Saramago’nun ‘Körlük’ü…

Gelecekte ulaşılmak, yaşanmak istenen bir emelin hayaline ütopya diyoruz. Bir başka deyişle hayal edilen güzel dünya!.. Bir de tersi var! Yine hayal, ama kötü bir hayal, geleceğe ilişkin felaket senaryosu. George Orwell’ın “1984”ü, Tahsin Yücel’in “Gökdelen”i gibi…

Bu tanıma göre José Saramago’nun “Körlük”ü (Çev. İpek Gürsoy Manavbaşı, Kırmızıkedi Yay. 2026) ‘geleceğe dair bir felaket öyküsü’ olması itibarıyla bir distopyadır. Roman, tıbbî açıdan gerçekçi olmayan bir salgının -körlük salgını- insanda ve toplumda doğurduğu hem fiziksel hem ruhsal yıkımı, baskıyı, şiddeti konu edinir.

Körlük bulaşıcı mıdır, bir salgın mıdır?.. Değil elbet! Ama sanat için bir şeyin mutlaka gerçek olup olmaması şart değildir; ütopya veya distopya için hiç değil!.. Körlük de bir hastalık olarak tüm insanlara yayılabilecek bir ‘salgın’ değil, dolayısıyla romandaki olayların nesnel karşılığı yok! Ama sanatçının tahayyül gücü/ zenginliği de kendini burada gösterir. Eskilerin icat kudreti dedikleri bir güç bu. Saramago, romanında bir icat kudretine sahip. Ama kahramanlarının ruhlarına inebiliyor mu, psikolojik dehlizlere girebiliyor mu ya da felsefi bir yorum getirebiliyor mu, diye sorulsa “Bence hayır!” derim. Doğrusu ‘körlüğü’ bir alegori olarak okumak isterdim. Örtük bir anlamın sonunda ‘körlük’ün perdesi kalksın psikolojik-sosyolojik veya felsefi bir alegori çıksın isterdim. Ama öyle değil! Popülere yakın bir roman.

Romanda olay örgüsünü plan olarak, üç evreye ayırmak mümkün: İlk evrede aniden çıkan ve bulaşarak yayılan bir körlük salgını, ikinci evrede kör olan insanların toplumdan tecrit edilmesi, akıl hastanesine âdeta hapsedilmesi, üçüncü evrede esir kampına dönüşen hapisten/ akıl hastanesinden kurtuluş, sokaktaki kaos, şiddet, karmaşa vs. Son aşamada aniden görme, aydınlık!..

Bir salgın yüzünden insanda ve toplumda infilâk edebilecek ‘şiddet ve vahşet’e dikkat çekiyor Saramago. Dolayısıyla insanda bastırılan, ama özünde var olan, hayatı tehdit altına girdiğinde her an çıkabilecek ‘ilkel/ vahşi doğaya dikkat çekiyor. İyilik duygusu da yok mu? Var tabii ama kötülük ve şiddet, iyiliğe baskın.

İlk sorun: Devlet! Askeri ve sert önlemler: Böyle olağanüstü bir durumda hastalığın tüm ülkeye -kendilerine de- bulaşmaması için körlere, kimi hayati imkanlardan -yiyecek, temizlik vb.- yoksun bırakma, hatta gerektiğinde ateş açarak öldürme pahasına baskı ve tecrit uygulama. Saramago, bu evrede askerî şiddeti teşhir ediyor. Toplumsal düzene yönelik bir tehdit, devleti olabildiğince otoriter ve acımasız yapabiliyor.

İşaret edilen ikinci sorun ise şu: Bir esir kampını andıran -aslında daha kötüsü- binaya hapsolunan körlerin kendi içlerinde meydana gelen ayrışmalar, çatışmalar ve yaşam mücadelesi: Çoğu kez oldukça vahşi ve acımasız.

Yaşam, tehdide maruz kaldığında paylaşma, dayanışma, merhamet duygusu ortadan kalkıyor. Nitekim gücü ele geçiren bir ‘körler çete’si, yiyeceklere el koyarak, diğerlerine şiddet uyguluyor. Ama en vahşicesi yiyecek karşılığında kadınlara tecavüz etmeleri!.. Kadın, böylesi olağanüstü hâllerde, en çok zarar gören varlık. İnsanların kör olması nedeniyle tüm şehre yayılan pislik, çöpler, dışkılar, yağmalamalar, cesetler, kokular, yaşamak için her türlü şeyi yemeler… Bir kaosu, bir kiri, vahşeti teşhir etmekte Saramago.

Körlerin içinde yalnızca biri görür, en büyük acıyı da o duyar kanaatimce. Çünkü böyle bir durumda ‘tek gören’ olmak, büyük bir yüktür. Şöyle deniyor romanda zaten: “siz herkesin kör olduğu bir dünyada görmenin ne demek olduğunu bilmiyorsunuz (…) hayır, ben dehşeti görmek için doğmuş bir kadınım.” (s. 270). Böyle bir hâlde Âsaf Hâlet’in dediği gibi “Bilmemek, bilmekten iyidir.”

Fiziksel olarak görmemek, eksiklikten dolayı insanı hayatta birtakım tehlikelerle karşı karşıya getiriyor. Ve bu ‘vicdanî bir körlük’e de yol açıyor. Ama şurası da bir gerçek: Vicdan, gözlerini kapatabilir -en kötüsü de budur- ama asla daimî bir kör olamaz. Eninde sonunda hatırlatır, diplerden bir ses gelir. Saramago’nun en büyük eksiği, o ‘vicdan gözü’ne odaklanmaması. Kitabın sonu ise aydınlıkla, umutla bitiyor, ama çok kolay ve hızlı bir son…

Romanın olay örgüsü basit, ancak en değerlisi sondaki şu soru: Körlük bir salgın olarak topluma yayıldı, tamam. Ama “Neden kör olduk?” ya da insanların bir kısmı “Gördüğü hâlde görmeyen körler olmasın!”

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.