AİHM ve AYM kararlarına uyulmalı tavsiyesine ihtiyaç var mıydı?
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunda yer alan “AİHM ve AYM kararlarına uyulmalı” tavsiyesi günlerdir kamuoyunda tartışılıyor. Öyle ya, zaten Anayasa’nın 153. Maddesi ve uluslararası hukuk gereği bağlayıcılığı olan bir hükümlülüğün ayrıca tavsiye edilmesine ihtiyaç var mıydı?
Cuma akşamı İstanbul’da medya mensuplarıyla bir araya gelen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a bir gazeteci kamuoyunda tartışılan bu soruyu yöneltmiş:
“En çok eleştiri alan noktalardan biri AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasıyla ilgili teklifte yer alan öneri, bunun önünde şu anda bir engel var mı ki bu, rapora girdi diye bir eleştiri var, buna ne dersiniz?”
TBMM Başkanı Kurtulmuş “kuralı bir kere daha hatırlatmış olduk” demiş…
Hakikaten bir hukuk devletinde, bağlayıcı yargı kararlarına uyulması gerektiğinin ayrıca hatırlatılmasına ihtiyaç duyulur mu? Böyle bir hatırlatma gereği doğuyorsa, bu durum neyi gösterir?
Kurtulmuş “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması maddesi… Burada bütün partilerin ittifakı oldu” diyor. İktidar dışındaki partiler zaten yıllardır iktidara AİHM ve AYM kararlarını uygulanması çağrısında bulunuyor. Komisyondaki muhalefet partilerinin aksi yönde bir maddenin altına imza atmaları zaten mümkün olmazdı. Buradaki asıl mesele AK Partili siyasetçilerin bu maddenin altına imza atmalarıdır. Böylece bu maddenin altına attıkları imza ile aynı zamanda iktidarlarının AİHM ve AYM kararlarına uymadıklarını teyit etmiş oldular.
Komisyonun iktidara yaptığı bu “hatırlatma” üzerinden TBMM Başkanı Kurtulmuş’a sormamız gereken asıl önemli soru ise şudur:
Sayın Kurtulmuş altında komisyon başkanı olarak imzanızın olduğu bu hatırlatma TBMM Başkanlığı makamını da kapsıyor olmalı değil mi? Zira Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay hakkında verdiği hak ihlali kararı iki yıldır TBMM Başkanlığında uygulanmayı bekliyor ve bu kararı uygulaması gereken bizzat Meclis Başkanıdır.
Kurtulmuş’un şu sözlerinin altını çizdim, diyor ki:
“Türkiye bu konuda, raporda da ifade ettik, hakikaten dünyada AİHM kararlarını en yüksek uygulayan ülkelerden birisi. Ama Türkiye hep uluslararası alanda bazı uygulanmayan mahkeme kararları dolayısıyla eleştirilen konumda oldu.” (20 Şubat)
Bunu bakanlığı döneminde eski Adalet Bakanı Yılmaz Tunç gündeme getiriyor, Türkiye’nin AİHM kararlarını en fazla uygulayan ülke olduğu açıklamaları yapıyordu.
Tunç, en son Kobani Davası’ndan tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında AİHM’nin verdiği hak ihlali kararının uygulanmamasıyla ilgili gazetecilerin sorusu üzerine şöyle demişti:
“Türkiye’de bazı davalar, özellikle dışarıdan da çok siyasallaştırılıyor. O siyasallaştırılan davalar öne çıkarılarak sanki Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının hiçbirine uymuyor gibi bir algı çalışması yapılıyor. Bu doğru değil. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan ülkelerin karara uyma ortalaması yüzde 79. Türkiye’nin uyma oranı ise yüzde 91” (9 Kasım 2025)
TBMM Başkanı Kurtulmuş da muhtemelen bu bilgiye dayanarak “Türkiye AİHM kararlarına en çok uyan ülke” nitelendirmesi yapıyor.
Ama hakikat bu değil. Türkiye’nin AİHM kararlarına “genel uyum oran” puanı, evet, yüzde 91 görünüyor. Ama adı üstünde genel uyum oranı. Gerçeğin önemsiz kısmı yüzde 91. Ama ülkelerin asıl uyma oranlarını belirleyen kısmındaki gerçek böyle değil.
Nitekim İstanbul milletvekili Mustafa Yeneroğlu, dönemin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uyma oranı yüzde 91” açıklamasının gerçeği yansıtmadığını belirterek Bakan Tunç’un yanıtlaması için TBMM’ye yazılı soru önergesi vermişti.
Bir ülkenin AİHM kararlarına gerçek uyum düzeyini “öncü kararların ne ölçüde yerine getirildiğiyle ölçüldüğünü, Türkiye’nin bu bağlamda AİHM kararlarına uyum oranının yüzde 68 olduğunu, kararların yüzeysel biçimde uygulandığını” söyleyen Yeneroğlu’nun soruları şöyleydi:
“Açıklamada belirtilen yüzde 91 uyum oranı hangi kategoriye dayanmaktadır?
Bakanlık, oranı hesaplarken öncü kararlar ile diğer davalar arasındaki farkı dikkate almış mıdır? Türkiye’nin öncü kararlardaki düşük uyum oranının nedenleri nelerdir?
2002’den bu yana Türkiye adına hükmedilen toplam tazminat miktarı ne kadardır?” (10 Kasım 2025)
Bakanlık, Yeneroğlu’nun yazılı soru önergesine birkaç linkle yanıt vermiş. Yani yanıt vermemiş, yanıt veriyor gibi görünmüş… Sorulan soruların hiçbirinin yanıtının olmadığı linkler…
Tuhaf ülkeyiz vesselam. İktidar neyi nasıl istiyorsa öyle yapıyor. AİHM ve AYM kararlarına uymayan sanki başka bir iktidarmış gibi gönül rahatlığı ile oturuyorlar ve “AİHM ve AYM kararlarına uyulsun” tavsiye maddesi yazıyorlar ve altına imzalarını atıyorlar. “Böyle bir tavsiyeye gerek var mı, engel mi var ki” diye sorulunca çıkıyorlar “kuralı bir kez daha hatırlattık” diyorlar…
Hatırlatmayı yapan TBMM Başkanına masadaki gazetecilerden hiçbiri de çıkıp “Sizin masanızda da iki yıldır uygulanmayı bekleyen bir AYM kararı vardı, bu kurala siz uyacak mısınız?” diye sormuyor. Akla gelmediği için değil, işlerine gelmediği, ortam ona uygun olmadığı için elbette…
Peki, o raporda bu tavsiye maddesi yer aldı diye iktidar AİHM ve AYM kararlarına uyacak mı? Niye konuldu o madde oraya? PKK lideri Öcalan’a umut hakkı maddesini açıkça yazamadıkları için…
Öyle görünüyor ki işe yaradığı kadarıyla bir parantez açılacak AİHM ve AYM kararları kapsamında sadece Öcalan için “umut hakkını” uygulayacaklar ve sonra da o parantezi yeniden kapatacaklar. Umarım öyle olmaz ama AK Parti içinden gelen bilgiler o doğrultuda.
İktidar umarım Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun demokratikleşme ve yargı alanında hukuk, demokrasi kapsamında önerilerin olduğu yedinci bölümle ilgili bütün ülkeyi kapsayacak şekilde, toplumun bütün kesimlerini saran adalet sorunlarına dair ciddi adımlar atar, yasal düzenlemeler yapar. Raporun yedinci bölümü iktidara reformist dönemlerine dönecek bir kapı aralıyor çünkü.
