Amerikan Lebensraum’u
Dünya barış ve güvenlik zamanlarından geçmiyor. Hakkın, hukukun, bırakın kendisini ne iddiası ne hikâyesi var. Günümüzü dünya tarihinin hangi dönemine benzetebiliriz? Belki ikinci dünya harbi öncesine. Ama birinci dünya harbi öncesine de yakın gibi geliyor bana. Hangisi olursa olsun. İkisi de gücü yetenin, yetmeyeni yenip, ezip menfaat sağladığı zamanlar. Sömürge çekişmesinin dünya siyasetini belirlediği zamanlar. Ve felaketlerle son bulan zamanlar.
Niçin böyle oldu? Sovyetler çöküp Batı’nın da Doğu’nun da koalisyonları dağıldığı için. Soğuk harp sırasında blokların iç dayanışması güçlüydü. Düşman yenilince o dayanışma ortadan kalktı. Max Planck Enstitüsü ekonomistlerinin 2013 tarihli bir yayınında şu ifadeler var: “Tarih, düşmanın yenilmesinden sonra ittifakların dağılma eğilimine girdiğini gösteriyor… iç-grup dayanışması müşterek düşman yenilir yenilmez çözülür.” (https://doi.org/10.1016/j.geb.2012.08.011 ) Batı ve Doğu etiketleri anlamsız hâle gelince, her gücün kendi çıkarı peşinde koştuğu bugünkü dünyaya geldik. Geldiğimiz dünya, tıpkı iki harp öncesi dünyaları gibi. Okuyucularım “hür dünya” sözünün yükselişi ve çöküşü grafiklerimi hatırlayacaktır.
DOST İKTİDARLAR VE ENERJİ
Trump, Amerika’nın etrafını kendine dost ülkelerle, yani dost iktidarlarla çevirmesi gerektiğini söylüyor. O ülkelerin kimi iktidara getirmek istediği önemli değil. Önemli olan Amerika’ya dost iktidarların olması. “Sonra”, diye devam ediyor, “enerji yollarını da kontrol etmeliyiz.”
Neyi hatırlıyorum biliyor musunuz? “Lebensraum” lafını. Hayat alanı! Kimin? Hitler Almanya’sının hâkim dış siyaset anlayışıydı “hayat alanı”. Avusturya, Çekya, Polonya, hepsi, Almanya’nın hayat alanıydı.
Birinci dünya harbi de daha ziyade “Büyük oyun”, “Doğu meselesi” yüzünden çıkmıştı. Doğu meselesinin en büyük lokması bizdik. Bizim kimin sömürgesi olacağımız, parçalandığımızda her bir parçamızı kimin sömüreceğinin kavgası…
ZONGULDAK’IN KÖMÜRÜ FRANSA’YA
Mondros Mütarekesi’nden sonra Fransa’nın Zonguldak’a asker çıkarıp Ereğli kömürünü Fransa’ya taşımasını hatırlıyorum. İlk okuduğumda ağzım açık kalmıştı. Nedense bize bu konu okutulmamıştı. Fransa ile dost olduğumuzdan mıdır ne?
Efendim, Zonguldak, Ereğli kömür madenlerini 19. asırda bir Fransız şirketi açıp işletmeye başlamış. Onun için orada Fransız sermayesi varmış. Üstelik karışıklık da çıkmış. Neymiş karışıklık? Bartın’da hapisten kaçan mahkumlarla Pontus Rum çeteleri köyleri basıyormuş. Tam Mondros’un işgal için tarif ettiği gerekçe! Fransa, hemen el koyup hem medeniyet getirecek hem de kömürü götürecek. Önce 8 Mart 1919’da Afrika’daki Fransız sömürgelerinden 400 siyahî asker getirip Ereğli’yi ve limanı işgal ediyorlar. Sonra Fransa’dan da asker geliyor. Fransızlar güneyimizde milliyetçilerin direnişinden bunalınca 12 Nisan’da Fransa kökenli askerleri oraya kaydırıp Ereğli’de sadece Afrikalıları bırakıyorlar. Ancak Akdeniz sahilinde de Karadeniz sahilinde de Müdafaayı Hukuk hızla yükseliyor ve kömürü şöyle ağız tadıyla sömüremiyorlar. Kömür Ankara’daki milliyetçi kuvvetlere akmaya başlıyor. (S. Shaw, From Empire to Republic, 2. Cilt s. 597, Türk Tarih Kurumu, 2000)
Bugün olup bitenle karşılaştırınca o günkü gerekçeler daha “medeni” geldi bana. Bugünün Lebensraum sebepleri daha açık, daha doğrudan. Bu sefer demokrasi, barış falan gibi sloganlar bir zahmet telaffuz bile edilmiyor. Amerika’yı yeniden büyük yapacağız, vesselam. Bu hayat alanı çok büyük. Dünyanın tamamını kapsıyor. Etrafımızı ki etrafımız bütün dünyadır, dost ülkelerle çevirecek ve enerji yollarını da kontrol edeceğiz. Şirketlerimizin sermayelerini ve çıkarlarını savunacağız… Bu sonuncusu Zonguldak’a benzemiyor mu?
ÜMMET SEBEP TRUMP SONUÇ MU?
Venezüella bize uzak ama Irak yakındı, Suriye de öyle. Hele İran. Piyango çevre ülkelere vuruyor. Bir o, bir diğeri.
Birçok aklı evvelin sık sık, “Hangi devirdeyiz. Bu dünya başka dünya. Millî menfaat falan artık olmaz. Globalleşen post modern ve post saire dünyada…” diye başlayan tiratlarına rağmen 21. asrın başı ile 20 asrın başı beni endişelendirecek, korkutacak kadar birbirine benziyor. Düveli muazzama aynen düveli muazzama. ABD ve Çin başı çekiyor. Avrupa’nın güçlüleri artık en güçlü değil. Temek değişiklik bu.
Türkiye’nin gerçekleri bütün çıplaklığıyla görüp ona göre hareket etmesi; ehemi, mühimi ayırt etmesi lazım. Ekonomide hata yaparsanız, Necip Fazıl, Necmettin Erbakan gibi rahmetli dahi ekonomistlerin “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” gibi vecizelerinin peşinden giderseniz nihayet on, on beş yılınızı kaybedersiniz. Sonra toparlanıp yeni bir vecize bulana kadar. Ama Zbigniev Brzezinski’nin Büyük Satranç Tahtası’nda şah-mat olursunuz maazallah. Benim korkum, “Ümmet sebep, Trump sonuçtur.” falan gibi doğrudan milletlerarası güç dengesinde yolu sapıttıracak vecizeler icat etmemiz.
Bol vecize dolu bir yazı oldu. Henry Kissinger’in bir vecizesiyle kapatayım. Danimarka ve Grönland için anlamlı bir espri: “Amerika’nın düşmanı olmak, tehlikeli olabilir fakat dostu olmak ölümcüldür.”
