Münih Güvenlik Konferansı’nın yıldızı...

Münih Güvenlik Konferansı 1963’den bu yana düzenlenen, devlet ve hükümet başkanlarının, bakanların, üst düzey askerlerin önemsediği, ortalama 400 kadar katılımcısı olan bir etkinlik. Konferansın katılımcılarına, mahiyette gelenlere ve basın mensuplarına yıllardır Bayerischer Hof oteli ev sahipliği yapıyor. Dünya ama özellikle de Avrupa politikasını şekillendiren pek çok önemli konuşma burada gerçekleşiyor.

Geçtiğimiz yıl ABD Başkan Yardımcısı Vance’in yaptığı konuşma ülkesinin Avrupa’dan kopuşunu simgelediği için önemliydi. 2007‘de Putin dünyayı aynı kürsüden uyarmış, Rusya’nın NATO genişlemesine karşı sessiz kalmayacağını söylemişti. Bu yıl da ev sahibi Almanya’nın Başbakan’ı Merz çok önemli bir konuşma yaptı, Avrupa güvenliğinin bundan sonra kendilerinden sorulacağını vurguladı. Davos’a Kanada Başbakanı Carney’in konuşması damgasını vururken Münih’te Merz vardı.

Konferansın sayfasının yanı sıra Foreign Affairs, YouTube dahil pek mecrada bulunabilecek Merz’in konuşması bizim açımızdan da önemliydi. Her şeyden önce Türkiye’den bahsetti. Değerlerimiz tam örtüşmese de karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler geliştirmek istiyoruz diyerek Japonya ve Kanada’dan sonra Türkiye’yi saydı. Ardından Hindistan, Brezilya ve Körfez ülkeleri geldi. İkincisi Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42.7 maddesine atıfta bulundu. Yani bir AB üyesine dışarıdan saldırı olursa biz hazırız mesajı verdi.

Konuşmasının sonunda da Danimarka’ya diplomatik bir üslupla güvence vermeyi ihmal etmedi. Amerika’yı karşısına almamaya da özen gösterdi. Ayrıca Grönland krizinin diplomatik çözümünün bulunduğunu ima etti. Şimdilik Baltık güvenliğine katkı yaptıklarını ama ileride daha kuzeye de ulaşacaklarının altını çizdi. Sanırım böylece Amerika’yı hem caydırmaya hem de bölge güvenliğinin Almanya tarafından sağlanacağını söylemeye çalıştı.

Merz komşularına da bizden çekinmeyin demeye getirdi. Güçlü bir Almanya’nın onların da çıkarına olduğunu, imzaladıkları antlaşmalara sadık kalacaklarını, nükleer caydırıcılık konusunda Fransa ile çalıştıklarını, bu yıl bir sonuca varacaklarına inandığını, her şeyin NATO bünyesinde olacağını anlattı. Bir de Avrupa’nın en büyük ordusunu kuracaklarını aktardı. Rusya’dan korkmayalım, Çin’le rekabete dayalı ilişkiler geliştirelim mealinde konuştu. Öte yandan nükleer silah istemeyiz gibi bir laf ağzından çıkmadı.

Ancak “42.7” bizi de dolaylı olarak ilgilendirdiği için bana konuşmasının en çok ciddiye almamız gereken bölümü gibi geldi. Çünkü bu maddenin Grönland ya da Ukrayna, daha doğrusu Amerika ya da Rusya nedeniyle fiili işlerlik kazanması bizim gibi AB’nin iki üyesiyle kronik sorunları olan bir ülkeyi doğrudan ilgilendirmekte. Yunanistan ve/veya GKRY’nin Türkiye ile askeri değilse bile siyasi açıdan hesaplaşmayı cesaretlendirme potansiyeli taşımakta.

Doğrusunu isterseniz ben yakın bir gelecekte ne Kıbrıs sorununun çözüleceğini ne de iki ülke arasında şu sıralarda esen dostluk rüzgarlarına rağmen Ege ve Akdeniz’deki yetki alanlarıyla diğer sorunların kolay kolay aşılacağını, kalıcı bir çözüme kavuşturulabileceğini sanmıyorum. Yanılmayı çok isterim ama Kıbrıs’ta Erhürman’ın, Yunanistan’da Mitsotakis’in iyi niyetli çabalarına ve Türkiye’nin tüm esnekliğine rağmen tarafların artık iyice perçinlenmiş pozisyonlarında taviz vermeye yanaşmayacaklarını düşünüyorum.

Dünya siyasetinin doğası gereği, fırsat ortaya çıktığında GKRY de Yunanistan da elindeki imkanları çıkar ve beklentilerini maksimize etmek için seferber edecek, kendi pozisyonu bize dayatmak amacıyla AB üyeliği ayrıcalığını daha fazla kullanacaktır. Türkiye, taşlar yerine oturup Ukrayna savaşı bittikten, Amerika krizi istikrara kavuştuktan sonra çok olasıdır ki karşısında bir blok olarak AB’yi bulacaktır. Bundan kaçınmanın tek ve en gerçekçi yolu giderek daha fazla çok vitesli hale geleceği belli olan AB’ye bir şekilde katılmaktır.

Çoğumuz farkında olmasak da Türkiye biraz dünya ve bölge dengelerindeki değişmeler, biraz da kendi öngörülü politikalarıyla günümüz itibarıyla güney sınırlarının güvenliğini sağlamış, Ermenistan’la olan ilişkilerini normalleştirme yolunda adımlar atmış, bir yandan boğazları diğer yandan donanması ve askeri imkanlarıyla Karadeniz’e gerektiğinde hakim olabilme potansiyeline erişmiştir. Çevresinde teke tek bırakıldığında baş edemeyeceği hiç bir ülke ya da sorun kalmamıştır.

Şimdi mesele otonomlaşan Avrupa’dan gelebilecek tehditleri, riskleri bertaraf edecek uzun erimli bir politikanın benimsenmesindedir. Gümrük Birliği revizyonu, vize serbestisi tabii ki önemli ve önceliklidir. AB’nin Mercosur ve Hindistan’la yaptığı anlaşmaların olumsuz etkilerini giderecek ve ayrıca otomotiv sanayinin karşılaşabileceği sorunları aşacak tedbirler için müzakere de şarttır. Fakat asıl hedef üyelik sürecini canlandırmak olmalıdır.

Dünya dengelerinin böylesine yerinden oynadığı, Türkiye, artık tatbikatlarla Avrupa’ya taşan askeri gücü, Afrika’dan Asya’ya siyasi etki alanıyla Almanya’nın ve diğer pek çok AB ülkesinin dikkatini çektiği bir dönemde AB üyelik sürecini canlandırmak için çalışmalıdır. Jeopolitiğin bu denli önem kazandığı bir zeminde teopolitik önemini yitirmekte, Türkiye’nin Müslüman kimliği, görece az gelişmiş ekonomisi üyelik önüne konabilecek engel olmaktan çıkmaktadır. Kıbrıs’ın da şu aşamada kullanım değeri düşüktür.

Önümüzdeki tek engel insan hakları sorunlarımız, hukukun üstünlüğü konusundaki açığımızdır. Jeopolitik vizyonu için Mısır, Suudi Arabistan ve hatta Birleşik Arap Emirlikleriyle barışan, Rusya’yı ve Amerika’yı arzuladığı istikamete çekmeyi başaran Türkiye isterse bu açığı da kapatır. Bunu bugünkü iktidar yapamazsa iktidarın talipleri yapabilir, yapacağını şimdiden taahhüt edebilir, en azından gerçekçi bir dış ve güvenlik politikası benimseyip bunu AB ile olan ilişkilerin gelecekteki zemini haline getirebilir…

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.