Anlı şanlı köşe yazarlarımıza ne demeli?

Duşanbe-İstanbul seferi için THY uçağına eşimle binerken sunulan gazetelerden Hürriyet ve Sabah’ı seçtik. Seyahatlerde uyuyamayan bir kişi olarak dört buçuk saati gazete okuyarak geçirdim. Pazar günü seyahat ediyorduk, bu iki gazetenin ekleriyle beraber sayfa sayısı 148 idi. Şüphesiz bunda reklama dayalı gazetecilik yapılması etkendi. Modern hayat reklamın egemenliğinde şekilleniyor…

On gündür Tacikistan’daydık ve bu süre zarfında ülkemizde olan biteni anlamak için okumalarımda merak ve dikkat ön plandaydı. Bunun sonucu ‘gel de görme’ dedirten yazma özürlerine birer mim koydum. Öyle sanıyorum ki, adeta ‘yazı makinesi’ hâline gelen köşe yazarlarımız, yazılarını bir an evvel bitirerek rahatlamayı tercih ediyorlar. Dolayısıyla bir edebiyatçı gibi özen göstererek yazmayı gerekli görmüyorlar. Muhtemelen gazete okurunun ince eleyip sık dokuyan bir muhatap olmadığı varsayımına da sahipler. Bu bağlamda, 6 Mayıs tarihli söz konusu gazetelerden aldığım notları sizinle paylaşayım:

Ahmet Hakan, yazarlık kabiliyeti olan ve çok okunan köşe yazarlarından. Yazma becerisine sahip olmanın rahatlığıyla oyun oynarcasına yazmakta. Kelime seçerken ‘böyle de olur’ diyenlerden. İşte örneği: “… stres atamadım vallaha.” Kelimenin doğrusunun vallahi olduğunu bilmez değil, dile sakız çiğnetmekte beis görmüyor.

Ertuğrul Özkök’ün köşe yazarlığı da farklı değil. Hürriyet’e yayın yönetmeni ve yazar olarak damgasını vuran bir isim olmanın fütursuzluğuna da sahip. Köşesindeki yazılardan birinde, “ Ağa Han ödülünün ne olduğunu yine anladım” diyor ve Demirköy Evleri’nden ( Doğrusu Demir Tatil Köyü ) söz ediyor ve bu evlerin mimarı olarak Emine Öğün’e övgüler düzüyor. Mimariye biraz ilgisi olanlar bu evlerin mimarının Turgut Cansever olduğunu bilir. Emine Öğün, Turgut Bey’in kızı olarak bu projeye, eşi Mehmet Öğün ve kardeşi Feyza Cansever’le birlikte katkı verenlerden sadece.

Bu arada şöyle bir cümle de kuruyor: “ Bir deneyim, bir kültürel expedition… Tabiat burada yaşıyor.” “Expedition ve tabiat” kelimelerini birlikte kullanarak liberal kimliğini öne çıkartmakla kalmıyor, Türkçe meselesi olmadığını da gösteriyor.

Türkçe meselesi deyince, bir kayıt düşelim. Özkök, Temel Karamollaoğlu’nun bir sözünü aktarıyor: “İnşallah 24 Haziran çalışana insanca yaşam koşullarının sağlandığı…” Çağdaş görünme çabası öztürkçe kelimeler seçerek de sergileniyor. Nereden nereye…

***

Sabah gazetesinden aldığım notları da paylaşayım:

‘Usta gazeteci’ sıfatına sahip Hıncal Uluç’tan bir cümle: “ Bütün tüllap ( Doğrusu tüllab), ezber bilirdik.” Eski bir kelimeyi rastgele kullanmak ustalıkla nasıl bağdaşıyor?

Cem Sancar’ın “Marks’ın foyası” yazısından ‘…merd-i kıpti sirkatin söyler’ sözünü hatırlatan bir alıntı: “ Maalesef bizimkilerin, meselâ şiirlerine âşık olduğumuz Atilla ( Doğrusu Attilâ ) İlhan gibi aydınlanmacıların…” Adını doğru yazmayı dahi bilmediği kişinin şiirlerine âşık olunabiliyormuş!

YORUMLAR (9)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
9 Yorum