Sümbül kokusu
İlkbaharın ilk ayına merhaba. İlk cemrenin düşmesiyle başlayan, nevruzda baharın zaferiyle taçlanan “al yazını, ver kışımı” kavgasının ortalarındayız. Geçtiğimiz günlerde 2. cemre toprağa düştü ve kapıdan baktırıp kazma kürek yaktıran soğuklarıyla, “mart yağar, nisan öğünür .” dedirten yağışlarıyla bir deli ayın saltanatı başladı. Eskiler, kararsız havası sebebiyle marta ayına “deli ay” demişler.
Halk arasında “mart ayı, dert ayı” diye bir söz var. Oysa bitkiye suyun yürüdüğü, çiçeklerin çayır çimeni bürüdüğü mart ayı, tam bir neşe ayıdır. Tabiat dirilirken, insanoğlu da dirilir. Kul Mehmed, ne güzel söylemiş:
Be yârenler yine evvel bahardır
Bülbül intizarlık kılar durmayıp
Kuşlar âhenk edip çığrışıp öter
Kalbin kasâvetin siler durmayıp
Mart, bir bakarsınız, kızmış kükremiş; bir bakarsınız, sessiz sâkin ergen gibidir. İşte bu deli ayın en müstesnâ zamanları “sümbülî hava” denilen vakitlerdir. Martı, bundan daha güzel anlatacak bir ifâde bilmiyorum. Ne kıştan kalma fırtınalı sert günler marttır ne de güneşli yalancı bahar günleri. Mart havası, sümbülün sevdiği, bulutlu ama yağmursuz, kapalı havadır. Sümbül, açık ve güneşli havayı pek sevmez. Başı, sıcakla hoş değildir.
Ecdâdımız, soğanlı çiçekler içinde lâleden sonra en çok sümbüle kıymet vermiştir. Çünkü sümbül, baharın müjdecisidir.
“Yine gömgök tere batmış çıka geldi çemene
Nev-bahâr irdi diyü virdi haberler sünbül” (Bâkî)
Dört asır evvel Tahtakale’den Aksaray’a kadar seksen tâne çiçekçi dükkânı olduğu rivâyet edilir. Sümbül, mart gelince bahçelerde, dükkânlarda, köprübaşlarında yerini alır; İstanbul’u buram buram kokuturdu. Sümbül meraklıları, bu zarif ve hoş kokulu çiçeği, sâdece bahçede değil, salonlarında da görmek ve evleri sünbül kokutmak isterlerdi. Bunun için husûsî billur sürâhiler îmâl edilir; süslü vazolar ve saksılar yapılırdı. Avrupa’da üretilen İran, Bengal, Japon vs. tarzda sümbül şişeleri olduğu gibi sâde sümbül şişeleri de vardı. Şişenin ağzı, sümbül soğanının büyüklüğü ile mütenâsip olurdu. Sürâhilere konan suyun yağmur veya dere suyu olması lâzımdı. Suya, az miktarda tuz yada kömür tozu atılırsa daha çok dayanırdı. Mevsiminden bir ay kadar önce sürâhilere konan sümbül soğanları, bir süre karanlıkta bekletilir; önce az ısınmış bir odaya, çiçek sapı çıkınca da daha sıcak bir yere alınarak çiçek açması beklenirdi.
Gerek hoş kokusuyla gerek rengiyle Osmanlı bahçelerinin, evlerinin baştâcı olan sümbül, dîvân şiirinde kâh sevgilinin zülf-i perîşanı, kâh perîşan hâtırının simgesiydi.
Halk şiirinde ise sümbülün perîşan hâlinden eser yoktur.
“Sümbül der ki boyum uzun
Yapraklarım düzüm düzüm
Beni ak gerdana dizin
Benden âlâ çiçek var mı?”
En son ne zaman içinize çekerek sümbül kokladınız? Ne zaman bir sümbüle alıcı gözle baktınız? Bir dahaki martı görüp göremeyeceğimiz, bir daha sümbül koklayıp koklayamayacağımız belli değil.
Bahçemdeki, çevremdeki, çiçek tezgâhlarındaki sümbülleri, nergisleri, sık sık seyrediyorum; kokluyorum. Bu nimetler için Allah’a şükrediyorum. Şükûfenâme sâhibi Ali Çelebi, rûz-ı kıyâmette çiçeklerle haşrolmak için duâ edermiş. Ne güzel bir duâ!
Rabbim, cümle çiçek muhiblerini, sevdiği çiçeklerle haşretsin! Sümbül kokusu, hayâtınızdan eksik olmasın!
