Aşırı ilerleme

İnsanlık ilerliyor.

Bunu herkese sürekli gösteriyorlar.

Savaş gemileri, savaş uçakları, engel tanımayan tanklar, tahrip gücü yüksek bombalar, denizaltılar, kıtadan kıtaya füzeler.

Hepsi çok pahalı, hepsi çok gelişmiş.

Birinci ve ikinci dünya savaşlarında ilerleme şöyle bir ayağa kalktı! Sayısız yıkım ve trajedilerin yanında on milyonlar size ömür.

“İnsanlık” sürekli ilerlerken insan ise hep aynı.

Dokuz aylık doğuyor, sıcağa soğuğa, mikroplara dayanıksız.

Kıskanç, hırslı, zazzafları var, dedikoducu, güzel, çirkin, iyi, kötü.

Havadan nem kapıyor, kanser oluyor, doğal yiyecek ve içeceklere erişimi sürekli azalıyor. Cep telefonu olmadan yaşayamıyor, sürekli birileriyle konuşuyor ve çok yalnız olduğundan şikayet etmeden duramıyor.

Adalet diye bir şey de var. Ama kim bilir nerede?

Şimdi küresel, bölgesel ve yerel gündem varsa- yoksa terör.

Terör, ilerlemenin, yani esas itibariyle savaş endüstrisinin bütün araçlarını kullanabiliyor. ‘Terörist’ bilimle uğraşmaya vakit ayıramayacağına göre, epeyce ‘ilerlemiş’ birileri ona silah ve galiba ‘amaç’ veriyor.

Biraz bekleseler zaten herkes ölecek.

Ama ‘ilerlemiş’ zihinsel yapının acelesi var. İlle de bombalayıp ‘hemen’ öldürmek istiyor. Çarşıda, pazarda, metroda, hava alanında, her yerde. Her durumda ve her yaşta.

Bu bir ne? Bu bir zıvanadan çıkma hâli.

Ve aslında herkes çok şaşırmış gözükse de, çok ilerlemiş büyük insanlık, gerçeği bütünüyle biliyor gibi.

Evet tekrarlayalım, insanlık çok ilerledi.

Ama hani nasıl demişti bir gün bir adam: “Hakikat arayışının en korkunç yanı, onu bulmaktır.”

16-03/26/dcgxvdg.jpgBak bakalım, ileride akıl ve adalet görüyor musun?..

Çözümsüz mü?

Şehrimizde araba sahiplerinin temel bir derdi var; otopark. Otoparkların yetersiz olduğunu herkes kabul ediyor. İstanbulluların olmadık yer ve şekillerde araba park etme becerisi ise gerçekten kutlanmaya değer. Fakat bu sorunla birlikte başka bir sorun daha var; esnafların araba park etmesin diye dükkânların önüne koydukları ıvır zıvır. Öyle ki bazan merdiven, demir parmaklıklar, tırmık gibi şeyler bile koyabiliyorlar. Aslında hem buna hakları yok, hem de çok çirkin görüntüler oluşuyor. Çaresizce parkeden araba sahipleriyle kabaca tartışmaları da işin başka boyutu. Bütün yerel yönetimleri âcilen bu ‘esnaf’ yaklaşımına karşı göreve çağırıyorum. Artık ceza mı olur, cezayla birlikte o nesneleri oradan alıp götürmek mi olur bilemem. Şehrin bu temel sorununu ilgililerin ilgisine arz ederim.

Melih S.

Harem

Türk ailesinde en az hatunlar kadar, hatunların evleri, oturdukları yerler de hürmete şayandır. Binaenaleyh bu yerler, ismet kaleleriyle kuşatılmış, hürmet siperleriyle donatılmıştır. Bu sebeple hatunların hâneleri, Ka’be ve Ravza (Hz. Peygamberin Medine’deki mescidi) gibi bir harem kabul edilmiştir.

Harem korunmuş kaledir

Bir elif ilavesiyle harâm olur.

Türk edibi Sufîyullah Yâr Hazretlerinin Murâdu’l- Arifîn adlı eserinde yer verdiği bu beyit, Tark haremlerinin gerçek yönünü belagatle ifade etmek değil, mevcut durumu açıklamaktan ibarettir. Haremin muhafaza edilmesi elbette zorunludur. Zira harem hürmet kalesidir. Bir elif harfi ilavesiyle Türk’ün haremi, Kâ’betu’llah gibi Beytu’l-Harâm olur...

Hatun- Musa Carullah- Kitabiyat

Kütüphanenizi elden geçirirken atmak üzere bir kenara ayırdığınız kitapları atmayın. Çok sayıda köy ilkokulu kütüphanesi kitap bekliyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.