Çok ama çok acayip oldukça enteresan bir husus…
Haberi Sabah gazetesinden okudum. Enstitü Sosyal adlı düşünce kuruluşu, önceki gün 15 Temmuz gecesinin önemli tanıklarının konuşmacı olduğu “10. Yılında 15 Temmuz’u Hatırlamak” isimli bir forum düzenlemiş. Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikaları üyesi İpek Çoşkun Armağan, döneminin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, dönemin Başbakan Danışmanı Necdet Subaşı, dönemin İstanbul İl Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, yine dönemin Hazine ve Maliye eski Bakanı Berat Albayrak, 15 Temmuz gecesi yayın yapan A Haber Spikeri Banu El o geceye ilişkin tanıklıklarını anlatmışlar.
Bekir Bozdağ dışında bütün konuşmacılar anlattıkları bildiğimiz şeyler. 15 Temmuz’un yıl dönümünde her yıl mutlaka röportaj veren, düzenlenen seminerde konuşan Bekir Bozdağ bu kez hiç bilmediğimiz bir şey anlatmış.
Bugüne kadar hiç bahsini etmediği bir hadiseden bahsetmiş, şaşkınlıkla okudum, gözlerime inanamadım.
AK Partili Bekir Bozdağ 11 yıl sonra o gece verdiğini söylediği çok önemli bir talimatı, iktidar yargısının pek sevdiği ifadeyle söyleyelim, “adeta” büyük bir kahramanlık hikâyesini şöyle anlatıyor:
“O dönem yargıyı ve emniyeti kuşatan FETÖ, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve oğlu Bilal Erdoğan’ın evinde arama yapılması yönünde bir karar çıkarmıştı. Tehlikenin büyüklüğünü görerek hemen Selami Yıldız Bey’i aradım ve kendisine, ‘Selami, Sayın Cumhurbaşkanımızın evinin etrafındaki bütün korumaları derhal değiştir. Yerlerine vatanını, milletini seven özel harekatçıları yerleştir. Eğer oraya uydurma kararlarla aramaya kalkışan hainler gelirse, gerekirse silahla karşı koyacaksınız ama o kapıdan içeri adım attırmayacaksınız’ talimatını verdim. Selami Müdürümüz bu meydan okumayı tereddütsüz kabul ederek tüm koruma kadrosunu vatansever unsurlarla değiştirdi ve liderimizin can güvenliğini korudu.” (Sabah gazetesi, 13 Temmuz 2026)
Muhteşem bir hikâye değil mi?
AK Partili Bozdağ’ın dönemin İstanbul İl Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ın gözlerine bakarak anlattığı bu hikâye evet, muhteşem bir hikâye ama keşke gerçek olsaydı.
Peki, gerçek ne?
Aslında normalde Adalet Bakanı Bekir Bozdağ böyle bir talimat için neden İstanbul İl Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ı araması gerekir ama hadi bunu geçelim. Diyelim ki Çalışkan yerine Selami Yıldız’ı aramış.
Sayın Bozdağ’ın Selami Yıldız’ı araması ve böyle bir talimat verebilmesi için Selami Yıldız’ın İstanbul emniyetinde görevli olması gerekir değil mi?
Yıldız o tarihte nerede?
19 Ocak 2015 tarihinde Bursa İl Emniyet Müdürü olarak atanan Selami Yıldız elbette ki o tarihte Bursa’da.
Kafalarda herhangi bir şüphe kalmasın diye şuraya atama kararının haber linkini Anadolu Ajansı’ndan koyalım: https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/emniyette-gorev-degisikligi/82634
Şimdi bu durumda dönemin Adalet Bakanı Bozdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Bilal Erdoğan’ın evinin etrafındaki korumaları değiştirilmesi talimatını İstanbul İl Emniyet Müdürü Çalışkan yerine Bursa İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız’a mı verdi yani?
Yani Selami Yıldız da Bursa’dan kalkıp İstanbul’a geldi; İstanbul Emniyet Müdürlüğünün yetki alanındaki bir noktaya müdahale etti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kısıklı’daki evinin çevresinde görev yapan korumaları değiştirdi ve yerlerine İstanbul Emniyetinde görevli özel harekâtçılar arasından “vatanını, milletini seven memurları” yerleştirdi. Öyle mi?
Bozdağ “Selami Yıldız korumaları değiştirerek liderimizin can güvenliğini korudu” diyor?
Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan bu durumda o saatlerde Kısıklı’daki konutunda olmuş oluyor?
Peki Erdoğan ve ailesi o saatte nerede?
Marmaris’te!
Bozdağ’ın açıklamasını okur okumaz ‘yok artık’ dedim. Şu sebeple öncelikle Selami Yıldız’ı yakından tanıyan bir gazeteci olarak o tarihte Bursa İl Emniyet Müdürü olduğunu biliyordum.
İkinci önemli nokta ise şu: Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan 15 Temmuz gecesine ait İstanbul polis telsiz kayıtlarının tamamını aldım ve bu kayıtları dakika dakika çözümledim. Gazetemiz de kayıtların dökümünü iki gün boyunca manşetten yayımladı: 30 Eylül 2016’da “Polis telsizinden 15 Temmuz gecesi: Oğlum akıllı ol, Türk insanına sıkıyorsun”, 1 Ekim 2016’da ise “Polis telsizinden 15 Temmuz gecesi: Ben vatandaş, darbecileri teslim aldım” başlıklarıyla.
Kısıklı’ya dair polis telsizinde 00.00’daki konuşmalar şöyle:
Merkez: Şile yolundan araçların üzerinden geçmek suretiyle tankların Kısıklı ikamet yönüne geldiği şeklinde bilgi geliyor.
Kod 93-10: Tamam... bilinen yerdeyiz.
Kod 94-10: Nevzat Demir Tesisleri önüne koyduğumuz ekipler yetersiz, onları ezerek, vurarak geçmişler.
Merkez: Takip ettim tamam.
Kod 94-10: Diğer ön ön cephesini kapatıyoruz şu an tamam.
Kod 20-57: Gerekirse halk otobüsleri, belediye otobüslerini çeksinler Merkez.
Merkez: Kapalı yolları araçlarla güçlendirelim, geçişlere müsaade etmeyelim. Vatandaş araçlarıyla, çöp araçlarıyla, otobüslerle, kamyonetlerle, TIR’larla güçlendirelim. Hafriyat kamyonu olanlar, beton mikseri olanlar bunları da harekete geçirmek lazım. Özel şirketler varsa irtibat kurup bu konuyu özellikle dikkate alalım.

Böyle bir talimat olsaydı mutlaka polis telsizine yansırdı. Benim dikkatimi çekerdi, bu kadar önemli bir talimatı mutlaka haberleştirirdim.
Gerçekten böyle bir hadise yaşanmış olsaydı 10 yıldır her yıl 15 Temmuz’un yıldönümünde röportaj veren seminerlerde konuşan Sayın Bozdağ mutlaka bu hadiseyi anlatırdı.
Anlatılmayacak, saklanacak bir hadise mi bu?
Sayın Bozdağ anlatmasa böylesi bir kahramanlık hikayesini Selami Yıldız anlatırdı. Bu 10 yıl boyunca saklanacak bir hikaye değil çünkü.
Nitekim Sayın Bozdağ’ın 15 Temmuz gecesi neler yaşadığını bütün ayrıntılarıyla biliyoruz. Evinde o gece yalnız olduğunu, 15 Temmuz’un gündüzünde Çubuk’ta Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesinin ilk mezuniyet törenine katıldığını. Eşinin bayram nedeniyle Yozgat’ta olduğunu, çocukların da o saatlerde evde olmadığını, hatta o gece rahat kıyafetlerle evde dinlendiğini, televizyonunu bile açık olmadığını. Darbe kalkışmasını müsteşarı Kenan İpek’in telefonda haber verdiğini. Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile o gece yakalanmamak için şehir içinde arabayla tur attıklarını, sonra Meclis’e gitmeye karar verdiklerini, arabalarının ışıklarını karartarak Meclis Genel Kurulu’na girdiklerini…
Bütün detayları 10 yıldır anlattığı için biliyoruz.
Sayın Bozdağ TBMM’de o gece güzel bir konuşma yaptı, konuşması esnasında Meclis bombalandı, bomba Meclis’i sarstığı halde Bekir Bozdağ konuşmasını kesmeden devam etti.
Bütün bunlar gerçek…
Yaşadığı tanığı olduğu her anı dakika, dakika yıllardır anlatıyor.
Peki 10 yıl sonra böyle bir hikâye nereden çıktı?
Dönemin İstanbul İl Emniyet Müdürü Mustafa Çalık dün Bozdağ’ı dinlerken ne hissetti acaba? Öyle ya dönemin Adalet Bakanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konutundaki koruma görevlilerini değiştirmesi için kendisini değil Bursa İl Emniyet Müdürü’nü aradığını söyledi.
Eğer hikâye gerçek ise Selami Yıldız Adalet Bakanı Bozdağ’ın verdiği talimatı yerine getirmek için İstanbul İl Emniyet Müdürü Mustafa Çalık’a durumu nasıl izah etti acaba? Aralarında nasıl bir konuşma geçmiş olabilir?
Ülkemizdeki tuhaflıklar bitmiyor ama dün Bozdağ bu anlattığı hikaye ile tuhaflık eşiğini bir kez daha tavan yaptırdı.
Berat Albayrak Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden ayrılırken ne demişti: Allah sonumuzu hayır eylesin!
Gerçekten öyle… Allah sonumuzu hayır etsin.
Geçmişte yaşanmamış bir hadiseyi yıllar sonra yaşanmış gibi anlatmak, sadece kişisel bir abartı değil ya da masum bir hafıza şaşırtması değildir. Toplumun ortak hafızasına kendi çıkarı için müdahale etmektir. Çünkü tarih, geçmişte olup bitenlerin kronolojik bir dökümünden ibaret değildir. Bu herhangi bir alanda bir meseleyi kendi çıkarlarına göre eğip bükmeye benzemez. Bu yüzden tarihle oynamak, yıllar sonra yaşanmamış bir hadise üzerinden kendine kahramanlık hikayesi yazmak, yalnızca gerçeği eğip bükmek değil, geçmişi kendi çıkarına göre yeniden kurgulamaktır.
On yıllar sonra bugünler yazıldığında doğru bilgi olsun diye tarihe kayıt düşmek adına yazdım bu yazıyı.
