Avrupa’nın geleceği için bir kongre
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, son Birliğin Durumu konuşmasında ilham almak için yaklaşık 80 yıl geriye giderek, siyasi liderleri, aydınları ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getiren 1948 Avrupa Kongresi’ne atıfta bulundu. Söz konusu kongrede, savaşla yıkılmış bir kıtanın barışçıl bir Avrupa geleceğini nasıl inşa edebileceği tartışılmıştı. Von der Leyen, bu modelden hareketle gelecek yıl Roma Antlaşması’nın 70. yıl dönümüne denk gelecek şekilde yeni bir Avrupa Kongresi düzenlemek istiyor. Roma Antlaşması, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kurmuş ve bu yapı daha sonra Avrupa Birliği’nin öncüsü olmuştu.
Avrupa’nın “en parlak zihinlerini” bir araya getirerek “yeni nesle ilham verecek ve Avrupa’nın hayal gücünü yeniden canlandıracak bir vizyon” ortaya koyma hedefi desteklenmeye değer. Ancak Avrupa’nın asıl ihtiyacı yeni bir büyük vizyondan ziyade, yapısal dönüşümlerin yaşandığı bu dönemi atlatmasını sağlayacak somut bir plan. Savaş ve güç siyaseti geri döndü, ekonomik karşılıklı bağımlılık giderek bir silaha dönüştürülüyor, çok taraflılık ciddi baskı altında ve teknolojik yenilik dünya genelinde ekonomileri ve toplumları yeniden şekillendiriyor. Liberal demokrasi ve Avrupa bütünleşmesi, liberal olmayan güçlerin artan baskısıyla karşı karşıya. AB’nin genişlemesi ise her zamankinden daha zor, fakat bir o kadar da gerekli hale geldi.
Avrupalı düşünürler Avrupa’nın geleceğine ilişkin çok sayıda analiz, strateji ve rapor ortaya koydu. Buna rağmen AB ve üye ülkeleri somut reformları hayata geçirmekte zorlanıyor. Bu uzun süredir devam eden tablo göz önüne alındığında, önerilen Kongre’nin temel amacı gerçekçi ve uygulanabilir öneriler geliştirmek olmalı. Evet, Avrupa’nın daha fazla hayal gücüne ihtiyacı var. Ancak siyasi uygulama olmadığı sürece bu hayaller yalnızca hayal olarak kalacak. Kongre yalnızca Avrupa’nın ne olmayı hedeflemesi gerektiğini değil, daha uyumlu ve krizlere dayanıklı hale nasıl getirilebileceğini de açıklamalı. Bunun için Avrupalıların uzun süredir kaçındığı zor soruların ele alınması gerekiyor.
Radikal biçimde belirsiz ve düşmanca bir ortamda çıkarlarımızı korumak için nasıl bir siyasi çerçeveye ihtiyacımız var? Avrupa bütünleşmesi ne kadar ileri gitmeli ve bununla bağlantılı olarak Avrupalılar hangi alanlarda egemenliklerini birlikte kullanmalı? Daha büyük ve daha çeşitli bir AB nasıl karar almalı ve ortak öncelikleri nasıl finanse etmeli? Demokratik meşruiyet nasıl güçlendirilebilir? Herkes aynı anda aynı yönde ilerlemek istemediğinde ne olacak?
Kongre, bu ve diğer temel sorulara yanıt verebilmek için Avrupa işbirliğinin geleceğini şekillendirecek stratejik tercihleri belirlemeli ve önerilerinin nasıl hayata geçirileceğini açıklamalı. Ancak bunun gerçekleşmesi için Kongre’nin kendisinin de doğru tasarlanması gerekiyor.
Öncelikle Kongre’ye stratejik tercihleri belirleme, öneriler geliştirme ve kapsamlı reformların nasıl uygulanabileceğini gösterme konusunda geniş bir yetki verilmeli. Katılımcılar mevcut siyasi kırmızıçizgilerin ötesinde düşünmekte özgür olmalı, hatta buna teşvik edilmeli. Hükümetlerin neyi kabul edip etmeyeceğini hesaba katarak kendilerini sınırlamamalılar.
İkinci olarak Kongre’nin güçlü ve bağımsız bir liderliğe ihtiyacı var. Siyasi otoriteye, entelektüel bağımsızlığa ve Avrupa bütünleşmesine ilişkin derin bir anlayışa sahip saygın bir Avrupalı isim süreci yönetmeli. Bu kişi yalnızca Kongre’ye başkanlık edip nihai raporun hazırlanmasına öncülük etmekle kalmamalı, aynı zamanda Kongre’nin çalışmalarının zeminini hazırlamakla görevli küçük ve bağımsız bir “Bilge Kadınlar ve Erkekler Grubu”na da başkanlık etmeli. Bu grup Avrupa’nın mevcut durumunu ve değişen jeopolitik ortamı tarafsız biçimde değerlendirmeli, ele alınması gereken temel soruları belirlemeli ve Avrupa’nın geleceği için stratejik seçeneklerin yanı sıra bunların hayata geçirilmesine yönelik somut öneriler geliştirmeli.
Üçüncü olarak Kongre’ye katılım alışılmış çevrelerin ötesine taşınmalı. Gençlere ve tabandan gelen sivil toplum kuruluşlarına daha güçlü bir söz hakkı verilmeli. Kongre, Avrupa’nın Geleceği Konferansı’na katılan vatandaşlar ve kuruluşların daha önce yaptığı çalışmalardan yararlanmalı. Ayrıca genişleme perspektifiyle düşünülerek AB’ye katılmak isteyen ülkelerden katılımcılara da yer verilmeli.
Son olarak Kongre, Avrupa bütünleşmesine ve AB’nin temel liberal-demokratik değerlerine bağlı olmalı ancak Birliğin mevcut yapısını yeniden düşünmeye de açık olmalı. Hem Bilge Kadınlar ve Erkekler Grubu hem de Kongre mevcut düzenlemeleri sorgulamaya ve temel yapısal değişikliklere ihtiyaç duyulan alanları belirlemeye hazır olmalı.
Günümüz dünyasında Avrupa yanlısı olmak, koşullar gerektirdiğinde Avrupa’yı reforme etmeye istekli olmak anlamına geliyor. Kongre, hükümetlerin imzalaması beklenen bir taslak hazırlamakla yetinmemeli. Tabuları sorgulayarak, eksiklikleri ortaya koyarak, stratejik seçenekleri ayrıntılandırarak ve somut reform önerileri geliştirerek mümkün olanın sınırlarını genişletmeli.
Bununla birlikte Kongre, geçmişteki Avrupa’nın geleceğini sorgulama çalışmalarının akıbetinden de kaçınmalı. Bunun yolu yalnızca yeni fikirler ortaya koymaktan değil, önerilerden siyasi uygulamaya ve hayata geçirmeye uzanan güvenilir bir yol sunmaktan geçiyor. İlk Avrupa Kongresi’nin başarısında da son aşamaya odaklanılması önemliydi. Kongre yalnızca farklı bir Avrupa hayal etmedi, ortaya koyduğu fikirler gerçek kurumların inşasına temel oluşturdu. Yeni Kongre de kendisinden aynı ölçüde yüksek bir standart beklemeli.
Avrupa’nın dosya çekmecelerinde unutulacak yeni bir rapora ihtiyacı yok. Avrupa işbirliğinin nasıl işlemesi gerektiğini yeniden düşünmek için siyasi cesarete ve bu düşünceleri somut tercihlere dönüştürecek siyasi iradeye ihtiyacı var. Avrupa projesini yenileme konusunda ciddi olan güçler, yeni Kongre’nin kendi önerilerinin hayata geçirilmesini sağlayacak şekilde tasarlanmasını güvence altına almalı.
*Janis A. Emmanouilidis, Avrupa Politika Merkezi’nde Genel Müdür Yardımcısı ve Araştırmalar Direktörüdür.
©Project Syndicate
