Erdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye

Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasını, muhalif kesimde birçok kişi bu ülke vatandaşı olarak kendisine yapılmış bir hakaret olarak algılıyor. Bu atama aynı zamanda bir meydan okuma. Hatta farklı toplumsal grupların hassasiyetlerine tepeden bakma, onların sinir uçlarıyla oynama hâli.

Türkiye’de bu tür uygulamalar, iç siyaset dengeleri ve siyasi iktidarın keyfî, yasa koyucu ve kurumlaştırıcı güç kullanımı bakımından iki farklı kamuoyu olduğunu gösteriyor.

Tahribat duygusu bir tarafta; güç ve irade hissiyatı öte tarafta…

Güç ve irade hissiyatını besleyen ise ülkenin anayasal ve siyasal yeni modeli. Siyaseti devlete taşıtan, siyaseti devlet içinde yapan; bu çerçevede yeni bir denge ve kurumlaşma üreten, gücü, başarıyı ve kişiyi merkeze alan bir yapıda bu model. Erdoğan şemsiyesi altında askerî güç; Fidan, Kalın, Duran gibi yeni elitler güven ve beceri algısının merkezinde duruyor.

Şemsiye kısmı, Erdoğan iktidarını destekleyenler bakımından doğrulayıcı, birleştirici ve belirleyici…

O zaman bir tarafta tahrip ve çöküşe, diğer tarafta yeniden kuruluşa dayalı iki siyaset algısı ile iki Erdoğan algısı yan yana yaşıyor.

Bu ülkede hüküm süren önemli bir paradoks…

Tarihçiler bir dönem “Abdülhamit paradoksu” diye bir tabir kullanırlardı.

Sultan Abdülhamit bir yönüyle son derece sert, tahakkümcü, hafiye-sürgün düzeni kurmuş, imhacı bir padişah olarak kabul edilir. 1894–1896 Ermeni olaylarından başlayıp istibdat rejimine kadar uzanan uygulamaları, “Kızıl Padişah” diye anılmasına yol açmıştır. Diğer yanıyla aynı Abdülhamit, Osmanlı’nın bütünlüğünü politikalarıyla korumayı becerebilmiş bir padişahtır. Zulmü ve gücü, cebri ve ufku aynı anda temsil eder. Paradoks denilen şey de temelde budur.

Erdoğan’ın durumu çok farklı
değil.

Cumhurbaşkanının Türkiye’yi demokrasi, özgürlükler ve hukuk devleti konusunda şirazesinden çıkardığına hiç şüphe yok. Tek adam rejimi ve kuvvetler birliği istikametinde sistemde yaptığı kalıcı değişiklikler ve keyfîlik, tarihimizde görülmemiş düzeyde. Kimlikçi söylem, uygulama ve kaynak kullanımı keza…

Buna karşın Türkiye, onun döneminde bölgesel bir siyasi ve askerî güç hâline geldi. Oyun kurallarını koyamasa da işleyişlerine etkide bulunabiliyor. Tek adam iradesi, kendi yetiştirdiği yöneticiler ve kendisine bağlı kıldığı kurumlarla hızlı ve keskin hareket edebiliyor. Kurumlar arasında çatışma ve çatışmaların getirdiği blokajlar yok.

Bu iki uç, iç siyasette de önemli bir yere sahip.

Muhalefetin Erdoğan karşıtlığı ile şekillenmesine, muhalif siyasetin bu karşıtlığa ve eleştirel bir tutuma indirgenmesine yol açıyor.

Diğer taraftan kimlik ve geleneklerinden bağımsız; güç, başarı, gelecek ve büyüklük iddiası etrafında ciddi bir seçmen kitlesini iktidara, Erdoğan’a çekiyor. Ülkenin güç gösterisi ve meydan okuma olarak algılanan hamleleri, ürettiği silahlar; ekonomik kriz ve sınıfsal makasın açılması gibi hâller bu kitlenin gözünde gölgede kalıyor.

Dönemin ikliminde bir tarafın kimlik ve şer’î düzen korkularını başta endişeler beslerken, diğer tarafın ülke içi kimlik alanını genişletme beklentilerini yeni milliyetçilikle iç içe geçmiş duygu dalgaları besliyor.

Bu iki ucun karşılaşması, siyasi algıda yeni kısır döngüler üretiyor.

Erdoğan’ın birkaç yıl önce yaptığı şu konuşmayı daha önce yazmış, bir kenara not etmiştim:

“Türkiye, Türkiye’den daha büyüktür. Millet olarak ufkumuzu 782 bin kilometrekare ile sınırlandıramayız. İnsan nasıl kaderinden kaçarak kurtulamazsa, Türkiye ve Türk milleti de mukadderatından kaçamaz, saklanamaz. Millet olarak tarihin bize yüklediği misyonu görerek buna göre davranmak zorundayız. Biz bunu görüyoruz, çağrılara kulak tıkamıyoruz. ‘Türkiye’nin Libya’da, Suriye’de ne işi var?’ diye soranlar bu misyonu idrak edemeyebilir. Türkiye’nin nasıl değişim geçirdiğini bilmeyenler, olayların seyrini anlamakta zorlanabilir.”

Türkiye’yi ve iktidarı değiştirmek için tepki yetmez; önce anlamak gerekir.

YORUMLAR (11)
11 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.