Büyük stratejistler, büyük stratejiler…

Saat 7’de bir telefon bildirimi sesiyle uyandım. Ekrana baktığımda iki kelimeden oluşan bir cümle gördüm.

Savaş çıktı!”

Mesajı gördüğümde yaşadığım ilk panikle bir dünya savaşı çıktığını düşündüm.

İnsan böyle bir cümleyle uyanınca tam olarak ne olduğunu anlamıyor. Sadece ve sadece sevdiklerine bir kez daha sımsıkı sarılmak istiyor. Yeni bir güne uyanırken ilk karşılaşılan kelimenin “savaş” olması bile o günden nefret etmeye yetiyor.

Tam da bu şekilde ruh haliyle güne başlamış oldum Perşembe günü.

Haberleri kontrol ettiğimde Rusya’nın Ukrayna’ya saldırılara başladığı haberleri dönüyordu. Daha gözlerimi açalı üç dakika olmadan, uykudan yeni kalkmış halde ne düşüneceğimi şaşırdım. Gerçekten inanılmaz bir ruh hali bu!

Haberlere baktığımda rahat bir nefes alıp “neyse ki bir dünya savaşı değilmiş diye düşünmekle”, başlayan savaşın ortasında kalan insanların az önce birkaç dakikalığına da olsa benim yaşadığım kaygıyı uzunca bir süre yaşayacağını düşünmek arasında kaldım.

İlk görüntülerin ardından şu sözleri mırıldandığımı hatırlıyorum.

Günaydın. Al sana insanlığımızdan utanacağımız yeni bir gün daha…

Böyle günlerde yaşadığımız hayat, yaptığımız meslekler velhasıl her şey anlamını yitiriyor.

Daha önceki zamanlarda güneşin içinizi ısıttığı bir bahar günü sokaklarında yürüdüğünüz şehirlerde asker postallarının sesinin yankılandığını düşünmek. O şehirlerdeki dostlarınızın cıvıl cıvıl öten kuş sesleri yerine patlamalarla güne başladığını televizyondan izlemek. Yemyeşil parkların üzerindeki mavi gökyüzünün yerini gri patlama bulutlarına dönüştüğünü gözlerinizin önüne getirmek. Bir zamanlar ziyaret programı yaptığınız dostlarınızın, kapana kısılmış gibi sığınaklarda kaldıklarını görmek.

Aynı anda tüm bunları yaşadım.

Ve savaş kelimesi bütün hırçınlığıyla o an itibariyle beynimin duvarlarına gün boyu çarpmaya devam etti.

Dediğim gibi…

Hiçbir şeyin önemi kalmıyor böyle zamanlarda. Savaş, hele de çok yakın olduğumuz ve canlı takip ettiğimiz bir gerçeğe dönüştüğünde hayattaki diğer tüm kaygı ve sevinçler anlamını yitiriyor.

Bu mutsuz ruh halinden bir anlığına çıkıp kendinizi televizyonlarda oradaki durumu anlatan insanların yerine koyduğunuzda da savaştan kaçınılabilecek hiçbir gezegenin, insanlığımızdan başka sığınacak hiçbir siyasetin olmadığını bir kez daha anlıyorsunuz.

***

Özür dilerim.

Ekonomi yazarıydım ben. Ekonomi yazmam gerekiyordu. Onun için açtınız bu sayfayı.

Şimdi size neyden bahsetmeliydim?

Rusya-Ukrayna savaşının petrol fiyatlarını arttıracağından, artan enerji maliyetinden bahsetmeliydim. Buğdaydan ekmeğe giden süreçte bundan sonra bir ekmeği kaç TL’ye yiyeceğimizi hesaplamalıydım. Türkiye’nin yaz döneminde krizden çıkışının umudu olan Rus ve Ukrayna’lı turistlerle ilgili tahminler yapmalıydım.

ABD’nin ve müttefiklerinin Ukrayna’yı savaşın ortasına itip ardından savaş meraklısı Rusya’ya uyguladığı yaptırımları anlatmalıydım, etkilerini analiz etmeliydim.

Doların ne kadar olabileceği gibi hesaplara girmeliydim.

Tüm bu hesapları zaten Perşembe gün boyu yaptım. Benden çok daha iyi yapan meslektaşlarım da oldu.

Ama en azından şu yazıyı yazdığım bir saat herhangi bir sayı görmek istemiyorum.

Bütün bu sayılar içinde en nefret ettiğim ise Rusya ve Ukrayna’dan gelen kayıplara ilişkin sayılar.

Çünkü bizi bir kez daha savaşa şahitlik etmek zorunda bırakan, kimilerinin büyük stratejist olarak ilan ettiği ama aslında oldukça sıradan, karakterleri hırslarına yetmeyen ve insanlıktan nasibini almamış siyaset insanlarına karşı yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığına inandığımız için insanlığımızdan utanmakla meşgulüm.

YORUMLAR (9)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
9 Yorum