Fakirlik hapishanesi
Yönetim baskısı da bir finansman kaynağı gerektirir. Mesela, Azerbaycan veya Rusya ekonomik refahını demokrasi yerine doğal kaynaklar üzerinden finanse ediyor.
Kuzey Kore ise doğal kaynağı olmadığı için çok daha sert baskı uygulamak zorunda kalıyor.
Diyeceğim o ki, baskının da bir maliyeti vardır ve o maliyetin nasıl karşılanacağı da önemlidir.
Baskı artışı önce illüzyon gerektirir.
Ve ardından acımasızlık.
Sonuç ise fakirlik hapishanesidir.
***
Şimdi size bir rakam vereceğim: 31 Ağustos borsa endeksi 14.334’den kapandı. Şimdi endeksimiz 11.722 seviyesinde.
Düşüş oranı %18,2.
İyi ama aynı dönemde borsada halka açık şirketlerin toplam değeri 6 trilyon 428 milyar lira eridi. (142 milyar 535 milyon $) Bu erime halka açık hisse senetlerinde, 2 trilyon 640 milyar lira oldu. (58 milyar 597 milyon $)
Endeks değeri yüzde 18,2 düşerken gerçek erime yüzde 27,5 seviyesinde gerçekleşti. Alın size bir illüzyon örneği.
Gerçek nedir derseniz söyleyeyim: 443 bin fon yatırımcısı değil, 6 milyon borsa yatırımcısı resmen büyük bir servet kaybı yaşadı. Aileler ile beraber düşünüldüğünde yaklaşık 18 milyon kişi “Foncu çocuklar”ın vurgunundan çok kötü etkilendi.
***
“Foncu çocuklar” sadece borsayı mı vurdu?
Önceki yazımda belirttiğim ayrıntıyı tekrar edeyim: Son 5 haftada oluşan mevduatın yüzde 75’i dövize gitmiş. Yani paranın yeni adresi döviz oluyor.
Kur riski kapıda.
Sadece kur riski mi? Hayır
Şubat 2025, yani iktidarın koltuk riskinin yargı üzerinden yok edilmesinden hemen öncesi:
Enflasyon %42,1
Kredi faizi %56,2
İşte o günden bugüne enflasyonda 12,4 puan düşüş yaşanırken kredi faizinde sadece ve sadece 3,2 puanlık düşüş yaşandı.
Risk artışı reel faizleri patlattı. Şubat 2025’te yüzde 9,9 olan reel faiz bugün yüzde 18,0’e geldi.
Yargı operasyonları sonrası Türkiye’de reel faiz tam iki kat arttı.
***
Gelelim en ağır konuya.
Bu vurgun dolandırıcılığının maliyetini kaldırabilir miyiz? Veya ne kadar hasar oluşacak?
Size farklı açıdan bir bakış vermeye çalışacağım.
Türkiye her sabah bir operasyonla uyanıyor. İşte geçen hafta Halk TV’ye polis baskını yaşandı ve el konuldu.
Halk TV’ye güya yayıncılığı nedeniyle el konulmadı, Cafer Mahiroğlu’nun mali işlemleri nedeniyle el konulduğu açıklandı.
Adamın 7 sülalesi gözaltına alındı ve Sivas’taki dededen-babadan kalma tarlalarına dahi el konuldu.
Şimdi 2 soruya cevap arayalım: Cafer Mahiroğlu Londra’da yaşıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yanına Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ı da alıp çok sık şekilde Londra’ya para aramaya gidiyordu.
Şimdi Londra’ya yatırımcılara gidip “Bize para verin” toplantılarını nasıl yapacaklar? Kim gelir Türkiye’ye?
İyi ama tam bu dönemde para dövize akıyor. Dış açıktan kaynaklı döviz ihtiyacımız da artıyor.
Ne olacak şimdi?
***
Bir başka açıdan daha bakalım: Enflasyon çok az da olsa düşüyor ama faizler düşmüyor.
Yeni mevduatın dövize akmaya başladığı bu dönemde, yabancı sermaye girişinin de kesilmesi sonucu Merkez Bankası nasıl faiz indirecek?
Merkez faiz indirmeyince kredi faizi nasıl düşecek?
Tam bir çıkmaz sokak hapishanesi.
“Foncu çocuklar”ın büyük dolandırıcılığı sadece borsayı vurur ve geçer diye bekleyenler için söylüyorum: Finansal fırtına kesinlikle reel fırtınaya da dönüşecek. Acı gerçeği görmezden gelirseniz bu fatura daha da ağırlaşacak. Bilesiniz derim.
İLLÜZYONUN KRALI
Yıl 2002…
Kişi başına gelir (KBG) 3.623 $ (Aylık 302 $).
Kişi başına aylık gelirin TL karşılığı 458,20 TL.
6 milyon 550 bin emekli, dul ve yetime 16 milyar 687 milyon lira maaş ödenmiş. Bu demektir ki; 1 emekli, dul ve yetime ayda ortalama 212,3 lira maaş ödenmiş. Yani kişi başına aylık gelir olan 458,20 liranın yüzde 46,3’ü oranında bir emekli+dul ve yetim maaşı varmış.
Bugün (2026 ilk yarısı) kişi başına aylık gelirimiz 70.704 lira. (Yıllık KBG 19.796 $)
Dikkat edin çok ama çok övünülen bir rakam veriyorum: AK Parti kişi başına geliri 3.623 $’dan 19.796 $’a çıkardı. Ne muhteşem değil mi?
Peki, 17 milyon 125 bin emekli, dul ve yetime ne maaş ödenmiş? 2026 yılı ilk 6 ayında 2 trilyon 361 milyar lira. Kişi başına aylık maaş 22.981 TL
Bu para aylık kişi başına gelirin yüzde 32,5’i ediyor. Oysa 2002 yılında emekli, dul ve yetim KBG’in yüzde 56,3’ü maaş alıyormuş.
Bugün aynı oran geçerli olsaydı emekli, dul ve yetimin aylık ortalama maaşı 22,981 lira yerine 32.736 lira olacaktı.
Aradaki fark ne: %42,0
Ne tesadüf ki TÜİK Nisan 2022’de madde sepeti listesini yayından kaldırdıktan sonra İTO ile fiyat farkı da yüzde 42 seviyelerinde.
***
Gelelim sonuca…
Ülkemizde görüntüde bir zenginlik artışı var ama gerçekte bu gelir artışı emekliye ve çalışanlara uğramamış.
Şimdi bir maliyet yükleneceğiz ve maalesef bu maliyeti toplumun bütün kesimleri ödeyecek.
Dikkatinizi çekeceğim başka bir maliyet türümüz daha var: Ülkemizde yabancı sermaye dahil tüm sermayenin mülkiyet güvencesi sorunu oluştu. Kimin kapısına şafak vakti polisin geleceği ve kimin tüm malına mülküne el konulacağı belli değil.
Böyle bir ülkede bırakın sermayenin iş yapmasını toprakta ot bile bitmez.
Hem kur riski hem faiz riski gibi finansal veriler yanında belki de en ağır risk olan mülkiyet riski, bizi fakirlik hapishanesine mahkum edecektir.
Çok yakında hapishanelere gönüllü girmek isteyenlerin sayısında artış görürsek hiç şaşırmayın. Çünkü dışarıda olmanın da içeride olmaktan farkı giderek yok oluyor.
Koca ülkemiz koca bir hapishaneye dönüşüyor bilesiniz. En kötüsü de fakirlik hapishanesi.

