Ankara’dan Trump geçti, müjdesini bekliyoruz

ABD başkanı Donald Trump zirvesine katılmak üzere Ankara’ya geldiği NATO’nun üyesi olan ülkeleri ve yöneticilerini sevmiyor; buna karşılık Türkiye’yi ve özellikle de lideri Tayyip Erdoğan’ı çok ama çok seviyor.

Külliye’deki buluşmaya tanıklık eden gazetecilere bu hislerini fazlasıyla aktardı Trump.

Almanya, İngiltere, İtalya ve Fransa İran’a açtığı savaşa destek vermemiş, Türkiye ise elinden geleni yapmış.

Erdoğan davet sahibi olmasa NATO Zirvesi’ne gelmezmiş bu yüzden.

Trump NATO’ya ‘olsa da olur, olmasa da olur’ gözüyle bakar gibi yapıyor; 31 ayrı ülkeyle sorun çözmeye çalışmak hoşuna gitmiyor; liderliğini kabul etsinler, o da Rusya mı sorun, sorunu Putin ile görüşüp konuşarak çözsün istiyor.

Ukrayna’nın da, Zelenski’nin de gözünde fazla bir değeri bulunmadığını belli ediyor.

Türkiye için ve Cumhurbaşkanı Erdoğan için ise yapamayacağı yok.

F-35 uçaklarının Türkiye’ye verilmesi konusunda savaş bakanı ile dışişleri bakanı çalışmaktaymış; olacakmış o iş.

Kaan uçaklarının kullanacağı ABD üretimi motorların en yakın müttefiklerine verilmemesi mümkün değilmiş zaten; ‘‘Vermeye zorunluyuz’’ diyor Trump.

Yaptırımlara gelince... Ne yaptırımı yahu, en yakın müttefiğine ABD yaptırım mı uygularmış hiç.

Soruların birinde Rus yapımı hava savunma sistemi ‘S-400’ün Türkiye’deki varlığı da geçer gibi oldu, Trump işitmezden geldi. Sorun edilecek bir şey değil bu, ona göre.

Hepsi sıradan şeyler.

Ankara’daki basınla buluşmayı binlerce kilometre uzaktan, Trump’ın memleketi ABD’den izlediğim için olacak, doğrusu bu kadar olumlu ve uyumlu mesajlara ne diyeceğimi bilemiyorum.

Türkiye-Amerika ilişkilerini yarım asırdan uzun bir süredir en yakın noktalardan izliyorum. ABD başkanlarının basınla buluşmalarında yer aldım, bakanlarıyla ve üst düzey bürokratlarıyla fikir alış-verişi yaptım, öndegelen fikir üreten kurumlarında konuştum, büyükelçileriyle dar katılımlı ortamlarda bulundum. ABD’yi temsil eden hiç kimseden Trump’ın ağzından çıkanlara benzer olumlu sözler işittiğimi hatırlamıyorum.

Yakınlık açısından benzerlik kurulabileceklerden biri Turgut Özal’dı. Baba Bush’un Irak’a açtığı savaşa (1990) asker göndermemiş ama aktif destek vermişti. Özal’ı başkanların tatil mekanı Camp David’te konuk ettiler. Yüzüne karşı övücü sözler sarf ettiler, Türkiye’yi ‘stratejik ortak’ olarak anmakla yetindiler.

Tansu Çiller Amerikan milli marşını elini kalbi üzerine koyarak mırıldanacak kadar kendisini ABD’ye yakın hissederdi. Bill Clinton’un başkanlığı döneminde Beyaz Saray’ın resmi misafirhanesi Blair House’da konuk edilmişti Çiller.

Kenan Evren, hani ‘‘Bizim çocuklar idareye el koydu’’ sevinciyle karşılanan darbenin lideri, cumhurbaşkanı olarak son resmi ziyaretini ABD’ye yapmış, o gün için bayağı özel bir ilgiye mazhar edilmişti. Beyaz Saray’da onuruna verilen resmi yemeğe ülkenin önde gelen isimleri çağrılmıştı.

Hepsi bu kadar.

Diplomaside ‘mütekabiliyet’ kuralı bulunduğu için de, ABD’den ülkemize gelen her düzeydeki konuklar, devlet adamlarımıza gösterilen kadar bir ilgiyle karşılanıp uğurlandılar bugüne kadar.

Trump kendisine Ankara’da gösterilen ilginin başkalarına da uygulanan protokol olduğunu düşünmez umarım.

ABD başkanı olarak değil de sanki ‘dünya lideri’ olarak karşılandı Trump; geliş vesilesi NATO Zirvesi olduğu halde.

Günler öncesinden Ankara’nın önemli bütün güzergahları trafiğe kapatıldı. Konukların geçeceği cadde ve sokaklar üzerinde bulunan binalara estetik müdahaleler yapıldı; yollardaki girinti-çıkıntılar yok edildi. Ankara ciddi bir makyaj ameliyesinden geçirildi.

İstanbul’da 2004 yılında toplanan NATO Zirvesi öncesinde de benzer bir çehre düzenlemesi yapılmış mıydı? Herhalde düzeltmeler olmuştur ama şimdi Ankara’nın gördüğü tepeden tırnağa ilgi nerede, İstanbul’da yapılanlar nerede?

İlla bir benzetme yapılacaksa, benim hayat serüvenimin başladığı 1950 yılından dört yıl öncesine gitmek gerekiyor.

1946 yılında, Amerikalılar, 2. Dünya Savaşı sonrasında Batı ittifakı içerisine alınan Türkiye’ye verdikleri önemi göstermek için ülkemizi başkentlerinde büyükelçi olarak temsil eden Münir Ertegün’ün vefatını vesile etmiş, merhumun cenazesini Japonya’nın teslim senedini imzaladığı Missouri zırhlısıyla İstanbul’a göndermişlerdi.

Gemi mürettebatı muhteşem bir karşılamaya muhatap edildi.

Dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü de Missouri komutanlarını Çankaya’da kabul etmiş ve Amerika’yı övmüşü.

Trump’ın ağırlanması için sarf edilen özenle mukayese edilmez tabii ki ama Missouri zırhlısının ülkemize gelişi de olağanüstüydü.

Henüz ABD’de iken Trump, Türkiye’ye büyük bir müjdesi olacağını söylemişti. İlk gün açıkladıklarını kendisi sıradanlaştırdığına göre o ‘müjde’ henüz açıklanmadı diye düşünüyorum.

Giderken mi açıklayacak acaba?

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.