Galatasaray’ı yen, kupa kazanılmasın düşüncesi
Sığ bir düşüncenin yanında, vasat takımların belirlediği bir hedef gibi duran bir söylem.
Sarı-lacivertliler uzun süredir bu durumların içerisine, yoğun bir topluluk tarafından çekilmeye çalışılıyor.
Hafta sonu yapılan divan kurulu toplantısında yapılan açıklamalar sanki bunun sinyallerini verdi.
Ligde kalan beş final maçı olan sarı-lacivertliler, ilk finalinde seyircisi önünde Rizespor ile berabere kaldı ve rakibine şampiyonluğu adeta kendi elleriyle teslim etti. Gerçi sarı-kırmızılı takım da bu konuda rakiplerine karşı eli açık davrandı; çoğu zaman “biz olmayalım, siz olun” fırsatı verdi.
Fenerbahçe final maçlarında iyi değilken, Trabzonspor ise tecrübesizliği nedeniyle geri planda kaldı.Kesin olmasa da Galatasaray’ın şampiyonluğu kazandığını söyleyebiliriz.
Sarı-lacivertli camiaya dönersek; cuma günü son dakikada gelen şok gol sonucunda tribünler donup kaldı, futbolcular ise tepki almamak için soyunma odasına hızlıca gittiler.
Maç sonunda ağlayan çocuklar, kadın taraftarlar ve tepkisini içine atan taraftarlar vardı; sağa sola yönelen bir saldırı yoktu, içten bir sitem hâkimdi.
Bu içten sitem, cumartesi günü divan kurulunda da devam etti.
Eski başkan Aziz Yıldırım: “Fenerbahçe çürümüşlüğün içine düşmüştür. Kurtuluş için arınması lazım. Kulüp kendi özüne dönmeli. Kritik yerlerde görev yapan kişilerin başka takım taraftarı olmaması gerekir. Kulübün bir şeye karar vermesi gerekir.”
Mücadele kime karşı: saha içine mi, saha dışına mı?
Uzun süredir kulüp aynı şeyleri tartışıyor, aynı döngüde devam ediyor. Değişime yanaşan yok gibi.
Sakin kalmak, yan yana durmak ve belirgin adımlar atmak gerekiyor.
Eski yönetim içerisinde yönetim kurulu üyeliği yapmış bir iş insanı çıkıp “Millî Takıma maddi destek verdim, yine ben buradayım, hazırım” şeklinde sloganlar atıyor. Gerçekten sarı-lacivertlilerin futbolcularının sorunu maddiyat mı?
Kısa bir düşünceyle bunun böyle olmadığı açıkça anlaşılabilir.
Göreve beş ay önce gelmiş yönetime seçim baskısı yapılıyor; hayalî başkan adayları ortada naralar atıyor, ancak elini taşın altına koyan yok.
Başkanlar arasında “sen fazla harcadın, ben fazla harcadım” şeklinde atışmalar yaşanıyor.
Başkan Sadettin Saran: “Koltuk sevdalısı değiliz. Sezon sonunda her şeyi konuşacağız. Hatalarımız, eksiklerimiz oldu. Soru işaretleriniz varsa gelin konuşalım.
İnsanların birbirine üstünlük kurduğu değil, yan yana olduğu bir yer olmalı. Yıpratma olmamalı.”
Şimdi Fenerbahçe hafta sonu derbi maçını kazanırsa camianın kimyası değişecek mi? Değişecekse nasıl bir duruma yönelecek. Biriken tozlar yine halının altına mı süpürülecek.
Fenerbahçe Opet, TRT’nin temsilcisini mi yendi?
FIBA Avrupa Ligi’nde Fenerbahçe kadın basketbol takımı, son dört sezonda üçüncü kez zafere ulaşarak büyük bir başarı elde etti.
Maça damga vuran olay ise TRT’nin maç öncesi altyazıda “temsilcimiz Galatasaray” yazması ve maçı anlatan yorumcunun “Maalesef yenildiler.” sözü oldu.
Tartışma maç öncesi ve sonrası devam etti, uzun sürede devam eder gibi.
Finalin saha içine baktığımızda,
Emma Meesseman: 7 EuroLeague şampiyonluğu, 1 WNBA şampiyonluğu ve birçok “en iyi oyuncu” ödülü bulunuyor. Avrupa’nın en iyi oyuncularından biri olan Belçikalının verileri kısa şekilde özetlenebilir.
Emma sağır bir oyuncudur; doğuştan iki kulağında da %60 işitme kaybı vardır. İşitme yetisini kaybetmiş kişilere yardım eden derneklerin dünya elçisi olmuş, çocukken cihazlarla spor yapmanın utancını yenmiş ve basketbolda birçok kupa kazanarak çalışmasının karşılığını almıştır.
Pazar akşamı Fenerbahçe ile üçüncü şampiyonluğuna ulaşan başarılı oyuncu, net bir açıklamayla şunları söyledi: “Hedeflerimize ulaştık ve sezonu bitirdik. Takım arkadaşlarım için mutluyum. Bazılarının ilk şampiyonluğu oldu, keyfini çıkarmamız lazım.”
Emma Meesseman: Fenerbahçe olmak zaten devamında başarıyı gerektirir. Efsane haline gelen oyuncunun kulübüne karşı saygısı onun başarısını da gösteriyor.
Kulübün böyle oyuncuları kaybetmemesi gerekiyor.
