’Keşke canlı yayınlansa’ mesajı kimedir?
MHP’nin hukukçu kurmayı Feti Yıldız, Aziz İhsan Aktaş davasının canlı yayınlanmamasına içerlemişti. “Keşke” ile başlayan bir nedamet cümlesi gibiydi. Gerçekleşmemiş bir dileği yansıtıyordu.
Önce ne dediğine bakalım, sonra CHP kamuoyunun tepkisine nerede katılıp nerede ayrıldığımı anlatırım.
Feti Bey, davanın görülmeye başladığı ilk gün, sosyal medyadan şu mesajı paylaştı:
“Aziz İhsan Aktaş suç örgütü soruşturması kapsamında 6’sı görevinden uzaklaştırılan 7 belediye başkanının da arasında bulunduğu 200 sanığın yargılanmasına bugün başlanıyor.
Keşke mevzuat müsait olsa da duruşmalar televizyonlarda canlı yayınlanabilseydi. Vatandaş daha çok bilgi sahibi olurdu...”
Katılmamak elde değil.
Sorun şu ki... MHP adına konuşanlar, CHP’li belediye başkanlarının tutuksuz ve canlı yayında yargılanmasını ilk kez dilemiyor. Ama CHP’nin mevzuatı müsaitleştirmek için sunduğu teklife Meclis’te AK Parti’yle birlikte karşı oy kullandılar.
Özgür Özel işte burada haklı; o zaman niye ‘hayır’ dediniz, diye üstelemekle kalmıyor. Meclis’ten geçirmek için hâlâ vakit olduğunu da hatırlatıyor.
Öyle ya, tren kaçmış sayılmaz. ‘Getirin, birlikte hemen geçirelim’ çağrısının bir anlamı var.
İmamoğlu davası daha başlamadı bile. Gerekli düzenlemeyi Meclis’ten geçirerek canlı yayınlanması sağlanabilir. Yeter ki istensin...
Tepkilerde neye katılmadığıma gelince...
Feti Bey de fırsatın henüz kaçmadığını bal gibi biliyordur, kaçın kurası, bilmez olur mu?
Öyleyse “keşke” demesi, bilinçli bir seçim.
“Keşke”; artık çok geçse, olan olmuşsa kullandığımız bir son pişmanlık sözüdür.
Şarkıdaki “kadere sitemin ne faydası var” yakınmasını, “keşke demenin ne faydası var” olarak çevirebilirsiniz. Pişmanlığın fayda etmeyeceği aşamada söylenir. Dövünme, diz dövme anlamında.
İş, işten geçmediğine ve geri dönüşü olmayan noktaya varılmadığına göre...
Feti Bey’in sitemi kadere değildir. Mesajı başkasınadır, muhatabı CHP’den çok AK Parti’dir. Amacı da bu tarafa şirinlikten ziyade o tarafa dostane uyarıdır. Onlara bir şey söylüyordur.
Ne diyor olabilir, diye sormazsınız herhalde.
Yanlış anlamıyorsam Feti Bey, gelecekte yaşanacak olası bir pişmanlığın önünü almaya çalışıyor.
“Eğer ile meğeri evlendirmişler, keşke doğmuş” deyimini doğrulamak, bir kez daha haklı çıkarmak istemiyor belki.

Yorumumda yanılmıyorsam önlemeye çalıştığı cümleler şuna benziyor olmalı:
Eğer iddia edilen Aziz İhsan Aktaş suç örgütünün lideri, birlikte suç işlediklerini itiraf edip tutuksuz yargılanırken... Birlikte o suçları işlediklerini kabul etmeyen belediye başkanları, görevden alınıp bir de tutuklu yargılanmasa...
Meğer çoğunluk; bu davaların hukuki değil siyasi olduğunu, muhalefeti dizaynı amaçladığını düşünmeyecekmiş. Yolsuzlukla değil CHP’yle, İmamoğlu’yla, seçimi kazanabilecek rakiple mücadele edildiğine de inanmayacaklarmış.
Keşke görevden alınmadan, tutuksuz ve canlı yayında yargılansalarmış, böyle olmazmış.
TRUMP’IN ÖVGÜ RÜŞVETLERİ
Şara’yla son telefon konuşmasını nasıl aktardığına dikkat ettiniz mi?
“Suriye’nin son derece saygın devlet başkanıyla harika bir görüşme gerçekleştirdim” diyor.
Yağ, bal damlıyor ağzından.
Sonra “o bölgeye dair her şey çok ama çok iyi gidiyor” diye ekliyor.
Ardına da bunların kendisini ne kadar mutlu ettiğine bağlıyor.
Fakat bu tezahüratı nedense Avrupalı liderlerden esirgiyor. Onlar için hiç böyle cömert iltifatlar dökülmüyor ağzından, tatlı dilini onlardan saklıyor.
Aksine, Avrupalılara karşı zehir zemberek, sevmediğini söyleyecek kadar kabalaşabiliyor.
Abartılı saygı gösterirse Batı’da kıymetini bilmeyeceklerinden, dağıttığını sandığı itibar ve saygınlığı istemediklerinden olsa gerek...
Övgü rüşvetini hep gururunun okşanmasına daha muhtaç gördüklerine mi dağıtıyor, neye göre? Böyle bol keseden motivasyonlar Avrupa’da sökmez diye mi?
Sizi bilmem ama Trump’ın bu seçiciliği beni fena hâlde rahatsız ediyor artık.
