Eski değil yeni Türkiye için muhalefete ihtiyaç var
Erdoğan iktidara geldiği 2002 yılından bu yana Türkiye’yi geri dönüşü olmayacak bir şekilde değiştirdi. Muhalefetse bu değişimi yok sayarak, değersizleştirmeye çalışarak izledi. Tabi bu esnada dünya da değişti ancak Türkiye’nin muhalifleri için Erdoğan iktidarda olduğu müddetçe hiçbir değişimin kıymeti harbiyesi yok.
Hem Türkiye’de hem dünyada olanları Erdoğan’ın işine yarıyor mu yoksa yaramıyor mu perspektifinden bakan muhalifler, dünyadaki değişimi de ıskaladı. Bundan dolayı da Türkiye’nin ABD, AB, Ortadoğu, Afrika, Türki Cumhuriyetler ve Rusya ile olan ve 2002 yılından beri kökten değişen politikaları hakkında, bu zamana kadar ciddi bir muhalif projeye hemen hemen şahit olamadık. Muhalifleri Erdoğan‘ı hep eleştirdi ancak tesis ettiği değişime karşı kamuoyunu ikna edecek alternatifler oluşturamadı. Bunun sağlamasını yapmak için dış politika, eğitim, sağlık hatta ekonomi alanlarında hükümete alternatif oluşturabilecek herhangi bir siyasi konseptin hafızalarda yer alıp almadığını hatırlamaya çalışmak yeterli olacak.
Bugün gelinen noktada ise, iktidarın sürdürdüğün reel politikayla, muhaliflerin afaki söylemleri arasında oluşan çok geniş bir mesafe var. Türkiye’de demokrasinin en büyük zaafı sadece hükümet icraatları değil, bu icraatları yapıcı ve gerçekçi bir eleştiri süzgecinden geçirecek muhalefetin olmaması.
Son 25 yılda Türkiye’de çok şey değişti hatta her şey değişti. Bu değişimi takdir ve idrak edip daha iyi bir vizyon sunabilenler ikna edici olabilir, inkar edenler değil. Hele bir de tedavüle 1990’lar nostaljisini sürenler var ki, insanın havsalası almıyor.
Dünya da artık Türkiye‘de çok şeyin değiştiğini gördü ve Türkiye ile ona göre müzakere ediyor. Ama Türkiye’deki muhalif anlayış hala 25 yıl hiçbir şey olmamış gibi davranarak, gizli ve açık olarak her şeye 25 yıl geriden tekrar başlayabileceklerine inanıyor.
Yıllar içinde muhaliflik, Erdoğan’ın işine yarıyor mu yaramıyor mu sığlığına dönüştü. Bu durum belki muhalifleri psikolojik olarak tatmin ediyor ve ama sosyolojik hiçbir karşılığı yok. Bunun yıllar içinde anlaşılması gerekiyordu; Erdoğan görmezden gelinerek değil ancak aşılarak geçilebilir. Muhaliflerin büyük çoğunluğu muhtemelen bu yapıcı duruşa ömürleri boyunca varamayacak.
Adalet Bakanı Akın Gürlek ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin atanmalarıyla mecliste yaşanan tiyatro muhalefetin yaşadığı zihinsel bulanıklığa yeni bir örnek oldu. Muhalifler, iki yeni bakanın göreve gelmesinin siyasi nedenleri, sonuçları hakkında günden oluşturmak yerine, yemin törenini şiddete başvurarak engellemek gibi akıl dışı bir yol seçtiler. Muhalif kamuoyuna kestikleri raconla hava attılar. Bu racon yandaşları belki memnun etti ama kamuoyunu ikna etmedi.
Üç aşağı beş yukarı muhalefet cephesinde aynı şeyleri izliyoruz. Müstehzi, aşağılayan, ukala hasılı sevimsiz bir muhalif söylem. 2002’den beri kendisini tekrarlayan tatsız bir üslup.
Muhalefetin realityle içsel barışını tesis etmesinin vakti geldi ve geçiyor. "Dünya değişiyor ve Türkiye yolunu buluyor"; birilerinin bunu muhaliflere anlatması gerekiyor. Eski Türkiye artık geride kaldı. Eski değil yeni Türkiye için muhalefete ihtiyaç var.
