Bugün kadınların günü...

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Amacı kadınların bulundukları toplumda eşit haklardan yararlanmaları gereken bireyler olduklarını hatırlatmak, bir gün için dahi olsa sorunlarını konuşmak. İlk kez 1911’de kutlanmış, 1975’de BM kutlamaları evrensel hale getirmiş. Bir süredir de temalarla anılmaya başlanmış. Her yıl kadınların haklarını elde etmekte zorlandıkları bir konu ya da alana ağırlık verilmiş.
Bu yılın teması ise “DigitAll: Cinsiyet Eşitliği için İnovasyon ve Teknoloji” olarak belirlenmiş. Birleşmiş Milletler kadın sayfasında yazdığına göre bu temanın seçilmesinin nedeni yapay zeka uygulamaları üstünde çalışanların sadece yüzde 22’sini kadınların oluşturması, incelenen 133 sanal sistemde yüzde 44 önyargı bulunması, araştırmaya katılan kadın gazetecilerin yüzde 74’nün çevrimiçi şiddet gördüğünü açıklamasıymış.

Hedef belli ki sanal dünyada bir bilinçlenme yaratmak, hem kadının burada daha fazla temsil edilmesini sağlamak, hem de kadın tacizine dikkat çekmek. Başarılı olunur mu bilinmez ama denemekte yarar olduğuna şüphe yok. Bu alanda bir ilerleme sağlanması, kadının bedenine ve cinselliğine indirgenmeden görülebilmesi için çalışılması önemli. Belki böylece tarihsel ön kabül ve yargıların aşılması için bir adım daha atılmış olur.

Umut bu ya bakarsınız böylece Türkiye ve dünyanın geri kalanında daha az kadın erkeklerin kirlendiğini varsaydıkları namusları yüzünden öldürülür. Daha az kadın feshettiğimiz İstanbul Sözleşmesi’nin 33’inci maddesiyle yasaklanan psikolojik şiddete, 36’ıncı maddesinde geçen cinsel şiddete, 37’inci maddesiyle men edilen zorla evlendirmeye maruz kalır. Kim bilir belki biz erkekler kadınların her anlamda bizimle eşit olduklarını düşünmeye bile başlarız.

Hayat arkadaşlarımızdan, çocuklarımızdan ve hatta beraber çalıştıklarımızdan cinsiyetlerine göre belirlenmiş roller oynamalarını, sorumluluklar almalarını istemeyiz. Nihayetinde ne İstanbul, CEDAW gibi sözleşmeleri ve ulusal yasaları bilmemiz, ne de onların ille de geçerli veya etkili olmasına kadar beklememiz gerekiyor. Kendimizi karşımızdakinin yerine koymamız bilinç sıçramamız için yeterli.

Ben olsam ne hissederdim sorusunu sorarsak ne yapmamız, hepsinden önemlisi de ne yapmamamız gerektiğini kolayca bulabiliriz. Kadınların sadece kadın olmaları yüzünden maruz kaldıkları ve kalabilecekleri şiddetten kurtarmak yolunda küçük ama önemli bir adımı biraz düşünerek, biraz da insan olmanın ne demek olduğunu sorgulayarak, kimsenin desteği olmadan atabiliriz.

Ama hepimiz atamayacağımız, atmak istemeyeceğimiz, BM’nin digital odaklı kampanyasını duyamayacağımız, duysak da ciddiye almayacağımız ve bu 8 Mart günü de yıllardır olduğu gibi ticari reklam ve siyasi propaganda arasında eriyeceği için bizim düzenleyici, uyarıcı sözleşmelere, yasalara ve farkındalık yaratıcı kampanyalara ihtiyacımız var. Ancak bu yıl dünyanın pek çok ülkesinde, özellikle de Türkiye’de kadınların sesini duyurması her zamankinden daha zor.

Ukrayna Savaşı’nın şiddeti, ekonominin seyri, depremin sonuçları ve seçimler en azından bizde kadın sorununun ikinci plana atılmasına daha da uygun bir zemin hazırlıyor. Görünen o ki kadınlar sorunlarının konuşulması, çözümlerinin tartışılmasından, mağduru ve biraz da taşıyıcısı oldukları idrak düzeyinin empatiyle artmasından ziyade bugünün anlamını kavradığına inananların küçük jestleriyle yetinmek zorunda kalacaklar.

Çiçekçiler bol bol kırmızı karanfil satacak, hediyeler alınacak, bir 8 Mart daha Anneler Günü ile Sevgililer Günü arası bir yerlerde kutlanacak. Kimileri kadınları annelik rolü ve eski Sovyet coğrafyasında olduğu gibi vatanseverliği, üretime katkısı üstünden anlatacak. Bazıları da siyasi eğilimine uygun savaşan kadın fotoğrafları yayınlayacak. Olsa olsa birkaç erkek daha bugün bulaşık yıkayacak, eşine veya sevgilisine hoş görünmeye çalışacak.

Çok azımız da 8 Mart’ın tartışmalı tarihinden, Mary Wollstonecraft’tan Simone de Beauvoir’a oradan da günümüze uzanan feminizm anlatısından, Suat Derviş ve Duygu Asena gibi yazarlardan, eşitlikçi romanlardan, verilen mücadeleden, oy hakkının nasıl kazanıldığından söz edecek. Eşitsizlik istatistiklerini paylaşacak. Haklı ve makul nedenlerle de İstanbul Sözleşmesi’ni gündeme getirecek...

YORUMLAR (5)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
5 Yorum