CB sisteminin Türkiye’nin felaketi olacağı sürpriz miydi?
AK Parti’nin kurucularından eski Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Hüseyin Çelik hafta sonu Ankara’da Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen konferansta yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini “Türkiye’nin felaketi” olarak nitelendirmiş.
Şimdi çıkıp da AK Partiden Hüseyin Çelik’i tekzip edebiler mi? Çıksın mesela AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik “CB sistemi ülkenin felaketi değil, kurtuluşu oldu” desin, diyebilir mi?
Diyemez. Sistemin birinci yılında AK Partili Çelik kendisi çıktı ve “sistemde tıkanıklıklar var” demişti. Bunun anlamı ürün kötü çıktı, biz bu modeli düzgün yapamadık, işlemiyordu!
Daha birinci yılında arıza veren sistem mi olur?
Sistemin ikinci yılında MHP lideri Devlet Bahçeli, “Başkanlık sisteminin devamını sağlayacak reformlar acilen çıkarılmalı!” demişti. (24 Mayıs 2020)
Devam edebilmek için, daha ikinci yılında, “acil reformlar”a ihtiyaç duyan ve bugüne kadar tek reform yapılmayan sistem in ülkeye iyilik getirdiği nasıl söylenebilir?
Ama bunun böyle olacağı belliydi.
Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan çıksın ve AK Partiyi birlikte kurduğu yol arkadaşına “Hüseyin Çelik sisteme bühtan, bize haksızlık yapıyorsun, bu sistem ülkeyi uçuracak dedim, ülkeyi uçurdu, kurumları ezmedi, güçlendirdi, ülkenin ekonomisi şuradaydı aldı şuraya getirdi, enflasyon, işsizlik mi kaldı, sistem nasıl ülkenin felaketi oldu diyorsun, sistem Türkiye’nin saadeti oldu, mutluluğu oldu” desin ve CB sisteminin ülkeye kazandırdıklarını anlatsın.
Daha önemlisi, aynı kulvardaki ülkelerle bir mukayese etsin bakalım!
Hüseyin Çelik sadece bugün konuşan biri değil, AK Partide siyaset yaptığı dönemde de her zaman doğruya doğru demiş, partinin MYK toplantılarında yanlışları eleştirmiş AK Parti içindeki az sayıdaki isimler arasında yer aldı. Her zaman hukuk, demokrasi, adalet konularında hakkın, hukukun, demokrasinin yanında durmuş biridir.
***
CB sisteminin ülkemize hayır getirmeyeceği; ağır bir yıkım getireceği, ekonomiyi uçuruma sürükleyeceği, demokrasi, hukuk alanlarındaki kazanımları boğacağı başından beri belliydi.
Venedik Komisyonu, 133 paragraftan oluşan ayrıntılı raporunda; 2017 Anayasa değişikliğinin Türkiye’de kuvvetler ayrılığını zayıflatacağın, yargı bağımsızlığını aşındıracağını, CB hükümet sisteminde yeterli denge-denetleme mekanizmalarının kurulmadığını, sistemin ülkeyi otoriterleştirmeye götüreceğini, kişisel yönetim modeline dönüştürme tehlikesini barındırdığını belirterek bunun “geriye atılacak tehlikeli bir adım olduğu” uyarısında bulunmuştu. (13 Mart 2017)
Bütün bu uyarıları, hükümet modelini kurgulayan AK Parti’nin hukukçuları da bu modele destek veren anayasa hukukçuları da bunu gayet iyi biliyorlardı. Bile bile getirdiler bu modeli.
Bile bile neden yazdılar? Bu sorusunun cevabı da belli değil mi? İktidarlarını otoriter yollardan tahkim etmek istiyorlardı.
Sorunun yanıtını Türkiye’de tek adam eğilimini erken fark eden, hukuk devleti hassasiyeti yüksek olan hukuk tarihimizin duayen ismi Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’e bırakıyorum. İktidarın mutlaka sınırlandırılması gerektiğini savunan, hukukun siyasi ihtiraslara set çekmesi ve hürriyetin kurumlarla korunması gerektiğini savunan merhum Başgil Vatan Gazetesindeki “Anayasamızın değiştirilmesinde zaruret vardır” başlıklı yazısında “siyaset insan ihtiraslarının en çok kabardığı sahadır” tespitinde bulunmuştu. (20 Ocak 1949)
***
Demokrasimizde en büyük tahribatı bu hükümet sistemini yazanlar ve bu sistemin ülkemize vereceği ağır tahribatlar konusunda uyarmayan, susan hukukçular yaptılar.
CB sistemi teklif olarak ortaya çıktığı andan itibaren verdiği hukuk mücadelesiyle adını tarihe altın harflerle yazdıran Prof. Dr. Kemal Gözler hocamız, Prof. Dr. Adem Sözüer hocamız, İbrahim Kaboğlu, Osman Can, Şule Özsoy Boyunsuz gibi iki elin değil bir elin beş parmağını geçmeyen birkaç hukukçumuzun dışındaki herkes maalesef sustu, sessiz kaldı.
En vahimi hukukçularımızın suskunluğudur. Bunu söyleyen sadece ben değilim. Prof. Kemal Gözler, CB sisteminin ülkemizde yaratacağı tahribatlarla ilgili yazdığı makalelerini topladığı “Elveda Anayasa” adlı kitabının önsözünde şöyle yazıyordu:
“Herkes konuşuyor, topçular, popçular, tek konuşmayan anayasa hukukçuları, anayasa hukukçuları susuyor! Neredeler? Bir zamanlar vesayete karşı savaş açan, demokrasi, insan hakları gibi kavramları dilinden düşürmeyen meslektaşlarımız vardı. Şimdi neredeler? Bu kitabı ben de susanlardan olmamak için yazdım.”
Gözler’in kitabında, CB sisteminin ülkeyi soktuğu atmosferle ilgili şu sözleri ise hüzünlenerek okumuştum:
“Doluya yakalandık. Ülkemizdeki siyasi gelişmeler üzerimize dolu gibi yağmaya devam ediyor. Bizler o dolu yağarken saçak altına sığınan ve o dolunun geçmesini bekleyen insanlar gibiyiz. Bu arada karşıda dolu altında kalmış bir çocuğu görüyoruz. Ona yardım edemiyoruz. Ama vicdanımız sızlıyor. Bugünlerde saçak altına sığınıp, karşıda dolunun altında kalmış çocuğa bakan ve ona yardım edemeyen bir kişinin hissettiği ızdırabı hissediyorum. Bu kitabı vicdanım sızladığı için yazdım. Geceleri uyumadığım için yazdım. Benim Anayasa değişikliğinin gerçekleşmesini engelleyecek bir gücüm yok. Ülkemizde bir korku atmosferi hüküm sürüyor. Kendi gölgemizden korkar hale geldik. Belki bugünler geçerse bu korkudan utanacağız.
Ben bu kitabı gelecekte yazılacak kitaplarda, ülkede kuvvetler ayrılığına son veren bir Anayasa değişikliği gerçekleştirilirken anayasa hukukçuları sustu denmesin, hiç olmazsa adım susan anayasa hukukçuları arasında anılmasın diye yazdım.”
Felaket ayağını vura vura “ben geliyorum” diye bağıra bağıra geldi. Bu sistemi getirenler kendi siyasi çıkarları için felakete göz yumdular. O yüzden bu sistemi yazanlar, sistemin propagandasını yapanlar yarın çıkıp “biz böyle olacağını bilmiyorduk” diyerek masumiyet pozuna yatma, günah çıkarma hakları olmayacak.
***
Nitekim ekranlarda Meclis’i güçlendireceği propagandasını yapan AK Partili milletvekilleri, sistemin daha birinci yılı dolmadan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Köyü elinden alınmış Züğürt Ağa’ya döndük; herkes milletvekilinden bir şey bekliyor ama elimizde yetki yok, milletvekillerinin bir ağırlığı kalmadı” diye sitemde bulunmuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın buna verdiği tepki ise şaşkınlıkla “Züğürt Ağa kim?” olmuştu. (Habertürk, 11 Temmuz 2019)
CB sisteminin ülkeyi getirdiği hâl ortada. Sayın Çelik doğru söylüyor; bu sistem ülkemiz için bir felaket oldu.
Soru şu: Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin kurucularının AK Parti’den uzaklaştırılmadığı, ilk iktidar dönemindeki liyakat ve ehliyet sahibi kadroların hâlâ partide etkili olduğu bir dönemde CB sistemini getirebilir miydi?
Getirebildi mi?
AK Parti’nin kurucularından Hüseyin Çelik’in şu tespiti, sorunun cevabını veriyor:
“Liderler zayıfken, yeteri kadar güçlü değilken etraflarını liyakat ve ehliyet prensibine göre güçlü insanlardan oluşturuyorlar. Fakat ipleri ellerine alıp vaziyete iyice hâkim olunca liyakat ve ehliyet prensibi tamamen ortadan kalkar, buharlaşır. Yerine mutlak sadakat ve biat gelir.”
Bu, siyasetin kurumsallaşmadığı ülkelerde siyasi tarihin hemen hiç değişmeyen kurallarından biridir. Nitekim Adnan Menderes’in bakanlarından Samet Ağaoğlu da Demokrat Parti’nin Doğuş ve Yükseliş Sebepleri adlı kitabında aynı tespiti yapmıştı:
“Liderler genellikle yola çıkarken beraber oldukları arkadaşlarını bırakırlar. İlk merhale ortak eserdir. Köşebaşını başarı ile aştıktan sonra dava şahsileşir, gittikçe tek adamın elinde toplanır. Bu tek adam, yola birlikte çıktığı arkadaşlarına kumanda edemeyeceği, emir veremeyeceği için, kumanda edeceği, emir vereceği bir çevre oluşturur etrafında.” (s. 25)
AK Parti’nin ilk aile fotoğrafında yer alan isimlerin etkili olduğu bir dönemde, bütün yetkilerin tek elde toplandığı bu hükümet sistemi, evet gelemezdi.
