Türkiye’nin en zor sorusu
“Malûmu ilâm” diye bir tabirimiz var. “Bilineni bildirmek” anlamına geliyor.
Süreç Komisyonunun bir yerde “en can alıcı” diye nitelenebilecek kararları normalde Türk hukuk sistemi açısından malûmu ilâm diye nitelenebilir şeyler. Meselâ:
-AYM ve AİHM kararlarının uygulanması.
-İdari tasarrufla kayyım atanan yerel yönetimlere Belediye Meclisi içinden başkan vekili seçilmesi.
Bunlar yok mu hukuk sistemimizde?
AYM kararlarının herkesi bağlayıcılığı ve AİHM kararlarının üstün hukuk normu niteliğinde olduğu yazılmamış mı anayasaya?
Tabii ki yazılmış.
Ama takmıyorsunuz.
Daha ötesi de var:
-Lekelenmeme hakkı.
-Tutukluluğun peşin cezaya dönüşmemesi ilkesi.
-Suçu sabit görülünceye kadar herkesin masum olduğu…
-Şüpheden sanığın yargılanacağı…
Şimdi bunları, bir kere daha iktidar ortaklarının (Ak Parti MHP) temsilcilerinin de yer aldığı bir komisyonda yeniden karara bağlıyorsunuz.
İyi, kötü değil. Ya da “iç güveysinden hallice” ifadesinde olduğu gibi, kötünün iyisi.
Sorulacak soru, var olan niye uygulanmadı, ya da bunların uygulanması mümkün olacak mı?
“Adalet” ve Kalkınma Partisi iktidarının bir sıkıntılı alanı var.: Adalet. Ya da Yargı.
Tabii diğer sıkıntılı alanı da “Kalkınma.” Derdi tespit etmiş bu siyasi hareket ama, iki alanda da tökezliyor. Tökezlerken de memleket ahalisine zor dönemler yaşatıyor.
İktidarın zorlu bir ilişkisi oldu “Yargı” ile. Bir kere lider olarak Tayyip Erdoğan, okuduğu bir şiir yüzünden Yargı’nın çengeline takıldı. Ayrıca Belediye Başkanlığı döneminde açılan yolsuzluk bağlantılı kimi davalar da çetindi.
Merkezi iktidarın ilk yıllarında askeri alandaki “darbe dinamiği” sonradan FETÖ diye nitelenecek olan yapının Emniyet ve Yargı’daki uzantıları ile bloke edildi. “FETÖ’yü kullandık“ dedi resmen iktidar mensubu simalar.
17-25 Aralık’ta aynı yapı Emniyet ve Yargı’daki uzantıları ile sarsıcı bir sancı yaşatacaktı iktidarın tepe kadrolarına…
2008’deki kapatma davası bir başka “Yargı darbesi” girişimi idi iktidara karşı.
15 Temmuz sonrası neşteri vurdu iktidar Yargı kadrolarına…
Bağımsızlık falan hikâye idi Yargı dünyası için… Tamam vardı, olmazsa olmazdı böyle bir ilke. Sonunda adalet mülkün temeli idi. Ama fiiliyatta birilerdi kontrol ediyordu o alanı, öyleyse…
“Öyleyse…” diye başlayan muhakeme, bir süredir yaşanan “siyaseti yargı üzerinden dizayn etme” noktasına geldi.
Tadı alınmıştı “Yargı gücü”nün… Şafak vakti kapısı çalındığında açmama, “Hadi gidiyoruz” dendiğinde gelmeme, “gözaltında 7 saat bekleyeceksin” dendiğinde itiraz etme, “tutuklusun, hadi cezaevine” dendiğinde “Uymama” lüksü var mıydı? “Tutukluluğa itiraz”a “red” kararı verildiğinde ne yapacaktın?
“Cumhurbaşkanı adaylığı” falan hikâye idi. “Dokunulmazlık zırhı” bile bir yere kadar koruyabilirdi, onu da bir fezleke, bir oylama ile boşa çıkarmak işten bile değildi.
Burnunu sürtebilirdin rakip diye meydana çıkanın. İradesini çökertebilirdin. Bir iddianame yazılırdı ki, adam aksini ispat edinceye kadar canı çıkardı. Yolsuzluk olmadı, casusluk, o olmadı acaba ne? Dosya mı biter?
İcabında avukatı ile görüşmeyi sınırlardın. İcabında her görüşme bir cendere niteliği kazanırdı.
AYM kararlarına bile uymayacak, üstelik bunu meydan okuma dozunda ilan edecek kadrolar varsa insanın bunu kullanma arzusunu kim engelleyebilirdi?
Birinci derecede olmadı, isti’nafta yapılırdı, o olmadı Yargıtay’da… Bir de AYM’nin üye yapısını kendi iradenle belirleyecek güce ulaşırsan…. Ona ulaşmalısın çünkü son hüküm oradan çıkacak… AİHM kararları mı? O “Dış mihrak”tır, kolay izah edersin ülke insanına…
…..
Aslında “Yargıdaki sancı”yı bilmiyor değil iktidar cenahı. Bilmem kaç kere “Yargı reformu stratejisi” hazırlamış, şu Süreç Komisyonu’nun aldığı kararlar oralarda defalarca dile getirilmiş.
Ama bütün bu kararlar, siyasetin kıran kırana ikliminde, raflarda tozlanmaya mahkûm olmuş.
Yaşanan gerçeklik var. “Tadı alınmış bir yargı gücü” siyasetteki kayıpları telafi edebilir mi? 90 küsur belediye başkanı transfer edilmiş, bilmem kaç milletvekili transfer edilmiş… Buna bir de yargı üzerinden “rakip eliminasyonu” imkânı eklenirse…
Neden olmasın!
Doğru, Süreç komisyonunun raporuna iktidara mensup milletvekilleri de imza attılar. Bir anlamda taahhüt ettiler AYM ve AİHM kararlarına uyulması ilkesini, kayyım ayıbından kurtulma gereğini…
-Acaba konu, siyaset dizaynı noktasına geldiğinde de hukuk duyarlılığı devreye girer mi?
Türkiye’nin en zor sorusu bu.
