Nostalji
Batı kaynaklı modern hayat tarzına geçmeye başladığımızdan beri sohbet kelimesi tam doğru anlaşılamaz oldu bizde… Aslında sohbet sadece karşılıklı konuşmak değil… Sohbet “arkadaşlık”tan geliyor; yani “birlik”ten, “beraberlik”ten, diğerine “ilgi” göstermekten geliyor.
Modern hayat tarzında en büyük kayıplarımızdan biri bu anlamda sohbet kültürümüz oldu. Adam veya kadın eşiyle, baba-anne evladıyla “beraber değil. Fiziksel olarak bir arada olsa da duygusal olarak “birlikte” değil. Ona “ilgi” göstermiyor. Modern hayat bizlere -evet- bedensel olarak rahat ettirecek çok şeyler verdi; fakat hayatımızı huzurlu kılan birçok şeyleri de bizlerden götürdü.
Modern insanlar fiziksel olarak bir arada yaşıyor; mesela aynı otobüs veya metro durağında onlarca, yüzlerce insan bir arada bulunuyorlar. Fakat duygusal, ruhsal olarak birbirine kapalı dünyalardalar.
Halbuki eskiden insanlar uzaklarda bile yan yanaymış gibi ilgilenirlerdi birbiriyle. Yani eskiden hayatlar daha insanî idi.
Yıllar önce bir anma programında bir akademisyen dostumla yan yana konuşmacıyı dinliyorduk. Konuşmacı, “Eskiden insanlar daha mutluydu” anlamında bir şey söyleyince yanımdaki zat bana sordu:
“Hocam, ne dersiniz, eski insanlar şimdikilerden daha mı mutluydu? Şimdi insanlar daha mı mutsuz?”
Ben de, “Şimdi insanlar daha mı çok mutlu, daha mı az, onu bilmiyorum; ama eski insanların şimdikilere göre daha ‘insan’ olduğunu söyleyebilirim” dedim.
Evet, kanaatimce eski insanlar daha çok ‘insan’dı. Şu örneği veriyorum hep:
Eskiden Sivas’ta bir cenaze olduğunda birçok insanın haberi olurdu, mahallelerde duyulurdu. Ben köylü çocuğuyum; köyümüzde bir cenaze olduğunda o gün işe gidilmezdi; komşu köylere adamlar gönderilir, salalar okutulurdu. Şimdi Türkiye nüfusunun beşte birinin yaşadığı İstanbul’da alt kattaki cenazeden üst kattakilerin haberi olmuyor.
Yani modern hayatta insanlar birbirine fiziksel, bedensel olarak yakın da olsa duygusal, ruhsal olarak çok uzaklarda ve yabancılar... Modern hayatta insanlar dünyanın en uzak yerleriyle iletişim kurabiliyorlar ama en yakınındaki insanlardan habersizler. ‘Sohbet’i kaybettiğimiz ölçüde gerçek insanî değerleri de kaybediyoruz. Bu duygu kaybı insanları birbirine yabancılaştırıyor; ulusal ve uluslararası ilişkilere acımasızlık, şiddet, kavga, savaş üretiyor.
Eski insanlar -evet- daha az bilgililerdi ama aralarında sürdürdükleri sohbet geleneği aynı zamanda bir yüz yüze olma, bir temas; bir göz teması, el teması, söz teması ve ruh temasıydı.
Sivas’ta İsmail Hakkı Toprak adında bir gönül adamı vardı; İhramcızâde diye bilinirdi. 1969 yılında vefat etti. Merhum çok konuşmazdı ama sunduğum anlamda sohbet ehliydi. Kutup yıldızı gibi erişilmez-ulaşılmaz bir kutub değildi; sen gibi, ben gibiydi; yani sözüyle ve haliyle bizdendi, bizimleydi. Onun ‘yol’u, merak doğuran, uyulması zor kuralları ve merasimleri olan, içine girilmesi zor, çıkılması zor bir tarikat değildi; kendisi de öyle bir tarikat ehli değildi.
Galiba 1998 yılıydı; ilmî bir toplantıya katılmıştım. O zamanlar çok meşhur olan (sonradan foyası meydana çıkan) bir zatın da o toplantı binasına geldiği söylenmişti. Onun okullarında olduklarını tahmin ettiğim 12-13 yaşındaki öğrenciler o zatın binada olduğunu duymuşlar. Yüzlerce öğrencinin, onun yüzünü görmek için o kapıdan bu kapıya koşuştuklarını hayretle ve kaygıyla görmüştüm.
İhramcızâde böyle bir mit değildi, kendini mitolojik bir varlık olarak tanıtmamıştı. Öyle olmadı ve öyle görülmedi. Öğrenciliğimden hatırlıyorum; bastonuna basa basa yürüyerek camiye giden mütevazı, sıradan insandı. İşte o görünüşteki sıradanlıktır ki, onu ruhta yüce yapmış ve herkese çok sevdirmişti. Bu çok önemlidir; bu nebevi ahlakın ta kendisidir.
Bizde şeyhlerin, evliyaların kerametlerinden çokça bahsedilir. Ama keramet ulaşılamazlığı ifade eder. Gerçek sufiler keramete önem vermemiştir. Şundan dolayı: “Nasıl olsa ulaşılamaz insanlar onlar. Biz onlar gibi olamayız... İyisi mi hiç uğraşmayalım.” İşte büyük yanlışı burada!.. İyilerin hayatı ulaşılamaz hayat değil, aksine bizim de yaşayabileceğiz bir hayattır.
Hz. Peygamber “Bana uyunuz” buyurmadı mı? Eğer ulaşılamaz olsaydı nasıl uyabilirdik ona!
