Üç yılda üniversite

YÖK, muhtemelen önümüzdeki akademik yıldan itibaren üniversite öğrenimini üç yıla indirmeyi planlıyor.

Bu mümkün mü? Mümkünse nasıl?

Ders saatlerinin, öğrencilerin ders yüklerinin, her bir dersin ve dönemlerin AKTS’sinin kısaltılması söz konusu değil. (Avrupa Kredi Transfer Sistemi, AKTS, öğrencinin ders, uygulama, evde çalışma gibi yükünü saat cinsinden ölçen kredi sistemi.) Yeni sistemde, bugünkü uygulamadaki iki yarı yıla bir üçüncünün eklenmesi düşünülüyor. İsterseniz buna “yaz okulu” diyebilirsiniz. Düzenlemenin zorunlu değil, isteyen ve yoğunlaştırılmış programı başarabilecek öğrencilere bu imkânı sunmak gibi düşünüldüğü anlaşılıyor. Ancak diplomayı üç yılda almak varken pek az öğrencinin dört yılı tercih edeceği de açıktır. O hâlde, dört yıllık üniversiteden üç yıllık üniversiteye geçiyoruz diyebiliriz.

HER DALDA DEĞİL

Her şey pek güzel ve mümkün görünüyor. En başta akla, bu bir yenilik, bir inovasyon deyip düşünenleri kutlamak gelebilir. Gerçi üç yılda üniversite diploması, başka ülkelerde de var. Ama her işimizde, “Bu böyle mi yapılmalı? Burada mı yapılmalı? Daha iyi yapılabilir mi?” diye sormak ilke olmalı. Buna “yeniden tasarım ~ re-engineering” deniyor. Üç yıllık üniversite – pek çok dalda – mümkün görünüyor ve pek çok bakımdan daha iyi olabilir.

Ancak yol sanıldığı kadar düz ve tümseksiz değil.

İlk tümsek, geniş çapta uygulamaya veya staja dayanan dallarda üç yılın fiilen mümkün olmayışı. Bu dalların başında tıp geliyor. Tıp eğitimi bugün altı yıl; hazırlık okunan üniversitelerde yedi yıla çıkıyor. Zaten tıp eğitiminin bu planların dışında tutulacağı baştan söylendi. Yalnız tıpta değil, başka ve çoğunluğu yine sağlıkla ilgili sahalarda da üç yıl mümkün olmayabilir. Uygulama ve staj demişken, bazı dallarda öğrenimin çok önemli kısmının oralarda, yani iş başında, uygulama ve staj sırasında, gerçekleştiğini hatırlamak gerekiyor. Uygulama ve staj, arzu edilirse yapılabilecek, gerekirse vaz geçilebilecek bir ek değil, birçok dalda esastır.

YA ÖĞRETİM ELEMANLARI?

Asıl düşünülmesi gereken bir başka mesele düzenlemenin öğretim elemanı tarafı. Üniversite sürecinde, aslında bütün öğrenim aşamalarında, konu sadece öğrenci değildir. Öğretmen ve öğretim elemanı da sürecin asli ve önemli unsurudur.

Bir yıla, iki yerine üç dönem sıkıştırdığınızda sadece öğrencinin yükünü yüzde elli arttırmıyorsunuz. Hocaların ders yükünü de yüzde elli arttırıyorsunuz. Öğrenci için seçmeli olan üç yıla geçiş, öğretim elemanları için seçmeli değil, zorunlu oluyor. Herhâlde, isteyen öğretim elemanın arkadaşlarına, “Siz devam edin, ben yaz okuluna kalmayacağım.” deme serbestisi olmayacaktır.

Yükün %50 artması kâğıt üzerinde anlaşılamayabilir. Bir örnek vereyim. Bu, mesela memurların günde 8 saat yerine 12 saat çalışması gibidir. O meşhur 9-5 mesaisinin yerini 9-9 mesaisinin alması gibidir.

Hocalık açısından mesele sadece ders yükünün yüzde elli artışı değil. O yüzde ellinin yok ettiği zaman daha da önemli. Dört yıllık üniversitede hocalar üç-dört ay ders yerine araştırma yapmak, kitap -makale yazmak, alanlarındaki konferanslara katılmak gibi akademik faaliyet içindedir. Ders yükü yüzde elli arttırılırken bu çalışmalara ayrılan zamanın yüzde yüzünü yok ediyorsunuz.

Tıpta nasıl hastane stajı, klinik çalışmalar olmadan doktor olunamıyorsa, üniversitede de yukarıda saydığım çalışmalar olmadan akademisyen olunamıyor.

EKONOMİ?

O halde?

İlk akla gelen öğretim elemanı kadrolarının, her seviyede %50 civarında arttırılması.

Belki şu benim kendimi bildim bileli tartışılan öğretim üniversitesi – araştırma üniversitesi ayrımının veya ders verme hocası – araştırma hocası ayrımının gerçekleştirilmesi. Bu da kadroların arttırılmasını gerektirir aslında. Fakat araştırma yapmadan, diğer akademik faaliyetleri olmadan sırf ders veren öğretim üyesi olur mu, olursa nasıl olur? Bunlar cevaplarını bilmediğim fakat mutlaka sorulması ve cevaplandırılması gereken sorular.

Nihayet işin ekonomik yönü var. Öğretim elemanı kadrolarını gereken düzeye çıkaracak kaynak var mı? Varsa üniversitelere yönlendirilecek mi?

Ya vakıf üniversiteleri? İlk bakışta onların işi daha kolay görünebilir. Öyle ya, onlar ücretlerini yüzde elli arttırıverirler, buna göre kadrolarını da. İyi de her tahsilatın bir de ödeyen tarafı var. Öğrenci veya velisi üniversite ücretindeki bu yüzde elli artışı karşılayabilecek mi? Yılda iki yerine üç dönem oldu diye ücret artışı yapmak pek mümkün görünmüyor. O halde vakıf üniversitelerinde akademik çalışmalardan vaz mı geçeceğiz?

Yalnız üniversite ücreti de değil. Yurt ücreti, öğrencinin evinden uzak yaşama masrafı… Bunlar devlet üniversiteleri için de geçerli.

Dört yerine üç yıllık üniversite yenilikçi bir hamle ama dikensiz gül bahçesi değil.

YORUMLAR (5)
5 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.