Mehmet Şimşek’in ve Fatih Karahan’ın suyu ısınıyor mu?
Seçime kaldı 20-21 ay.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2023’te seçim kazanırken verdiği vaatlerin önemli bir bölümünü gerçekleştirebilmiş değil.
Bu vaatlerin en önemlisi, hayat pahalılığının sona ermesi, sabit gelirli kesimlerin üzerindeki yükün azaltılmasıydı. Enflasyon tek haneye düşecekti.
Halen bu vaadin yakınında bile değiliz. Türkiye bırakın genel enflasyon oranını düşürmeyi, gıda enflasyonunu genel enflasyon ortalamasının altına indirmeyi bile başaramadı. Oysa dünyada gıda fiyatları düşüyor.
Neden başaramadı, neden olmadı, uzun uzun tartışabiliriz ama sonuç değişmez: Türkiye bugün resmi rakamlarla yüzde 30 enflasyon yaşıyor; seneye bu vakitler iyimser ihtimalle yüzde 20’yi göreceğiz. O da iyimser ihtimalle.
Peki enflasyonu indirmeyi başaramayan kim? Yabancı sermayeyi çekmeyi başaramayan, cari açığı Merkez Bankası rezervleriyle finanse etmemize neden olan kim? Türkiye dünyanın en yüksek reel faizlerinden birini veriyor olmasına rağmen sıcak parayı bile çekemiyor. Kimin yüzünden?
Merkez Bankası, zamanında icat edilen ve adına “makro ihtiyati tedbirler” denen piyasa bozucu tedbirleri neden hala kaldıramıyor? Neden hala bankaların dağıtacağı kredi miktarında sınırlamalar var? Neden ticari kredi faizleri hala bu kadar yüksek? Neden ülkede yatırım iştahı yok, aksine yerli sermaye yurt dışına çıkıyor?
Ekonomiyle ilgili ilk bakışta “teknik” gibi gözüken bu soruları arttırabilirim ama gerek yok.
Mesele şu: Tayyip Erdoğan’ın bir seçim daha kazanabilmek için “başarı öyküsü”ne ihtiyacı var. Dış politikada veya savunma sanayiinde vs ne kadar “başarı” kazanmış olursanız olun, vatandaşın cüzdanında her dakika hissettiği bir başarısızlık orada durdukça, seçim kazanmak kolay değil
Üstelik, vatandaşa “rahatlama” vaat ettiğiniz ve bu vaadinizi gerçekleştiremediğiniz ayan beyan ortadayken…
Dolayısıyla bu başarısızlığa bir sorumlu aranıyor.
Her zaman ve bir kural olarak “Cumhurbaşkanı iyi ama çevresi kötü” olduğu için de o kurban doğal olarak tek bir isimde, bilemediniz iki isimde cisimleşiyor: Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan.
O yüzden iktidarın içinden ve çevresinden Mehmet Şimşek’e yönelik şikayetlerin, eleştirilerin artmaya başlaması tesadüf değil. O çevre seçimin yaklaştığının farkında.
Fatih Altaylı’nın dün kendi web sitesinde yazdığı analiz çok yerinde aslında: Gerçekten de seçimin ufka girmesi için iki tane şart var. Bunlardan birincisi Ekrem İmamoğlu’nun aday olamayacağının kesinleşmesi; ikincisi Mehmet Şimşek’in gitmesi veya gitmese bile seçim ekonomisi uygulamaya başlaması.
Baktığınızda İmamoğlu’nun seçime girememesine ilişkin ilk karar alındı bile. İdare Mahkemesi ona diplomasını iade etmedi. Ama bu kararın bir de Danıştay süreci var. Danıştay da onaylarsa İmamoğlu lise mezunu düzeyine iniyor ve Cumhurbaşkanı adayı olamıyor.
Mehmet Şimşek’in gitmesi, bana soracak olursanız iktidar açısından alınmaması gereken bir risk ama Tayyip Erdoğan için “Böyle riskler almaz” denemez, geçmişte aldı, gelecekte de alabilir.
Hayat pahalılığını sona erdiremeyen Erdoğan’ın seçimden belirgin biçimde önce başlamak üzere popülist uygulamalara girmesi, örneğin emekli maaşlarını arttırmak, asgari ücreti yükseltmek gibi şeylerle para dağıtması, tüketici kredisi musluklarını açması geniş kesimler tarafından bekleniyor.
Bu uygulamaları Mehmet Şimşek’le ve Fatih Karahan’la birlikte mi yapar, yoksa Şimşek ve Karahan’ı feda ederek mi, cevabı merak edilen soru bu.
Mehmet Şimşek, 2016’da FETÖ’cü darbe girişimi sonrası ekonomi durgunluğa girdiğinde hükümet adına bir dizi popülist adımı uygulayarak hem 2017’deki referandumun geçmesine hem de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2018’de Cumhurbaşkanı seçilmesine yardımcı olmuştu. Ama Erdoğan onu 2018’de Beştepe’ye yanına almadı, Mehmet Şimşek’i birkaç kez açık açık eleştirdi. Şimşek, 2018-2023 arasını büyük ölçüde görünmez isim olarak geçirdi, yurt dışında çeşitli danışmanlıklar yaptı.
2017 Anayasa referandumuna ve 2018 seçimine gidilen ortamda Erdoğan ile Şimşek arasında neler yaşandığı, Şimşek’in yaptığı uygulamaları ne ölçüde gönüllü yaptığı bilinmiyor. Ama Türkiye’de enflasyon yükselmeye o dönemde başladı, sonrasında 2021’den itibaren ise kontroldan çıktı. Bugün ekonomiyi son 2,5 yıldır Mehmet Şimşek yönetiyor, enflasyon hala çok yüksek ama kontrol altında olduğu söylenebilir.
Olası bir seçimde Şimşek’in tercihi enflasyonda kontrolu elden kaçırmadan popülizm uygulamak olacaktır ama bu ne kadar başarılabilir kuşkulu, ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arzuladığı popülizm dozunun o yolla tutturulup tutturulmayacağı da belirsiz.
Kaldı ki seçim ekonomisi uygulamak kadar bir büyük sorunu daha var Mehmet Şimşek’in. Ak Parti’ye yakın iş dünyası artık yüksek sesle yakınıyor, dün MÜSİAD Başkanı “Sıkı para politikası”ndan şikayetçi oldu. Yani iş dünyası yeniden kredi musluklarının açılmasını istiyor.
Oysa Merkez Bankası yüksek politika faizinin harcamaları kısmakta ve enflasyonu kontrol altına almakta yeterince etkili olmadığı inancıyla kredilere zamanında gertirilen kısıtlamaları (makro ihtiyati tedbirleri) uygulamayı sürdürdüğünü son Enflasyon Raporu toplantısında açıkça söyledi.
20-21 aylık son düzlüğün içindeyiz. Her an her şey olabilir.
16 YAŞ ALTINA SOSYAL MEDYA YASAĞI NASIL UYGULANACAK?
Baştan söyleyeyim: 16 yaş, hatta belki 18 yaş altına sosyal medya yasağı uygulanmasına taraftarım.
Sosyal medyanın yarattığı “dikkat ekonomisi”nin hepimizi olumsuz anlamda değiştirdiğini, yani bütün toplum için zararlı olduğunu düşünüyorum ama elbette en büyük zararı ergenlik çağındakilere verdiğine kuşkum yok.
Hiç mi faydası yok sosyal medyanın? Var elbette ama yarattığı zararın çok daha büyük olduğunu düşünüyorum.
Sosyal medya şirketlerinin algoritmalarına müdahale edilmedikçe de bu zararın büyüyeceği kanısındayım.
Bütün bunları söylüyorum ama çoğu insandan, örneğin ülkemizde getirilmek istendiği gibi 16 yaşın altına sosyal medya yasağının nasıl uygulanacağı konusunda ayrılıyorum.
Türkiye’de bir “devlet kafası” var. O kafa, tek bir merkezden olabilecek her şeyi zaptı rapt altına almaya çalışıyor. İşte yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek dün söylemiş bile, sosyal medyaya girişte kullanıcıların TC kimlik numarası vermesi ve cep telefonuyla doğrulama yapması zorunluğu gelecekmiş. Yani bir nevi sosyal medyaya artık e-devlet üzerinden girilecek.
Böylece devlet girenlerin 16 yaşından büyük olduğunu resmen teyit edecek.
Bunun nasıl bir polis devleti uygulaması olduğunu uzun uzun yazardım ama kimsenin okumak isteyeceğini sanmıyorum.
Vur deyince öldürmek bizim milli karakterimiz olabilir gerçekten.
