‘Pastoral Senfoni’nin derin yapısındaki mana
Sıkı sanat eserlerinin yüzeyde görünenin ötesinde bir ‘derin yapı’sının olduğu kanaatindeyim, yani eskilerin deyişiyle ‘teşhisten tecride’ doğru bir gidiş… Ve kabuğun içindeki ‘öz’e ancak soyutlama yeteneğine, analitik bir düşünceye ve bilgiye sahip olanlar erişir. Cemil Meriç’in dediği gibi “Her kitap tılsımlı bir saray. Kapıları ilk gelene açılmaz.” Andre Gide de “Günlük”lerinde “Bütün büyük sanat yapıtları kolay kolay geçit vermez.” (Günlük, Çev. Orçun Türkay, YKY, 2022, s. 1271) diyor. Hatta “Okurun onları kolay sanması yapıtın özüne inememesinden kaynaklanır.” (s. 1271) diye de ekliyor.
Gide’in “Pastoral Senfoni”si de böyle sıkı bir eser; yüzeyde görünen yasak bir aşk öyküsü, ama asıl anlatılmak istenen bu değil. Aşk öyküsünün altında, daha çok da İncil’den kaynaklanan birtakım düşünceler tartışmaya açılıyor. Örneğin romanın başında rahibin eşini ve çocuklarını ihmal edip bütün ilgisini doğuştan kör bir genç kıza (Gertrude) yöneltmesi, tüm zamanını ona vermesi, İncil’deki “Kayıp Kuzu” hikâyesine dayanır. Romanın başkahramanı rahip, kayıp kuzu olarak gördüğü genç kıza ilgisini “Bir adamın yüz kuzusu olsa ve içlerinden biri kaybolsa, adam diğer doksan dokuz kuzuyu dağda bırakıp kaybolanı armaya gitmez mi?” âyetiyle açıklar. Lâkin romanın sonunda ‘evdeki 99 kuzu”yu kaybetmek de vardır.
Eser boyunca tartışılan asıl konu ise, görmenin ya da bilmenin bir mutsuzluk nedeni olduğudur. Bu iddia, romanda Hz. İsa’ya ait olan ve birkaç kez tekrarlanan “Eğer kör olsaydınız, hiç günahınız olmayacaktı.” (s. 71) sözüne dayanır. Rahip bu söze dayanarak, doğuştan kör olan Gertrude’a dünyadaki sadece güzellikleri öğretir. Çünkü günahı görmenin veya bilmenin ruhu kararttığı, insanı huzursuz ettiği kanaatindedir. Mutluluğun ana kaynağı ise aşk ve neşvedir, “Şeytan bizi aşkın olmadığı yerde yakalar.” (s. 74) ve günahı görmek, Şeytanla karşılaşmak demektir. Bu nedenle Rahip genç kıza bardağın günahla dolu diğer yarısını hiç göstermez. Onun için Gertrude, gözleri açılıncaya değin mutludur, nitekim bunu kendisi de “… size borçlu olduğum bütün mutluluğun hiçbir şey bilmememe bağlı olduğunu düşünüyorum.” (s. 81) diyerek belirtir. O hâlde roman boyunca Gide’in zihnini kurcalayan soru şudur: Görmek ya da bilmek, mutsuzluk mudur?.. İncil’deki “Eğer kör olsaydınız, hiç günahınız olmayacaktı” sözü doğru mu?..
Bu soruya cevap vermeden önce şunu da açıklığa kavuşturmak gerek: Gide, eserine niçin “Pastoral Senfoni” adını verdi? Cevap romanda var! Bir gün rahip ile Gertrude, gittikleri konserde Beethoven’ın “Pastoral Senfoni”sini dinlerler. Genç kız, müziği dinlediğinde “Gördükleriniz o kadar güzel mi?” diye sorar. Bu soru üzerine Rahip, Pastoral Senfoni’nin “dünyayı olduğu gibi değil, kötülüklerden ve günahlardan arınmış bir şekilde, olması gerektiği gibi” (s. 40) betimlediğini düşünür. Aslında kendisinin yaptığı da budur: Genç kıza, gözleri açılana değin bir “Pastoral Senfoni” dinletmiş, dünyayı kötülüklerden ve günahlardan arınmış bir biçimde anlatmıştır. Ama bu “Pastoral Senfoni” gözler açıldığında büyüsünü yitirir. Çünkü insan, bilmenin dayanılmaz cazibesinden kaçamayan bir varlıktır. Gertrude da öyle, daha gözleri açılmadan, gerçekleri olduğu gibi görmeyi istediğini söyler. Ve sonunda görür de!.. Gözleri bir ameliyatla açıldığında ilk fark ettiği, “İlk gördüğüm şey yaptığımız yanlış oldu, günahımızı gördüm.” (s. 92) dediği üzere, Rahiple işledikleri büyük günahtır. Günahı gören kız, mutluluğu kaybetmiştir!..
Son olarak şunu belirteyim: Dünya, Gide’in de sezdirdiği üzere aşkla ve sevgiyle dönüyor, yasalarla, yasaklarla, zorla boyun eğdirerek değil. İtaat konusunda romandaki şu satırlara tüm kalbimle inanıyorum:
“Seven bir ruh, gönüllü olarak itaat etmekten mutluluk duyar; ancak hiçbir şey huzuru aşksız bir itaat kadar gölgeleyemez.” (s. 71)
Aşkla teslimiyet çok güzel, ama aşksız itaat onursuzluk!..
