Oxfam raporu ve küresel eşitsizlik

Oxfam, Quaker inancındaki insanlar tarafından İkinci Dünya Savaşı sırasında Yunanistan’da işgal ve abluka nedeniyle açlık çekenlere yardım amacıyla 1942 yılında Oxford’da kurulan komiteyle temelleri atılmış uluslararası bir yardım örgütü. Önce küçük çaplı etkinliklerle işe başlamış, sonra da insan aklının ve doğanın yarattığı büyük sarsıntılar karşısında düzenlediği kampanyalarla kendini ispatlamış. Büyük seller, kuraklıklar ve depremler kadar Bosna’dan Gazze’ye savaşlarda da karşımıza çıkıyor.

Filistin sorununda takındığı tavır nedeniyle de İsrail tarafından sıkılıkla eleştiriliyor, bazen de antisemitik olmakla suçlanıyor. Büyük şirketlerin de Oxfam’dan hoşlandıklarını söylemek zor. Starbucks’ın Etyopya’dan aldığı kahveyi daha da ucuza getirmek için yaptıklarını açıklaması 2006 yılında ciddi sorunlara neden olmuştu. Dünya ticaretinin daha adil olması çağrılarının, ücret eşitsizliğine verdiği önemin de pek çok büyük şirketi ve yöneticisini rahatsız ettiği sır değil.

Şu sıralarda ise en çok Amazon’un sahibi Jeff Bezos’a rahatsızlık veriyorlar, üç yılda servetini 32 milyar dolar arttırmış olmasını, keyfi için 5,5 milyar dolara mal olan uzay yolculuğuna çıkmasını ona çok görüyorlar. Dünyanın en zengin, dolayısıyla da en etkili insanlarının, devlet temsilcileriyle birlikte katılıp hoş şeyler konuştukları Davos’ta sundukları raporlarında Amazon çalışanlarının sefaletiyle onun serveti arasında bağ kuruyorlar. Daha da fecisi devletleri eşitsizliği ortadan kaldırmak için tedbir almaya çağırıyorlar.

2014’den bu yana benzeri çağrılar yaptıkları için raporlarının Aplerin büyülü havasını zehirlediğini, patronların ve milyarder CEO’ların Davos’ta bulduğu huzuru, güveni, servetlerinin yakında daha da artacağına olan inancı değiştirdiğini pek sanmam. Onlar Bangladeşli kadınların bundan sonra da hafta altı gün, günde 11 saat çalışacağını, küresel şirketlerin her yıl artan karlılık hedeflerine ulaşmaları için aylık 72 değilse bile 100 küsur dolarla yetineceğini nasılsa bilirler.

Emin olun her türlü krizin kendilerine fayda ürettiğinin, tetikleyicileri oldukları iklim değişikliğinin daha çok kar ve para anlamına geldiğinin, Kovid salgınının buldukları aşılarla milyarlarca dolar daha kazanmalarına yol açtığının, devletlerin de nihayetinde halklarını değil kendilerini koruyacağının, Marx’ın uyarıları işe yaramadıktan sonra Oxfam’ın uyarılarının hiç işe yaramayacağının, bu tür çabaların daha önce de sergilendiğinin ve sonuç getirmediğinin farkındadırlar.

Ancak onlar ne düşürse düşünsün ben Oxfam’ın 2024 raporunu, hiç olmazsa özetini, okumanızı öneririm. Eşitsizlik Şirketi başlıklı rapor Amerika’nın iyi anlamda şahsına münhasır senatörlerinden biri olan Bernie Sanders ve Bangladeş’in kadın haklarını savunan sivil toplum örgütü KN’nin yöneticisi Rokeya Rafique’nin kendi ülkelerindeki durumu anlattıkları önsöz yazılarıyla açılıyor. Ardından Jeff Bezos ve onun servetiyle çalışanlarının sefaleti arasındaki karşılaştırma geliyor. Takip eden sayfalarda da küresel eşitsizlik rakamlarla anlatılıyor.

Son üç yıl içinde dünyanın en zengin beş insanının servetlerini iki misli arttırmalarına karşılık 5 milyar insanın gelirinin, dolayısıyla da yaşam standardının düştüğünü, bu beş zengin adam servetinden her gün 1 milyon dolar harcasa bitirmeleri için 476 yıl gerektiğini, servetin büyük kısmının küresel kuzeyde konuşlandığını, en zengin yüzde 1 ile en fakir yüzde 50 arasındaki uçurumun her geçen yıl derinleştiğini ve kapanmasının imkansız hale geldiğini vurguluyorlar.

Oxfam raporunun ilk önerisi devletin güçlendirilmesi, eğitimden taşımacılığa, sağlıktan enerjiye özel sektörün ağırlığının azaltılması yönünde. İkinci önerileri şirketlerin kontrol altında tutulması, tekellerinin kırılması, daha çok vergi vermelerinin sağlanması, vergi cennetlerine kaçmalarının önlenmesi. Var olan koşullar altında hepsi zor ama kar amacı gütmeyen şirket kurulmasını içeren en son önerilerinin gerçekleşmesi bence en zoru. Yine de bu tür raporları okumakta, konuşmakta ve tartışmakta yarar var.

Ne de olsa biz de bu küresel adaletsiz sistemin içinde yer alıyoruz, nihayetinde hepimiz hem kendi sermaye sahiplerimiz, hem de küresel tekeller tarafından sömürülüyoruz. Raporun bir kez daha hatırlattığı gibi birinin refahındaki, zenginliğindeki orantısız artış ancak diğerinin sefaletindeki artışla mümkün oluyor. Bugün pahalı arabalara binen, lüks yatlarda dolaşan, ihtişamlı evlerde oturan, varlıklarına her yıl varlık katan zenginlerimiz bizleri bir kez üretim süreçlerinde ve hizmet ağlarında sömürürken, yani emeğimizin karşılığını vermezken, ikinci kez de pazar mekanizmasında beğeni yaratarak beklentilerimizi tanımlamaları, maliyet yerine beğeni ve beklenti üstünden ürün fiyatlamalarıyla sömürüyor.

Türkiye’de de insanlar dünyanın pek çok başka yerinde olduğu gibi açlık sınırı altında bir ücretle işyerlerinde çalıştırılıyor, her türlü krizin faturası en zayıf kesime çıkartılıyor, üniversitelerde dahi ücretler sıradan bir evin kirasının altında kalıyor. Sosyal ve siyasal güvencelerden mahrum, çoğu sendikasız bizlerse bazen korkudan fakat çoğunlukla refahımızdan ziyade başka konuları daha çok önemsememizden hakkımızı, hukukumuzu savunamıyoruz, dünya kapitalist sisteminin işleyişini tartışamıyoruz.

Umarım Oxfam gibi örgütlerin raporları sadece bazı milyarderlerin ve belli başlı bir kaç şirket ve ülkenin huzurunu -geçici de olsa- kaçırmakla kalmaz dünya kapitalist sisteminin eşitlikçi bir şekilde yeniden örgütlenmesine ve tabii ki bizim de daha adil bir yapı içinde yaşamamızı sağlayacak şartların oluşmasına, üretimle, eğitimle, hizmetle yaratılan servetin hakkaniyetli bir şekilde paylaşılmasına, hepsinin ötesinde bu konuların tartışılmasına yardımcı olur. İyi, huzurlu, bol okumalı ve çok düşünmeli bir pazar günü dileğiyle…

YORUMLAR (11)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
11 Yorum