Türkiye adına şık görüntüler değil
Biri kız, diğeri erkek öğrenciler için inşa edilmiş iki yurdun açılışı yapılacak. Yer Boğaziçi Üniversitesi. Bir Cumhurbaşkanı’nın böyle bir yurt açılışında bulunması kadar tabii bir durum olamaz.
O ne?
Toma’lar gelmiş. Çevik kuvvet gelmiş… Barikatlar oluşturulmuş. Öğrencilerin giriş – çıkışı kısıtlanmış. Sanki bir sıkıyönetim görüntüsü oluşturulmuş.
Cumhurbaşkanı öğrencilerle, öğretim üyeleri ile bir araya gelmeyecek mi?
Gelecek ama sınırlı ve seçilmiş öğrenci ve öğretim üyeleriyle…
Peki bu normal mi? Cumhurbaşkanı’nın istediği, arzuladığı bir şey mi, Türkiye adına şık mı?
Sanmyorum. Herhalde Tayyip Erdoğan da Cumhurbaşkanı hüviyetiyle, Türkiye’nin uluslararası sıralamada en başarılı üniversiteleri arasında sayılan Boğaziçi’nin binlerce öğrencisi ile, üstelik onlara daha iyi imkânlar sunma müjdesini de koltuğunun altında taşıyarak, bir araya gelmeyi, onlara hitap etmeyi, onlar tarafından alkışlanmayı isterdi.
Olmadı. Toma’lı, çevik kuvvetli, bariyerli ve tercih edilmiş öğretim üyesi ve öğrencilerle buluştu. Dünyaya Cumhurbaşkanı Erdoğan – Boğaziçi fotoğrafı böyle verildi.
Aslında epey bir operasyon geçirdi Boğaziçi. Öncesinde sorunlar yok muydu, akademik kadroda kastçı yapılar mevcut değil miydi, bunlardan şikâyet edilmez miydi, evet vardı sorunlar, ama gene de Boğaziçi, diyelim ODTÜ gibi üniversitelerle birlikte Türkiye adına belirli bir kaliteyi temsil eder haldeydi. İktidar “muhafazakâr” diye tanımlanırsa, o muhitten ailelerin de çocuklarını oraya göndermeye büyük istek duydukları üniversiteydi Boğaziçi. Bir başarı kriteriydi Boğaziçi’ne, ODTÜ’ye girmek.
Boğaziçi’nin ve ODTÜ’nün akademik kadrolarının iktidarın “muhafazakâr” çizgisine mesafeli olduğu da bilinmez değil.
Ama Ak Parti yola çıkarken, bugünkünden farklı olarak “Daha kapsayıcı” bir dili benimsemişti. AB normları vs… “Muhafazakâr”lık yine vardı ama “Demokrasi” vurgusu hemen onun yanındaydı. AB ile ilişkiler, seküler – sol -hatta merkez hiçbir iktidarın sergileyemeyeceği kadar hararetliydi.
O nitelik ile, Boğaziçi ile de ODTÜ ile de iletişim kurmak zor olmasa gerekti. Üstelik Boğaziçi, yasağın bütün üniversiteleri kasıp kavurduğu bir dönemde başörtülü öğrencilerin bir şekilde kapısından içeri girip dersleri takip edebildiği nadir özgürlük adalarından birisi idi. Adını analım, Boğaziçi rektörü Prof. Dr. Ayşe Soysal bu zemini hazırlamıştı.
Ben o zamanlar, Tayyip Erdoğan’ın Başbakan ya da Cumhurbaşkanı olarak, diyelim Boğaziçi -ODTÜ kantininde öğrencilerle oturup, birlikte çay içebileceği – sohbet edebileceği bir ortamın oluşturulmasını tahayyül ettim. O ortam başarılabilirse ülke çapında dindar – seküler fay hatlarında yumuşamaya kapı aralanacağını, Türkiye’nin farklı bir iklime evrileceğini düşünmüştüm.
Naiflik işte. Var bende bu.
Melih Bulu, ardından Naci İnci… Bunlar, yukardan, tepeden, iktidarın “Yeni Boğaziçi”ni oluşturmak için getirdiği rektörlerdi. Operasyonlara başlandı. Direnç de başladı operasyonlar karşısında… Boğaziçi –versus- Tayyip Erdoğan denklemi…
ODTÜ de benzeri konumda.
Şehir Üniversitesi kapatıldı bu ara… Muhafazakâr camianın kurduğu (Ahmet Davutoğlu’nun öncülüğünde) ve bir başarı hikâyesi olarak okunan Şehir Üniversitesi kapatıldı. Davutoğlu ile yaşanan gerilimin ardından… Orada da Erdoğan’ın net iradesi var.
Bu arada Erdoğan’ın iktidar dönemlerinde en başarısız oldukları alanın eğitim olduğuna ilişkin sözleri de var.
Demek ki bu işler “mutlak irade” tasarrufu ile olmuyor. İlim, kültür, sanat başka bir özgürlük iklimi arıyor.
Kantine oturup öğrencilerle hasbihal etmek, belki şakalaşmak varken toma’lı, çevik kuvvetli, bariyerli, olağanüstü korumalı ve öğrencisiz, öğretim kadrosu ile mesafeli bir ilişki… Bir hizmeti bile götürürken gönül kırıklığını aşamamak…
Cumhurbaşkanı Erdoğan Boğaziçi’ne girdi.
Kim bilir belki öğrencileri, öğretim kadrosu daha “homojen” hale getirildiğinde, yani tam kontrol sağlandığında, Boğaziçi kampüsü bir miting alanı haline getirilir ve Erdoğan kürsüye çıkar…
O zaman Boğaziçi’nin yine uluslararası standartlarda adı ilklerde geçen bir bilim yuvası olması da sağlanır mı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan yurt açılışında konuşurken “Üniversite sayımızı 76’dan 208’e çıkardık” diyor. Boğaziçi’ne hakim olma mücadelesi yerine, 208 adet daha Boğaziçi oluşturmaya çalışılsaydı, herhalde çeyrek asırlık bir iktidar döneminin ardından “En başarısız olduğumuz alan eğitim” sözünün tekrarına gerek kalmazdı. Ama geçen yıllar geri gelmiyor ve manzara böyle toma’lı, çevik kuvvetli, bariyerli ve maalesef öğrencisiz oluyor. Türkiye adına şık görüntüler değil.
