az Trump kadar çılgınlaşmış liderler var.
Şimdi dünya buralara gelmiş durumda.
Trump olayı, süper bir gücü elinde bulunduran insanın megaloman – narssist ruh durumunun da ülke politikalarını belirleyecek hale gelebileceğinin örneği. Haber kanalları artık Trump’ın konuşmalarını bipleyerek verebiliyorlar. Küfürlerini orijinal haliyle yayınlamak mümkün değil çünkü. Amerika gibi bir dev gücün böyle bir liderin yönetimine geçmiş olması başlı başına bir problem.
İran’da sistem – toplum ilişkisi açısından bir problem var kuşkusuz. Ama sonuçta bu problem, İran sınırları içinde bir insani sancıyı ifade ediyor.
Ama Trump – Netanyahu gerçekliği, bizim yaşadığımız bölgeden yola çıkarak küresel bir facia niteliği kazanmış durumda.
ABD İran’dan bir Kürt oluşumu çıkarır mı?
Trump, en son açıklaması ile ülke içindeki süreçleri, kitleleri silahlandırarak belirleme oyununa girdiğini ortaya koymuş bulunuyor. “İranlı protestoculara silah gönderdik” dedi resmen, “Onlara çok fazla silah gönderdik. Silahları Kürtler üzerinden yolladık” dedi, Trump devamında “….ancak Kürtlerin bu silahları kendilerine sakladığını düşünüyorum” diye de ekledi.
Suriye Kürtleri üstelik ağır silâhlar verilmek üzere silahlandırılmıştı, Türkiye epeyce bir zamandır Amerika ile YPG-PYD silâhlanmasını ortadan kaldırmak için temas yürüttü. Suriye’deki yönetim değişikliği ve içerdeki süreç, o alanda bir sonuca doğru yol alındığı izlenimi veriyor.
“Kürt yüzyılı” projesi
Ancak bir de İran’daki silâhlı Kürt yapılanması (PJAK) gerçeği var. “PKK’nın İran uzantısı” diye biliniyor.
Trump’ın ifade ettiği “silâhlandırma” nedir, boyutları nedir, rejimi devirme yolunda bir girişimi tetikleme boyutu var mıdır, bütün bunlar süreçte gözlemlenecek hususlar.
Ancak, kimi Kürt oluşumları, ABD’nin İran’dan da Kuzey Irak benzeri bir yapı çıkarmayı, bölge stratejileri açısından mümkün görüyor ve “Kürt Yüzyılı” tasavvurlarına yöneliyor.
Yahya Munis diye bir şahıs var. Geçmişte birkaç görüşmemiz olmuştu. Kendisinde farklı misyonlar gören birisi. Bir süredir yazdıklarını oldukça sorunlu görüyorum. En son Nerina Azad isimli sitede ABD’nin,İran’a saldırısını “Büyük Kürdistan Yolunda” bir gelişmenin parçası olarak niteleyen bir yazı kaleme aldı. “Bana göre olacak şudur” ifadesinin altına şunları yazmış:
“ABD (tıpkı 1990’daki Birinci Körfez Savaşında Irak’a saldırdığı gibi) İran’a Körfezden saldıracak. İran’ın ana gücü Körfeze yönlendirilecek. Böylece İran’ın (Doğu) Kürdistan üzerindeki gücü hafifleyecek ve doğu Kürdistan bölgesinde uçuşa yasak bölge ilan edilecek. O esnada dünya Kürtleri İran (Doğu) Kürdistan’ına yönlendirecekler ve 1990’larda Irak (Güney) Kürdistan’da olduğu gibi büyük bir güçle Kürdistan kurtarılmış bölge yapılacak.
Bu arada da ABD senatosuna sunulan, “Kürtleri koruma kanunu” yasallaştırılacak. Böylece Kürtler resmen koruma altına alınacak. Artık dünyada Kürtler için yeni bir çağ başlayacak. Böylece Kürtler “ÜMETTİN YETİMLERİ” sıfatından kurtarılacak ve Ortadoğu’da 21. yüz yıl Kürt ve Kürdistan yüz yılı olacak.
Böylece, şu ana kadar Kürtlere burun kıvıranların, kabul için “BÜYÜK KÜRDİSTAN” kapısının önünde sıraya girdiği görülecek İnşallah… Bundan emin olabilirsiniz.”
Yazar cümlelerini “Allah’tan dileğimiz; bu büyük ve çağı aşan oluşumda katkımızın sağlanması ve bu mutluğu bize tattırması. Hayırlı, uğurlu olsun İnşallah” diyerek tamamlıyor.
Bu analizin ne kadar tutarlı olduğu tartışılabilir kuşkusuz. Ama şahsın bir yandan “Amerikan emperyalizmi”nin bölgeye ilişkin projelerinden bahsedip bir yandan da bu emperyalist hesaplar içinde “Büyük Kürdistan” kurgusu çıkarması ibretlik bir durum olsa gerek. Yahya Munis’in başka yazılarında “Öcalan – PKK çizgisi”ni, devletle uzlaşma boyutu açısından eleştirdiğini de biliyorum. Kendisinin nasıl bir oluşum içinde hareket ettiği ise öğrenilmeye değer.
