Size ekmek yok
Yazıya girmeden önce hemen peşin peşin söyleyeyim: “Kimse refah beklemesin; kimse ekmek beklemesin. Size ekmek yok.”
Bu cümleyi neredeyse son 10 yıldır kullanıyorum. İlk başlarda “Büyük Buhran” geliyor diye sürekli yazılar yazdım ve uyardım. Özellikle 2016-2017 yıllarında “büyük buhrana hazırlanın” diye uyarı üzerine uyarı yazıları yazdım.
Nitekim beklediğim ‘Büyük Buhran’ı 2018’den beri yaşıyoruz.
Sonra 2023 seçimlerini milat olarak ilan ettim. Eğer iktidar kazanırsa iki seçeneğimizin olacağını açık açık söyledim: 1- Büyük Yıkım ya da 2- Büyük Sıkıntı
Bakınız bu başlıklarda bile defalarca yazılar yazdım.
“Büyük Yıkım” şuydu: Eğer iktidar kazanır ve Erdoğan’ın söylemlerine uygun ‘Nass.. Ekonomi Politikası’nı sürdürülürse “büyük yıkım” yaşarız diyordum. Buna “aslında ödemeler krizi” de diyebiliriz.
Bundan vazgeçtiler.
Ve ikinci seçenek olan “Büyük Sıkıntı”yı yaşıyoruz. O zaman söylediğim gibi yıkımdan kaçtık ama sıkıntıdan kaçamazdık. Çünkü başka seçeneğimiz yoktu.
Büyük sıkıntı aslında 2023 seçim faturasıdır. Hâlâ onu ödüyoruz.
Lakin genel anlamda bir durumu da izah edelim: Türkiye’nin teknolojik seviyesi 2007 yılından beri adeta yerinde sayıyor. Genel anlamda verimsiz bir ekonomik stokumuz var.
Böyle bir yerde yüksek kazanç ve refaha asla ulaşılamaz. Ve de öyle oluyor.
Gelelim bundan sonrasına…
Umut var mı?
Boşuna kimse hayale kapılmasın: Hiçbir umut yok.
Burada ne demek istediğimi daha açık yazayım: Eskiye oranla iyileşme sağlanabilir elbette. Ama kalıcı refah artışı ve sınıf değiştirme açısından hiçbir umut yok.
Mesela ortada devasa bir kamu kesimi var. Verimsiz ve 3-5 kişiye kıyak üzerine kurulu transfer harcamaları yapılıyor.
Bunu en iyi anlayacağımız yerlerden bir de kamu istihdamı. Kamuda istihdam arttıkça kamu hizmetlerinin kalitesi artmıyor. Ne güvenlikte ne eğitimde ne yargıda verim artmıyor.
Boşu boşuna şişen bir kamu kesimimiz var.
Tüketime dayalı bir ekonomi. Kart ve kredi sağ olsun.
Bir anda ‘puff’ diye sönebilecek bir zemindeyiz. Değer üretimi neredeyse kölelik seviyesinde.
Söylemde büyük ama gelirde küçük bir ülkedeyiz. Dünya bizi kıskanıyor ama yoksulluk bile lüks olmuş durumda.
Gelir dağılımı bozukluğunun beslediği yüksek fiyat düzeyi ve onun şişirdiği sanal GSYH…
Peki, yarın ne olacak?
Kim bilebiliyor?
Adeta her sabah bir operasyonla uyanılan ülkeyiz. Oynanan en büyük toto hangi muhalifin ne zaman tutuklanacağı şeklinde. Rakiplerin birer birer hapse girdiği, muhaliflerin zindanlarda ağırlandığı bir yer.
Yatırım yapar mısınız? Üretimi artırır mısınız?
Zaten olmuyor.
Üretim ve yatırım görece gerilerken şimdi tüketim kesiminde de rakamlar hoş gelmiyor.
Yüksek reel faiz kıskacında sıkışmış bir sanayici ile hapse atılmış muhalefet arasında pek fark yok.
Tıpkı Milli Takım gibi: İlk iki maçta 62 şut atıp tek gol atamıyor ve sonuncu olarak evine dönüyor. Ama primleri yüksek. Hepsine birer villa verilecekmiş.
Bereketsizlik her yanımızı sarmış durumda. Kazanılan üç-beş kuruşun da sahipleri aynı kişiler.
Yani size ekmek yok. Size refah yok.
Kendinizi bırakın ve evlatlarınızı düşünün. Asıl faturayı onlar ödeyecek.
