Ayak üstü alınan kararların ağır faturası
Son dönemde öylesine sarsıcı olayalar, skandallar, vicdanları yaralayan hukuksuzluklar ve adaletsizlikler yaşandı ki bütün bunların akıl sınırlarımızı zorlayan durumlar olduğunu idrak etmekte bile zorluk çekiyoruz.
Çünkü yaşadıklarımızın hiçbiri, normal bir ülkenin normal zamanlarında yaşanması mümkün olmayan olaylar…
Kuşkusuz savaş ve büyük felaketlerin yaşandığı ülkelerde de ekonomik yıkımlar, hukukta-adalette derin zaaflar olabilir. Ama bunlar, olağanüstü şartların yarattığı hadiselerdir, zamanla iyileşir ve toplumlar yollarına devam ederler.
Ama biz, çok şükür savaş şartlarında değiliz, büyük yıkım günlerinde de değiliz. Hal böyleyken, kesintisiz sekiz yıldır, savaş halindeki ülkelerde bile görülmeyen bir ekonomik kriz ve yoksulluk yaşıyoruz. Hukuk güvenliğinde ise Afrika ülkelerinin bile gerisindeyiz.
Peki nasıl oluyor da her konuda bu kadar başarısız olmayı başarabiliyoruz?
Çünkü AK Parti iktidarının özellikle son on yılında, ülkenin temel problemleri konusunda hiçbir ciddi hazırlık ve plan yapılmadığı gibi, deprem ve ekonomik kriz gibi toplumun canını yakan meseleler de hep ayak üstü kararlarla çözülmeye çalışılmıştır.
Düşünün ki 2024 yılında 11 ilde büyük bir deprem felaketi yaşadık, daha önceden bu bölgelerle ilgili büyük deprem uyarısı yapılmasına rağmen, hiçbir planlı-programlı hazırlıklar yapmadığımız gibi çürük binalar için imar afları çıkardık.
Ekonomideki kırılganlığımızı bile bile, özellikle 2018’den itibaren “faiz sebep, enflasyon sonuç” şeklindeki fantastik ve de irrasyonel politikalarla ekonomimizi derin bir krize sürükledik. Çünkü akla ve ekonomi bilimine itibar eden politikalar üretmedik.
Ekonomiden hukuka, eğitimden dış politikaya kadar ülkenin her alandaki temel problemlerine öylesine ayak üstü kararlarla çözüm aranıyor ki yürürlüğe sokulan her kararı sonradan tashih etmek zorunda kalıyoruz.
Siyasi iktidarlar için büyük maliyet üretmesi gerekmeyen sıradan meseleler bile, sonunda ülkenin önüne büyük bir problem olarak geliyor.
Dış politikadaki savruluş hikayemiz, bu konuda ibret verici bir örnektir. Mesela Mısır’da darbe oldu, demokrasi hassasiyetine sahip bütün ülkeler gibi biz de darbeyi şiddetle eleştirdik, doğrusu da buydu.
Bütün ülkeler, Mısır’la ticari ve siyasi ilişkileri sürdürdü ama biz, “Sisi’ye küstüm, konuşmuyorum” diyerek bütün ilişkilerimizi kopardı. Sonunda biraz itibardan ödün vererek barışmak zorunda kaldık.
Aynı şekilde, dış politikada bir vizyonumuz olmadığı için Suudi Prensine “katil”, Birleşik Arap Ülkelerine 15 Temmuz destekçisi diyerek meydanları inlettik ama günün sonunda hepsine “kardeşim” diye sarılıp kucaklaşarak ayak üstü verdiğimiz kararları tashih etmek durumunda kaldık.
Maalesef bu politikaları diplomatik gerçeklikle ve de büyük ülke vizyonuyla izah etmek mümkün değil.
Ayak üstü kararlarla ülke yönetmenin, hepimiz için nasıl bir maliyet ürettiğini anlamak için, en son yaşanan fon vurgununu dikkatlice analiz etmekte yarar var.
Düşünün ki Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek on ay öncesinden uyarıda bulunuyor, dahası uluslararası kurumlar uyarıyor. Ama ne hikmetse sorumluluk makamında bulunan SPK, Borsa İstanbul ve BDDK gibi kurumlar hiçbir şey yapmıyor ve sadece seyrediyorlar. Çünkü bu kurumların hiçbiri, hukuk devletinin olmazsa olmazı ‘hesap verilebilirlik’ ilkesinin kendilerini sınırladığına inanmıyor.
Ve en dramatik olanı da iktidar erkinin, böylesine büyük bir vurgunun, esas itibariyle memlekette bütün işlerin ayak üstü kararla yürütülmesinden kaynaklandığını kavrayamamış olmasıdır.
Milyarlarca doların vurguncular tarafından iç edilmesine rağmen, ucunun kimlere kadar gideceği konusunda tatmin edici bir süreç ortalarda gözükmüyor. Çünkü hala açıklanmayan isimler var, bu yüzden de toplum vicdanı işlerin düzgün yürütüldüğü konusunda ikna olmuş değil.
Ayrıca AK Parti tabanı da bu vurgundan son derece rahatsız, zira biliyorlar ki parti içinde büyük bir temizlik yapılmazsa, bu vurgun işi yüzünden AK Parti millet nezdinde büyük bir itibar kaybına uğrayacak.
Kısacası bu dolandırıcılığın oluşturduğu kirlilik, öyle Fatma Betül Sayan Kaya’yı Whatsapp grubundan atmakla, “tövbe fonu”na para iade etmekle temizlenecek gibi görünmüyor. Bu arada, Fatma Betül Sayan Kaya’nın tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildini de belirtelim.
Geldiğimiz noktada bir gerçeği açıkça ifade etmek gerekiyor, iktidar mevcut alaturka sistemin ruhuna uygun olarak, memleketi hep ayak üstü kararlarla yönettiği için büyük bir açmaza girmiş bulunuyor. Eğer ‘hukukun üstünlüğü’nü hakim kılarak adaleti herkes için eşit bir şekilde uygulayamazsa, sonunda AK Parti ile birlikte ülke de kaybedecek…
