Amerika’ya karşı Çin: “Kanlı mı olacak, kansız mı?”

Çin’in ekonomide ve ona bağlı olarak siyasetteki yükselişi duracak mı, devam mı edecek? Günümüzde siyasetçilerin ve iktisatçıların güncel sorusu bu. Bunun cevabı en çok ABD’yi ilgilendiriyor. Çin, dünyanın bir numaralı ekonomisi tahtından Amerika’yı indirecek mi, indirmeyecek mi? Rahmetli Erbakan’ın deyişiyle bu kanlı mı olacak kansız mı sorusunu soran da var, Tukudides Tuzağı’ndan bahseden de… Velhasıl heyecanlı bir tartışma.

Tukudides tuzağı

Tukudides Tuzağı kavramını, Amerikan siyaset bilimci Graham T. Allison ilk defa 2012 yılında bir makalede gündeme getirmiş. Eski Yunan tarihçisi Tukudides’in adını taşıyan “tuzak” onun hâkim Isparta karşısında yükselen Atina’yı alıp, ikisi arasında patlayan harbin ta baştan kaçınılmazlığını anlatmasından kaynaklanıyor. Hâkim güç karşısında yükselen yeni güç, onun başatlığını tehdit edince harp kaçınılmazdır diyor… Soğuk Harp yıllarında hâkim gücü devirmeye aday iki ülke vardı, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti. O günlerde yarı şaka yarı ciddî, “İyimser Amerikanlar Rusça, kötümser Amerikanlar Çin›ce öğreniyor” sözü modaydı.

Geçen asırdaki SSCB ve Çin’in başa güreşme ihtimalinin ardından, bir de 1970’lerden başlayıp 1990’lara kadar devam eden Japonya yükselişi, o zamanki adıyla Japon Mucizesi var. Amerikan dergilerinin, “Bütün sanayimizi Japon rekabetine kaptırdık; bu hâli ciddiye alanımız yok mu!” diye ağlayan dergi manşetleri hatırlıyorum. Gerçekten, 1950’lerden beri ABD’nin açık ara önde olduğu otomotiv, elektronik ev aletleri ve beyaz eşya sektörlerinde liderlik Japonya’ya geçmişti. Endüstri deyince de ancak bu ve bunlarla ilişkili kalemler anlaşılıyordu. Kişisel bilgisayar devrimi ve ondan da önemlisi İnternet devrimi henüz gerçekleşmemişti. Bugün otomotiv, beyaz eşya, elektronik ev aletleri hâlâ büyük sektörler ama en büyük değil. Microsoft gibi kişisel bilgisayar yazılımı, Google, Facebook gibi İnternet firmaları onların bir hayli önünde. Japonya’nın önlenemez yükselişi de bir kredi krizi ile sona erdi. Rakipsiz Japon firmalarını ahbap çavuş ilişkisi içinde bulundukları bankalarca fonlandığı ve bu fonlamanın ileriyi gören (bizde basiretli denir) bir tüccar gibi yapılmadığı anlaşıldı.

Japon very good

1990’larda bir tıp kongresi ve tıbbî aletler sergisi için iş arkadaşlarımla birlikte Şikago’ya gitmiştik. Pek az İngilizce bilen, dünya tatlısı bir radyolog arkadaşımız, ki sonra dünyadan göçmüştür, Amerikanları kızdırmaya kararlıydı. Onlara o tatlı İngilizcesi ile, şöyle tercüme edebileceğim laflar ediyordu: “Ben Rusya gitmek. Ben görmek Rusya. Rusya çok güzel.” Sergide stantlardaki tezgahtarlardan bizi gezdiren otobüsün şoförüne, lokantadaki garsona kadar herkes hedefteydi. Fakat bir türlü beklediği tepkiyi alamıyordu. Arkadaşımı bir kenara çektim ve “Bak”, dedim, “Rusya’nın modası geçti. Sen Amerikanları kızdırmak istiyorsan, Japonya de.” Beni dinledi ve söylemini derhal değiştirdi: “Ben Japonya gitmek. Ben görmek Japonya. Japonya çok güzel.” Gerçekten etki az biraz daha belirginleşti. O günlerde Japon Sony firmasının Şikago’nun sembolü Sears Kulesi’ni satın alacağı haberleri dolaşıyordu. Şikagolular bundan pek hoşlanmamıştı ama satış gerçekleşecek gibiydi. Sonra olmadı… İddiaya göre Japonların kulenin adını değiştirip Sony Kulesi yapacağı öğrenilince işin kaldığı dedikodusu vardı. Belki doğrudur, belki şehir efsanesidir.

Bugün olsaydı, rahmetli arkadaşıma, “Ben Çin’e gitmek. Ben Çin görmek. Çin çok güzel.” demesini salık verirdim.

İki teori: Acemoğlu ve orta gelir tuzağı

Çin’in yükselişi bir noktada duracak diyenler arasında ünlü iktisatçımız Daron Acemoğlu da var. Acemoğlu’nun Robinson’la birlikte geliştirip “Ulusların Düşüşü” kitabında anlattıkları teoriye göre, otoriter, tepeden aşağı yönetilen bir diktatörlüğün büyük ekonomik başarı kazanması, hatta ayakta kalması mümkün değil. Dolayısıyla Çin, Acemoğlu-Robinson tezinin de ayırt edici, belirleyici deneyi olacak.

Çin’in yükselişinin gökyüzüne kadar devam etmeyeceği, hatta yakın gelecekte sona ereceği öngörüsünde bulunan başka bir teori “Orta Gelir Tuzağı” düşüncesidir. Bu teori bizim için özellikle ilgi çekici, çünkü bizim de bu tuzağa düşeceğimiz, hatta düştüğümüz söyleniyor. Bu görüşün özeti şöyle: Fakir ülkenin, mesela %100 zenginleşmesi kolaydır. Fakat orta halli ülkenin, mesela %20 zenginleşmesi daha zordur. Fakir ülkelerde “alçak dallardaki meyveler” kolayca toplanır ve ülke ileri doğru sıçrar. Bundan sonra bu başarının sürdürülmesi zorlaşır. Artık toplanacak meyveler daha yükseklerdedir. Onlara erişmek daha zordur.

Bizim sağcıların hakkında komplo teorileri ürettiği, ce-fe-re, ce-fe-re diyerek şeytanlaştırdıkları Council of Foreign Relations düşünce kuruluşunun Foreign Affairs dergisinin Temmuz-Ağustos sayısı bu konuya hasredilmiş. Kapağında şöyle yazıyor: Çin, yükselmeyi sürdürebilir mi? Dergideki bazı yazılarda anlatılan Çin birçok bakımdan bize benziyor. Gelecekteki bir yazımda bunu anlatayım.

YORUMLAR (20)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
20 Yorum