BİRAZ DA BİZ ÖLELİM!
Nasreddin Hoca, sıcak bir ramazan günü iftar dâvetine gitmiş. Ev sâhibi, misâfirlerin önüne kaşık, kendi önüne kepçe, ortaya da soğuk bir hoşaf kasesi koymuş. Ezan okununca kepçeyi hoşafa daldırmaya başlamış. Her seferinde, “Oh öldüm bittim!” deyince Hoca dayanamamış. Kepçeyi kaptığı gibi, “Efendi, efendi! Biraz da biz ölelim!” demiş.
Birkaç gün evvel Bilâl Erdoğan, lise öğrencilerinin sorularını cevapladığı bir programa katıldı. Gençler arasında yapılan anketlerde yaklaşık yüzde 40’lık bir kesimin yurt dışına, özellikle Almanya ve Amerika’ya gitmek istediğini ifâde eden Erdoğan, bu ülkelerdeki hayâtın sanıldığı kadar kolay olmadığını şöyle anlattı:
"Amerika’da işinizi kaybedip kirânızı ödeyemediğinizde kapıda kalırsınız. Türkiye’de kirâcıyı, kimse kolay kolay kapının önüne koyamaz. Ayrıca Türkiye’de Evrensel Sağlık Sigortası sistemi var; Amerika’da böyle bir sistem yok. Orada sağlık sigortası yaptırmak, aylık binlerce doları bulabiliyor. Gençlerin bu gerçeklerin farkında olması çok önemli."
İmamhatipin kapısından geçmeyen, çocuklarını kolejlerde okutan bakanlar, bakan yardımcıları, imamhatip tavsiye ediyor. Lüks içinde yaşayan şeyhler, fakirliği; askerlik yapmayan, şehitliği övüyor. Kızı futbol hastası hoca, “Satranç oynayan cehennemlik” diyor. Batının nimetlerinden faydalanan, “Gitmeyin, sürünürsünüz” diye akıl veriyor.
Ya bizi bi salın! Bi rahat bırakın! Biraz da biz ölelim!
PAÇALI DON
Anlatacağım hikâye fıkra değil. Ayniyle vâki. Z. teyze, makyaj yapan kadınların “boyalı kaporta” diye tanımlandığı zamanlarda Refah Partisi kadın kollarında çalışmış, son derece mazbut bir hanım. Oğlunu, tahsili olmayan bir Kuran kursu hocasıyla evlendirmek istiyor. Müstakbel gelinini, âdet yerini bulsun diye nişan alışverişine götürüyor. “Ne işi olur Kuran hocasının dantelli çamaşırla?” diye biraz da çekiniyor. Hoca hanım, öyle bir alışveriş yapıyor ki bizim Z. teyze, eve gelince ellerini dizlerine vurarak kızına dertleniyor:
“Kızım, bunlar bizi, bunca zamandır paçalı donla kandırmışlar!”
EFDÂL-İ SADAKA
Sadakanın en iyisi, hak sözmüş. 18. asır devlet adamlarından Defterdâr Sarı Mehmed Paşa, şöyle diyor:
Bulamaz bu sevâbı bir âdem
Günde bin akçe ger vere nafaka
Söyle hakkı yirinde etme sükût
Hak söz oldu çü efdâl-i sadaka
