Rekabetçi zam yağmuru

Her geçen gün daha da rekabetçi bir ülke oluyoruz.

TL değer kaybettikçe, dolar yükseldikçe rekabetimiz de artıyor. Ama en büyük rekabetimiz ucuzlayan işçilik oluyor.

Çünkü işçiler maaşlarını dolarla almıyorlar.

İşçiler maaşlarını dolarla almıyor ama içinde dolar maliyeti olan birçok ürünü satın alıyorlar. Hatta içinde dolar maliyeti olan ürünlerin en başında da bizatihi Ülke yönetiminin sattığı ürünler geliyor.

Mesela köprü geçiyorsun fiyatı dolarla,

Otoyola giriyorsun fiyatı dolarla,

Havalimanına iniyorsun fiyatı dolarla,

Şehir hastanesine gidiyorsun fiyatı dolarla,

Bir kısım elektrik alıyorsun fiyatı dolarla.

Yani bütün bu ürünlerin fiyatını doğrudan dolar olarak ödemeyebilirsiniz elbette. Hatta hiçbirini kullanmasanız bile aslında bu fiyatı tıkır tıkır ödüyorsun.

Hani gitmesen de kalmasan da o köy bizim köyümüzdü ya... İşte geçmesen de kullanmasan da o dolar ödemeleri bizim borcumuzdur.

***

İşçilerin ücretleri TL ile ama aldıkları birçok ürün içinde dolar maliyeti var. İşte o dolar maliyeti artan kur nedeniyle bu ay çok ciddi zam yağmuruna da yol açtı.

Geçen aylar yapılan parasal genişleme tüketimi patlatırken, üretimi yeterince artıramadı. Parasal genişleme ve negatif faiz baskısının da bu ay fiyatlar üzerinde etkisini görüyoruz.

Ekonomide istikrarlı yönetim kurumların çalışmasını ve kurumsal aklın önemini bir kez daha gösterdi. Günübirlik kararların olumsuz etkilerini hep birlikte toplum olarak ödemeye devam ediyoruz.

***

Hatırlarsanız Ülkeyi yöneten siyasi irade defalarca Vatandaşlara seslenerek dolar bozdur dedi. Bize yetki verin bu işi halledeceğiz dedi.

Arka kapı yöntemi ile bir 10 milyar dolar sattı; olmadı bir 10 milyar dolar daha. Yine olmadı şakkadanak 10 milyar dolar daha, olmadı bir 10 milyar dolar daha... Olmadı 10 daha 10 daha... Yine olmadı.

Merkez Bankasının olması gereken 120 milyar doları gitti ama yine olmadı.

İşte bu aşamada dedik ki, “TL değer kaybettikçe, dolar yükseldikçe rekabetçi kur elde ediyoruz.”

Rekabetçi kur önemli.

Mesela MÜSİAD Başkanının 2018 yılındaki açıklamasını hatırlıyor musunuz? “40 milyar doları olan şirketlerin yarısını alır” demişti. İşte o fiyat şimdi daha da ucuzladı.

Kur arttıkça, zamlar geldikçe ucuzluyoruz.

İşçimiz başta olmak üzere her varlığımız ucuzluyor. Ama bir noktayı unutuyoruz.

Hayatımız pahalaşıyor.

Hayatımız zorlaşıyor.

Geleceğimiz zayıflıyor.

***

Hep dile getirdiğim bir meseleyi tekrar etmek zorundayım: Bu ekonomi düzelmez.

Yani mevcut yönetim anlayışı ile düzelmez. Aksi halde çok ciddi fırsat ülkesiyiz ama bu fırsatları bırakın elde etmeyi, sürekli yeni maliyet oluşturuyoruz.

Ekonomide güven noktasını nerede ise tamamen kaybettik. Dışarıda kaybettiğimiz kesin de, içeride de önemli kesimi kaybettik.

Devletin temel yapılarını zedelediğimizde bize elbette bunun geri dönüşü olmaktadır. Kurumlar ve kurallar gidince anlık politikalarla bir o duvara, bir bu duvara toslayıp yeni politikalar oluşturuyoruz.

Mesele akli selim yönetim ilkeleri değildir. Mesele günü kurtarmak adına pansuman önlemlerdir. Ve artık pansuman da işe yaramıyor.

O nedenle yeniden söyleyeyim: Daha bu faturalar bile gelecek faturaların yanında küçük kalmaktadır.

Bu gidişle işimiz epeyce zordur. Bakalım gelecek ne gösterecek.

Hayırlısı olsun.

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.