İşçiyle işsiz ve işveren nerede kalmıştı?

Popüler tarih yazarları ve anlatıcıları arasında benim favorim, Prof. Emrah Safa Gürkan. YouTube kanalında yılın son yayınlarından birini “fazla çalışmaya nasıl kolayca ikna olduk?” başlığına ayırmıştı.

Tarih hocası Jan de Vries’ın çığır açan kitabı Çalışkanlık Devrimi’nden hareket ediyordu.

Sanayi devrimiyle başlamamışız fazla çalışmaya. Fazla çalışmaya başlamamız sanayi devrimine ön açmış.

1600’lerde daha fazla tüketebilmek için daha çok gelire yönelmiş insanlar. Bir yaklaşım değişikliyle daha uzun mesaiye ve ücretli çalışma disiplinine razı olmuşlar.

Ondan önce MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın eski bir videosu viral olmuştu. Fransızların flanör kavramını önemsediğini, bazen şehirde başıboş gezen flanör olmak gerektiğini anlatıyordu. Boşvermişliği değil kültürel aylaklığı kastediyordu, ben de severim. Yalnız, flanörlük üzerine romantik ama yanlış anlama sebebiyle bağlamı kayan bir tartışma başlatmıştı.

Oysa Baudelaire gibi dekadan edebiyatçılar, 1800’lerin Paris’inde avare aylak dolaşmayı romantize ederken çalışkanlık devrimine başkaldırıyorlardı.

Flanörlük; ilerleme takıntısına ve onun dayattığı düşünmeden çalışma disiplinine karşı ders kırmaya, çalışma kampına dönen modern şehirde derin düşüncelere dalarak kentli miskin olmaya bir çağrıydı. Bizde bugün 5 milyona yaklaşan ev genci işsizin mecburi bunalımı, amaçsızca kaldırım mühendisi takılmak zorunda kalması gibi değildi. Bohem yaşayışı, düşünceli gezginlik onlarda keyfi bir seçimdi.

Çalışma hayatı üzerine bu hayli yüksek entelektüel tartışmaya, 2025 bitmeden sürpriz bir isim de katıldı. Yıldız Holding’in eli kalem tutan patronu Murat Ülker...

Kişisel blogu Hayatın İpuçları’nda 2025’in son yazılarındandı. Ve Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Prof. Hasan Doğan’ın bir kitabını referans alıyordu.

Kitabın adı, Osmanlı Devleti’nin Son Dönemlerinde Çalışma İlişkileri ve Çalışan Hakları. Tanzimat’tan II. Meşrutiyet’e şehirleşme, üretim biçimlerinin değişmesi ve Avrupa’daki gelişmelerin tesiriyle ücret, mesai, izin hakkı gibi uygulamaların nasıl şekillendiği üzerine bir inceleme...

Murat Ülker, oradan güncel asgari ücret artışına getiriyordu sözü.

Yüzde 27’lik son zammın yeterli mi, yetersiz mi olduğu tartışmasına girmeden; işverene bindirdiği yüke şöyle dikkat çekiyordu:

“Biz asgari ücretin tanımında anlaşmadığımız için, kimimize göre bireyin, kimimize göre evli ve çocuklu bir ailenin geçimi hedeflenmektedir ve bugünkü kurla brüt asgari ücret, 777 dolar amma işverene maliyeti 930 dolardır.”

Yıldız Holding’de 80 binden fazla çalışana maaş veren Ülker’in, bir de ince serzenişi vardı. Diyordu ki:
“Günümüzde tüm bunlar konuşulmadan, tartışmalar kör dövüşü şeklinde sürmektedir.”

Üst perdeden yürütülen bu tartışmada yılın kapanışı ise işçi cephesi adına Türk- İş’ten geldi.

Sendikanın açıkladığı aralık ayı verilerine göre mutfak enflasyonu, yıllık yüzde 42,97. 4 kişilik ailenin açlık sınırı da 30 bin lirayı aşıyor. Ama çalışan nüfusun yarısının 2026’da talim edeceği yeni asgari ücret, net 28 bin 750 lira. 2025 sonu açlık sınırının 2 bin lira altında.

Çıktısını özetlersek çalışan da memnun değil çalışmayan da. İşsizle işçi şikayetçi de işveren mutlu mu? Onlar da mutsuz.

Geçen yıl nerede kalmıştık, diye siz sormadan ben yılın ilk günü hatırlatmak istedim.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.